TTB’den “gerçek vaka sayısı” açıklaması: En iyi ihtimalle 3 milyon olması gerekiyor

TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı son rakamların da gerçeği yansıtmadığını savundu.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanlığı’nın son açıkladığı rakamların tamamen şeffaf olmadığını belirterek “Tabloda 20 milyon testten söz ediliyor. Mart ve nisanda yüzde 10’larda olan pozitiflik oranlarının kasım ortasından bu yana yüzde 30’lara çıktığını biliyoruz. En iyi ihtimaliyle tekrarlayan testler olduğunu düşünerek yüzde 15 ortalamayla test pozitifliği olsa vaka sayılarının 3 milyon olması gerekiyor” dedi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kovid-19 İzleme Kurulu, Türkiye’de ilk Kovid-19 vakasının resmi olarak açıklanmasından bu yana geçen 9 aylık süreci kapsayan değerlendirme raporunu, 11 Aralık 2020 tarihinde çevrimiçi düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

TTB’nin Youtube ve Periscope kanallarından canlı yayımlanan basın toplantısına TTB Merkez Konsey üyeleri, TTB Kovid-19 İzleme Kurulu üyeleri ve raporun hazırlanmasında emeği geçen hekimler yer aldı.

Fincancı: Açıklanan tablonun şeffaflığı halen tartışmalı

Basın toplantısının açılış konuşmasını yapan TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, TTB’nin vaka sayılarına ilişkin şeffaflık talep etmesi sonrasında Sağlık Bakanlığı’nın vaka ve hasta ayrımı yaparak bir tartışma başlattığını, son günlerde toplam vaka ve hasta sayılarını tablosuna eklediğini fakat halen şeffaflığın tartışmalı olduğunu belirtti.

Salgının sınıfsal karakterine dikkat çeken Korur Fincancı, toplum genelinde %4,4 olan vaka oranının DİSK’in araştırmasına göre işçilerde %7,3; Sağlık Bakanı’nın açıklamasına göre sağlık çalışanlarında ise %11,3 olduğunu ifade etti ve Kovid-19’un meslek hastalığı olarak tanınması gerektiğini dile getirdi.

Şebnem Korur Fincancı’nın ardından Kovid-19 Pandemisi 9. Ay Raporu’nun hazırlanmasında emeği geçen hekimler söz aldı.

“Gelinen noktadan sağlık çalışanlarının bir sorumluluğu yok”

Dr. Neyyire Yasemin Yalım yaklaşık 9 aydır sürmekte olan ve bu süreç boyunca tümüyle sağlık otoritesi tarafından yönetilen bir salgında triyaj kavramının yeri olmadığını açıkça vurgulamak gerektiğini belirtti. İçinden bulunulan durumun ne beklenmedik ne de acil olduğunu ifade eden Yalım, sağlık otoriteri tıbbın tümüyle başka bir alanında söz konusu olan ve uygulayıcılarını etik açıdan sorumluluktan muaf kılan bu kavramın arkasına sığınılamayacağının söyledi. Yalım, sürecin yönetilememesi nedeniyle gelinen noktada sağlık çalışanlarının bir sorumluluğu olmadığının altını çizdi.

“170 bin sağlık çalışanı belki de hasta”

Sağlık çalışanlarının sağlığı söz konusu olunca söz alan Dr. Özlem Kurt Azap, aylardır sağlık çalışanlarına dair veriler paylaşılmadığına; aylar sonra ise Toplum Bilim Kurulu’nun bir üyesinin 6 Kasım’da sağlık çalışanlarında 40 bin vaka sayısı verirken, Sağlık Bakanı’nın 9 Aralık’ta 120 bin verisi sunduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Özlem Azap Kurt “6 Kasım’da toplum bilimi üyesi bir kişi Covid-19 olan sağlık çalışanı sayısı 40 bin diyor. Önceki gün bakan ‘120 bin’ diyor. Dünyada aşağı yukarı yüzde 10’u sağlık çalışanıysa vakaların, dün bakanlığın açıkladığı sayılar 1 milyon 700 binin üzerindeyse demek ki 170 bin sağlık çalışanı belki de hasta. Belkideler insanı çok rahatsız ediyor” dedi.

“Aşıyla ilgili de pek çok bilgi kirliliği var”

Rapor sunumunda Dr. Vedat Bulut da güncel aşı çalışmalarına ait bilgilendirmelerde bulundu.

 Koruyucu sağlık hizmetlerinden sorumlu Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun görevi olmasına karşın aşı ihalesini ikinci ve üçüncü basamak hizmetlerinden sorumlu Kamu Hastaneleri Birliği’nin yürüttüğünü kaydeden Vedat Bulut, “Bir pandemide en kötü yönetim, belirsizlik yaratmaktır. Aşıyla ilgili de pek çok bilgi kirliliği var. Bağımsız kuruluşlarca onay süreci belgelendirilmiş her türlü aşı güvenlidir. Yeter ki bilgiler kamuoyuyla şeffaf paylaşılsın” dedi. Bulut ayrıca “Türkiye’de kullanılacak aşının hangisi olacağı, ne kadar miktarda alınacağı, hangi bilgilendirmelerle tescilleneceği, hangi tarihte aşı kampanyasına başlanacağı belirsizliğini korumaktadır” vurgusunu yaptı.

Sağlık Bakanlığı’nın bütçesi

2021 sağlık bütçesini değerlendiren Deniz Erdoğdu, genel bütçede sağlığa ayrılan payın %5,7’de, koruyucu hekimlik için ayrılan payın da %1,4’te kalmasını eleştirdi, 2021 sonuna kadar sürecek salgın yönetiminin sıkıntı yaratacağını belirtti.

Kovid-19’un meslek hastalığı kabul edilmesine ilişkin konuşan İbrahim Akkurt, statünün “vazife malullüğü” olarak tanımlanmaya çalışıldığını, oysa hukuki olarak illiyet bağının kurulabilmesi için meslek hastalığı tanımının tüm sağlık çalışanları için geçerli olmasını sağlayan bir yasaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Toplum tabanlı örgütlenmemesi sonucu hastaları acillere yönlendiren sağlık sisteminin, pandemi döneminde acil servislerdeki yoğunluğu daha da artırdığını vurgulayan Özgür Karcıoğlu, acillerdeki yoğunluğun, teknik olanaksızlıkların ve sıkışık yapıların pandemi ve non-pandemi hastaların birbirinden ayrılmasında da sıkıntılar yaşandığını aktardı.

Esin Davutoğlu Şenol, Kovid-19 tanısının sadece PCR pozitifliğiyle mi konulduğu, hidroksiklorokin ve favipiravir kullanımının tedavideki yeri, izolasyon sürelerinin kısaltılması gibi sorulara yanıt verdi ve raporun sıkça sorulan sorular kısmında ayrıntılı olarak yanıt vermeye çalıştıklarını söyledi.

“Filyasyon sisteminin inşasına dair bir planlama şart”

Filyasyon çalışmalarında yaşanan sorunların ayrıntılarını Dr. Aslı Davas aktardı. Sağlık çalışanı sayısının yetersizliği, uzun çalışma süreleri, saha çalışmalarına katılıp evlere ilaç tedarik eden ekipler için bir destek mekanizması kurulmaması, gecikmeler sonucunda şiddet olaylarının artması, izolasyon için gereken tedbirlerin alınmaması gibi sorunları sıralayan Davas, aşı konusunda adımlar atılsa dahi filyasyon sisteminin inşasına dair bir planlamanın şart olduğunun altını çizdi.

Davas, şunları söyledi:

“Sağlık çalışanı sayısı yetmediği için dışarıdan destek alınıyor. Salgının iyice alevlenmesiyle birlikte öğretmenler ya da diğer kamu çalışanları arasından görevlendirme olduğunu görüyoruz. Arkadaşlarımız günde 16 saat aralıksız çalışıyorlar. Geceleri çalışan arkadaşların kendi güvenlikleriyle ilgili bir önlem de alınmış değil. Buraya gittiklerinde gecikmeler olduğu için ya da bir doktorla karşılaşmadıkları için çok ciddi şiddet sıkıntıları yaşayabiliyorlar”

Tıp eğitimini bir bütün olarak ele alan Dr. Zeynep Solakoğlu, önerilerini şöyle sıraladı: Aşılama sürecinde tıp öğrencilerinin öncelenmesi; YÖK’ün sağlık eğitimi veren kurumlarda gerekli olması durumunda süre uzatımını ele alması; sınavlardaki güvenlik açıklarının giderilmesi; YÖK’ün sağlık alanında daha küçük ama özel bir çalışma grubu kurması.

Kanser pandemisi tehlikesi

Kovid-19 pandemisinden etkilenen hastalık gruplarının başında kanser hastalarının geldiğini söyleyen Dr. Halis Yerlikaya, kansere erken evrede tanı konması büyük önem taşırken Kovid-19’a yoğunlaşıldığı koşullarda bir “kanser pandemisi” gibi bir beklentinin ortaya çıktığını ve sağlık sisteminin birinci basamaktan başlamak üzere yeniden düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi.

“Gerçeği yansıtmayan veriler bile salgın sürecinin başarıyla yürütülmediği ortaya koyuyor”

Dr. Nasır Nesanır, bir pandeminin başarılı yönetilip yönetilmediğini ortaya koyan “fazladan ölümler” olgusunu bir sunum eşliğinde ele aldı. Türkiye’de, İstanbul’da, Mersin’de, 10 ilde ve 20 ilde fazladan ölüm verilerini ayrı ayrı tablolarla değerlendiren Nesanır, “Ders çıkarmanız gereken noktada gerçeği yansıtmayan veriler bile salgın sürecinin başarıyla yürütülmediği ortaya koyuyor. Sorunu çözecek olan; insan özgürlüğünü, eşitliğini ve doğayı göz ardı etmeyen sınıfsal, politik ve ekolojik bir bakış açısıdır” dedi.

Dr. Ali İhsan Ökten sahada durumun çok kötü olduğunu, kendi çalıştığı hastanede bile acil tıp asistanlarının yarısının Kovid-19 tanısı aldığını aktarıp sağlık çalışanlarının durumuna ilişkin çalışmalara ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi.

Dr. Onur Naci Karahancı da Kovid-19’un pandemiden çok; sosyal, politik gibi çok yönlü değerlendirilmesi gereken bir sindemi olduğu vurgusunu yineledi, “Ekolojik, barışık bir yaşamla böyle salgınların yaşanmayacağı bir dönemi tartışmamız gerekir” diye konuştu.