Zelal Buldan, “Bu sadece benim hikayem değil, sadece bizim hikayemiz değil, hepimizin hikayesi aslında…”

Zelal Buldan, “Bu sadece benim hikayem değil, sadece bizim hikayemiz değil, hepimizin hikayesi aslında.

  • Söyleşi: Çiğdem Ay
  • Video : Şeyhmus Baykal

Savaş Buldan 3 Haziran 1994’te yani kızı Zelal Buldan’ın doğduğu gün’’faili meçhul’ bir cinayetle öldürüldü.

Bu belgesel filmle konuşamamanın ağırlığını paylaşmak istedim, aslında yaşadıklarımızla yüzleşmeye çalıştım. Fikir buradan oluştu. Babam hakkında hiç konuşmamış olmanın belgeselini yapmak istedim. Babamın kaybedilmesinden sonra annemle bu konuyu hiç konuşmamıştık, yaşamım boyunca kaç kez niyetlendiysek de olmadı. Beceremiyorduk. Sanırım, konuşarak bu gerçekle yüzleşemiyorduk, belgeseli çekerken belki babamı  annemle karşılıklı konuşabiliriz diye düşünmüştüm. O da olmadı, yine konuşamadık.

Bendeki durum, doğum günüm ile babamın anması aynı gün, sevincin ve hüznün bir arada olduğu ve sürekli birbiriyle savaştığı bir denklem…

26 yıl sonra babasını bir belgesel film ile anlatan Zelal Buldan, İznews’e konuştu.

Zelal Buldan – Çiğdem Ay

Belgeseli izlediğimde bir yol hikayesi var , babanızla ilgili bu belgeseli çekme fikri, tarihi bir belge olarak dursun diye mi çektiniz? Yoksa babanıza duyduğunuz özleminizi perdeye mi yansıtmak istediniz?

Tarihi bir belge olsun istemedim aslında, tabi ki kendi duygularımı yansıtmak istedim. Babam hakkında konuşarak, bu konuşulmamışlığa son vermek istedim. İnsanların izlemesini istedim. Çünkü Türkiye’de yaşayıp hala bu olanları bilmeyen çok fazla insan var. Ben bunu Hanım Tosun Belgeselini çektiğim zaman fark etmiştim. Cumartesi Annelerinin Belgeselini çekiyorum dediğim anda ‘’ Cumartesi Anneleri ne ?’’ diyen çok fazla insanla karşılaştım.Türkiye de yaşayıp faili meçhul cinayetlerden habersiz olan, Türkiye’nin kaderini değiştiren birçok olayın farkında olmayan çok insan var. Ben bir kişi bile belgeselimi izlerse, bir kişiye bile yaşadıklarımızı, insanların yaşadıkları acıları anlatabilirsem mutlu olurum  düşüncesiyle giriştim bu belgesele.

Amacım;  İnsanlara izletmek onları bilgilendirmek. Bir yandan da kendime hediyemdir...

Zelal Buldan, Babası Savaş Buldan’ın anmasında

Belgeseli yayınladıktan sonra rahatladım diyebilirim. Annemle konuştuğumuzda ayrı bir rahatladım. Çünkü benim için zordu. Babasız büyümekte zordu. Doğduğum gün babamı kaybetmem de zordu. Her şey zordu. Zor bir hayattı. Tabii ki tek değilim, benim kaderimi paylaşan birçok insan var. Sadece benimle ilgili bir belgesel değil, sadece benim annem ve babamla ilgili bir belgesel değil.Aslındabu Türkiye’deki bir gerçeklikle ilgili bir belgesel.

3 Haziran 1994’te babanızı-iş insanı Savaş Buldan’ı faili meçhul bir cinayette kaybettiniz. Sizin hikayenizde o gün başlamış. Babanızı kaybettiğiniz gün dünyaya gözlerinizi açtınız. Her yıl 3 Haziran günü neler yaparsınız, nasıl geçer sizin için? 

Her yıl 3 Haziran günü sabah uyanıp mezarlığa gideriz.  Doğum günümde babamın anmasını düzenliyoruz, bu yıl pandemiden dolayı olmadı. Fakat her yıl bu şekilde yaparız, sonrasında ailem bana bir pasta keser…  

Bu iki zıt duygunu nasıl tarif ediyorsunuz? 

Tabi ki zor bir duygu, ikisinin aynı gün olması. İnanın çok zor, bu duyguyu anlatamam, tarif edemem. 

Babanızı çevrenizden dinleyerek tanıdınız. Babanızı dinleyerek tanımak nasıl bir histi? 

Biz annemle oturup hiç babam hakkında konuşmadık. Zaten belgeselimin konusuda bu. Tabi ki ailem, toplandığımız zamanlarda babamla ilgili güzel anılardan bahsederler. Babamın ne kadar iyi bir insan olduğu, insanlara ne kadar çok yardım etmeyi sevdiği konuşulur. Bence benden ziyade annem için, abim için onu tanıyanlar için, bu durum çok daha zor. Çünkü onlar sevdiklerini, tanıdıkları birini kaybettiler. Benim için tabii ki yokluk duygusu hakimdi. Ben, alıştığın birini kaybetmenin daha zor olduğunu düşünüyorum. Babamı hep çok güzel duydum. Onu tanıyanlardan tek kötü söz duymadım. Bu yüzden onunla gurur duydum, onun kızı olmaktan gurur duydum. Görmemiş olsam da böyle bir babaya sahip olmaktan gurur duydum. 

Baba kelimesini nasıl tarif ediyorsun? 

Bunu hiç düşünmedim sanıyorum. Hayatımda olmayan bir kelime olduğu için belki. Hiç kullanmadım bu kelimeyi. Ama babamın varlığını hep hissettim. Hayatımda çok fazla kullanmadığım bir kelime. İnsanların hayatlarında kullanmadığı bazı kelimeler vardır yada öyle bir hissiyat veriyor bana. Hayatımda 5 kere falan ‘Baba’ kelimesini kullanmışımdır. Hani o yüzden benim için ne ifade ettiğini de bilmiyorum. 

Belgeselinizde şu dikkatimi çekti anneniz Pervin Buldan mezarlıkta babanızın vefatını size söylüyor. Siz o zamana kadar babanızın yokluğu ile ilgili bir şeyler hissediyor muydunuz?  

Şöyle evet annem beni mezarlığa götürüp söyledi. Ben bunu annem bir gün evde bir gazeteye röportaj verirken duydum. Bunu bile konuşmamışız aslında, ilk olarak bunu da hatırlamıyorum ama annemin anlattığı kadarıyla okula başladığımda zaman yavaş yavaş farkına varmışım. Zaten öncesinde bizim evin içerisinde hiç baba kelimesi geçmiyordu. Belgeselde de bahsettiğim kuzenlerim kendi babalarına bizim evdeyken amca diye hitap ediyorlardı. Ben amca dediğim için onlarda kendi babalarına amca diyorlardı. Evin içerisinde bir baba figürü yoktu.  

Babanızın yokluğunu ne zaman hissettiniz? 

Hiçbir şeyin farkında değildim. Sonra okula gittim. Arkadaşlarımı okula babaları getirdiği zaman, ben anneme, ‘bizi neden okula sen yada dayım götürüyor’ diye soruyordum. Hatırladığım ufak detaylar var tabi ki. Babalar günüydü ve ilkokula gidiyordum, sınıfta herkes babasına el işleriyle bir şeyler yapıyordu ben dayıma yapmıştım. O zaman sorguladığımı hatırlıyorum. Babalar günü ve ben dayıma el işleriyle hediye yapıyorum arkadaşlarım babalarına yapıyor. Sonrasında ilerleyen dönemlerde annem bana, ‘baban yurt dışında’ dediğini hatırlıyorum. O zaman biri bana ‘baban yurt dışında değil, öldü’ demişti. Yine babamın öldürüldüğü güne dair fotoğraflarını görmüştüm. Yine bir arkadaşım kitapta göstermişti. Oda tabi ki kötü niyetli değildi, oda hiçbir şeyin farkında olmayarak ‘bu senin babanmış ‘diyerek onu göstermişti. Sanırım ilkokuldu.  

O fotoğrafa bakmak seni etkiledi mi? 

Çok…

Ben şu an 26 yaşındayım, ilk kez o fotoğrafa belgeseli çektiğim zaman baktım. Babamı o şekilde görmek istemedim. Belki de bir kaçıştı. Babamı hep güzel görmek istedim. Videolarına da bakmıyordum. Sonra belgeseli hazırlarken araştırma aşamasında kaçtığım şeylerle yüzleşme zamanımdı. Bunları yaptıktan sonra bir anlamda rahatladığımı fark ettim. Çünkü bunu yapmam gerekiyordu. Ben ne kadar unutmaya çalışsam da insanların bunu unutmaması için belgeselimin ilk açılış sahnesinde o fotoğrafı kullandım. 

Cumartesi Anneleriyle tanışmanız nasıl oldu?  

Cumartesi Annelerine çok küçükken tanıştım. Annem o dönem benim gitmek istemediğimi söylüyor, çünkü çocuğum ve hiçbir şeyin farkında değilim. Annemin elinden tutuyorum bir yere gidiyorum. Belki bana bir oyun gibi geliyordu. Büyüdükçe oradaki bütün hikayeleri öğrendikçe gittim.Ortaokul sonrası Ankara’da yaşadım, bu süre zarfında Cumartesi Annelerine gidemedim.Bu noktada kendime bir özeleştiri yapabilirim, bir şekilde fırsat yaratıp arada gitmeliydim.Daha sonra Hanım Tosun’un belgeselini çekme kararı aldım. Hanım Abla’nın belgeseliyle tekrar bir başlangıç oldu. 

Çektiğiniz belgeselle birçok faili meçhul yakınlarının duygularına, hayatlarına dokundunuz, izleyenlerden nasıl tepkiler aldınız? 

Sosyal medya üzerinden birçok güzel yorumlar ve geri dönüşler aldım. Cevap verebildiğim kadar verdim. Dönemediklerim oldu, gözümden kaçanlar oldu, onlardan da bu vesileyle özür diliyorum. Onun dışında defalarca izlediğini söyleyenler oldu. İzlerken ağladıklarını söyleyenler oldu. Teşekkür edenler oldu. 

Bu sadece benim hikâyem değil, sadece bizim hikayemiz değil, bu hepimizin hikâyesi aslında. O yüzden insanlardan gelen yorumlar benim için çok kıymetli. Aynı şeyleri yaşadığım insanların bir “Teşekkür ederim” demeleri bile başka insanların yazdıkları şeylerden daha kıymetli. Çünkü aynı şeyleri yaşadık. Bir nebze de olsa onların derdini anlatabildiysem ne mutlu bana. Kötü tepki bekliyordum. Hatta Youtube’de yayınlarken yoruma kapalı paylaştım. Tatsız yorumlar görmek istemediğimden kaynaklıydı. Açıkçası sosyal medya flatformlarında herhangi kötü bir yorumla karşılaşmadım.

Annenizin aktif bir siyasetçi olmasının hayatınızda nasıl bir etkisi oldu? Hayatınızda boşluklar oluştu mu? 

Annemle hiç vakit geçiremiyorum diyebilirim. Bu pandemi sürecinde ilk kez annemle üç ay beraber vakit geçirdik, aynı evde kaldık. Annem milletvekilliğinden öncede sürekli, her zaman dışarıdaydı. Ama geriye dönüp baktığım zaman gerçekten çok iyi bir anneydi. Hep söylüyorum bize hem annelik hem babalık yaptı. O dönemde bile bize yokluk duygusunu yansıtmadı. Şu anda da çok yoğun ama hep gurur duyduğum işler yaptığı için annemle zaman geçiremiyorum üzüntüsüne hiç girmedim tam tersi hep gurur duydum. 

Babasının ardından adalet arayan Zelal olgunlaştıkça kendisini nereye koyuyor, bundan sonra ‘adalet’ mücadelesinin neresinde olacak? 

Hep bir adalet arayışı içerisinde oldum. Ömrümün sonuna kadar da olacağım. Ben bu belgeseli çekerken babamın katilleri beraat etti. Daha belgeselin kurgu aşamasındayken bu karar çıktı. Açıkçası umudum da yok. Şu anki Türkiye’de hiçbir şeye umudumun olmadığı bir dönemdeyim. Ama bu benim adalet arayışımdan vazgeçeceğim anlamına gelmiyor. Herkes farklı kollardan arıyor. Annem siyaset yaparak bu arayışın içerisinde oldu. Ben daha çok sanata yöneldim. Tabii ki yolun çok başındayım. İki belgesel çektim. Son olmayacak. İlerleyen zamanlarda başkalarının hikayelerini de anlatma gibi bir planım var. Ben kendimi ve derdimi sanatla ifade etmekten yanayım. 

Belgeselde babanızla ilgili anlatamadığınızı düşündüğünüz bir şey var mı? 

Annemle karşılıklı konuşmayı isterdim. İlk annem konuşacak, ben konuşacağım sonrada beraber konuşacağız gibi plânlamıştım. İlk iki aşamayı yaptık, annem konuştu, sonra ben konuştum. Fakat sonrasında beraber konuşmayı yapamadık. Daha doğrusu belgeselinde sonunda dediğim gibi, annemden daha duygusal bir şeyler beklerdim. Ama bu konuşamayışta bir şey anlatıyor. Zaten belgeselin temeli bu konuşulmamışlıklar, konuşamamak… 

Annenizi ikna etme sürecinde zorlandınız mı? 

Belgesele karar vermek de başlamakta çok zordu. Bunun için tabii ki annemin onayı gerekiyordu. Aslında kabul edeceğinden çok emin değildim. Ama hiç beklemediğim bir anda kabul etti. Şöyle mi olsa ya da ne yapmayı planlıyorsun sormadan ‘tamam ne istiyorsan yapalım’ dedi. Her şeyi benim planlayacağımı, onu üzmeden yapacağımı bilerek, yahut böyle bir şeye onunda ihtiyacı vardı. Bu yüzden aradım annemi böyle bir fikrim olduğunu, babamla ilgili belgesel çekmek istiyorum, bu yüzden seninle konuşmak istiyorum dedim, annem de ‘tamam ne zaman istiyorsan yapalım’ dedi. Beklediğimin aksine sancısız geçti o süreç. İsteksiz olsaydı eğer ona acı verir diye, ikna etmek için çabalamazdım. Bu fikrimden vazgeçerdim. Ama o bana güvendi. İkimize de iyi geldi. 

İlerleyen zamanlarda  bir şeyler yapacak mısınız?

Siyasete girme gibi bir düşüncem yok, ben sanatı seçtim, sinemayı, belgesel çekmeyi seçtim. Uzun metrajlı film fikirlerim var. Hayatıma sanatla devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü kendimi daha iyi ifade ettiğim bir alan diye düşünüyorum. İzleterek de insanlara bir şeyler katmak çok kıymetli. 

O zaman Zelal’ı biraz tanıyalım mı?

Zelal Buldan – Pervin Buldan

26 yaşındayım, Ortaokul ve Liseden sonra Üniversitede Sinema ve Televizyon okudum. Bitirme projem olarak kısa film yada belgesel çekmem gerekiyordu, o dönem küçük yaşlarda tanıştığım, içerisinde büyüdüğüm dediğim Cumartesi Annelerinden Hanım Tosun’un belgeselini çektim. Sonrasında çok güzel tepkiler aldım. Londra merkezli bir film festivalinde finale kaldık. Üniversitede yazmayı daha çok seviyordum. Sonrasında belgesele yoğunlaştım. Belgesel üzerine master yaptığım zaman kendi hayatıma odaklandım.

@ iznews