Soylu: Kürt emniyet müdürümüz, Ermeni kaymakamımız, Caferi valimiz var

Soylu, katıldığı programda “Bizim Kürt olan valimiz var, Kürt olan emniyet müdürümüz var. Alevi kaymakamımız var. Babası dede olan emniyet müdürümüz var. Ermeni kaymakamımız var. Caferi valimiz var” ifadelerini kullandı.

Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, NTV canlı yayınına katılarak gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Soylu’nun açıklamalarının satırbaşları şöyle:

“Coğrafyamızla ilgili ilkokuldan itibaren stratejik bir coğrafyada olduğumuzu ifade ederler. Geldiğim noktada şunu görüyorum, evet stratejik bir coğrafyada yaşıyoruz. Bunlar kadar önemli olan bir şey var. Büyük bir medeniyetin devamıyız. Stratejik bir coğrafya, köprü bir coğrafya, bütün bunlar varken, bu ülkenin en temel belirleyici unsur medeniyetimiz.

Ankara’daki üç cemevine saldırı

Türkiye’ye bir tek şey sormak istiyorum. ABD son üç yılda PYD’ye 2 milyar dolar niye yardım eder? Acaba Türklerle Kürtler arasında bir şey oluşturabilir miyiz, Sünnilerle Aleviler arasında bir süreç oluşturabilir miyiz diye uğraşıyorlar. Türkiye Sünni-Alevi çatışmasıyla zayıflatılmaya çalışılıyor. Bunu zayıfsanız yersiniz.

2 bin dolarlık, 3 bin dolarlık ülkede size bir oyun kurabilirler. Bunu anlarsınız ama ses çıkarmazsınız. Türkiye’nin 21. yüzyıl öncesi tablosu buydu. 21. yüzyılın başında tam bu fay hatları tetiklenen bir Türkiye’de geldik. 21. asrın başından itibaren Cumhurbaşkanımız nasıl bir geçmişte bunları yaşamış, hissetmişsek, Tayyip Erdoğan da bunları bildiği için birinci mesele olarak bunları tuttu.

Türkiye, Türk-Kürt meselesi üzerinden Türkiye’yi zayıflatmaya çalışanlara tam da bu medeniyete, coğrafyaya yakışan bir anlayış ortaya koydu ve devam ettiriyor.

İkinci mesele, Alevi-Sünni meselesi, üçüncü mesele laik-anti laik meselesi. Türkiye bunu da çözdü. Türkiye 28 Şubat gibi tamamen bu ülkenin yapısına uygun olmayan, postmodern diye tanımlanan bir darbenin sonrasını bir millet olarak iyi yönetti. Toplumun tamamıyla iyi yönetti. Batı çalışma grupları, fişlemeler, insanların ayrıştırılması, ötekileştirilmesi bu millet 2002’de oyunu kullanarak tam da bu anlayışa itiraz eden bir zihniyeti iktridara taşıdı. Bugün Türkiye’de böyle bir tartışma yok. Kimsenin benim yaşam biçimine müdahale ediyorsunuz diye bir tartışması yok.

Üçüncüsü Alevi-Sünni meselesi: 2008-2010 arası bu ülkenin o gün Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, istedikleri zaman tetikleyebileceklerini düşündükleri üçüncü fay hattına da 2008’den itibaren ki belediye başkanlığı döneminde de aynı anlayışı aynı mantığı ortaya koyarak devam etti.

Siz de siyaset yapsanız, değiştirsek koltukları, siz de buradan başlarsınız. Çünkü eğer bunu mağlup ederseniz diğer meseleleri mağlup ederseniz. Bu ülkede herkes ben Kürdüm diyebiliyor mu? Kimsenin böyle bir endişesi söz konusu mu? Bugün insanlar kendilerini ifade etmekte ötekileştiriliyor, ayrıştırılıyor mu, hayır.

“Kürt olan valimiz var, Kürt olan emniyet müdürümüz var”

Bizim Kürt olan valimiz var, Kürt olan emniyet müdürümüz var. Alevi kaymakamımız var. Babası dede olan emniyet müdürümüz var. Ermeni kaymakamımız var. Caferi valimiz var. Özbek Türkü valimiz var. Hatta son zamanlara kadar Alevi valimiz vardı. Biz pozitif ayrımcılık da yapıyoruz. Kendisini Alevi olarak tanıtan kaymakam adaylarını almak istiyoruz.

Suriyeli sığınmacılar tartışması

2011’de başladığı zaman biz bu sürecin bu kadar uzun süreceğini tahmin etmedik.

Biz insaniliğimizden, komşuluğumuzdan, o insanların karşı karşıya kaldığı zulümden, süreçlerden ayrı bir düşünce içinde olamayız. Bu insanlar kendi ülkelerine dönmeyecekler mi? Elbette ki dönecekler fakat şu anda nereye dönebilirler? PYD’nin etkin olduğu bölgelere mi dönebilirler? Şu anda rejimin sürekli bombaladığı yerlere mi dönebilirler? Türkiye uzun zamandır bu süreci de bir politikayla yönetiyor.

Ankara Şam’la diyalog kuracak mı?

Bu işin bu meselenin bu noktaya gelmesinden önce böyle bir değerlendirme yapmak, kimin hangi seviyede yaklaşabileceği, hangi adımları atabileceğini görmeden böyle bir değerlendirme yapmak çok kolay değildir, erkendir de. Onun ötesinde bizim sorumluluklarımız var. İnsani sorumluklarımız var, komşuluk sorumluklarımız var. Biz o insanları ölüme terk edemeyiz, ölüme itemeyiz.

Bizim harekat yaptığımız bölgelerde, o hatta toplam 6 milyon insan yaşıyor. O İnsanlar kime itimat ediyor, kime güveniyorlar?

Hayat orada daha öncekinden çok daha normale döndü. Sanayisi, ticareti, ekonomisi, eğitimi ,sağlığı, tarımı, üretimi var.

Biz o bölgeyi avucumuzun içi gibi biliyoruz. Kimin eli kimin cebinde, kimin hangi provokatif eylemi yapmaya çalıştığını da biliyoruz. Hem MİT’in hem emniyet, jandarma ve TSK’nın bilgisi en üst düzeyde. Tekrar söylüyorum, ABD, PYD’ye 2 milyar dolar yardım çıkartıyor. Bunu orada rahat bırakır mı? Kendi kafasına koyduğu projeyi, oyunu kurmadan bizim bu insanların kendi ülkelerinde rahat bir şekilde yaşamalarına yönelik adımları atmamıza müsaade eder mi?

Suriyeli sığınmacıların geri dönüşü

Cumhurbaşkanımız bir ifadede bulundu, “Cerablus, Azez, El-Bab, Resulayn ve Tel Abyad bölgesinde 1 milyon kişinin dönüşünü temin edecek adımlar atacağız” dedi. Ertesi günden itibaren havan atmaya başladılar öbür taraftan. Yani burada her hamleyi gerçekleştiriyorlar. Türkiye’de bir provokasyon yapabilirler mi? Güvenlik açısından bana göre Cumhuriyet tarihinin en güçlü zamanındayız. Atak yemeyiz anlamına gelir mi, büyük konuşmamak lazım. Türkiye içerisinde geçmiş izlerden kalan birtakım denemelere girebilirler ama hemen gereğini yerine getirme kabiliyetine haiziz. Suriyeliler içerisinden bir provokasyon oluşturabilirler mi? Böyle bir şey olmaz, kesinlikle olamaz.

Etniklik üzerinden, aynı zamanda ırkçılık üzerinden oluşan meselelerin bir insanlık yoksunluğu olduğunu düşünüyorum. Bizim milletimizin böyle bir medeniyeti yok. Onun için yaklaşık 11 yıldır biz Suriyelilerle birlikte bir kardeşlik mutabakatının nasıl olabileceğini dünyaya göstermiştir.

Türkiye’deki Suriyeli göçmen sayısı

Türkiye’de 3 milyon 650 bin Suriyeli kardeşimiz var. 3 milyon 222 bin mülteci var. 1 milyon 400 bin de ikametli var. 517 bin Suriyeli şu ana kadar gönüllü geri döndü. Güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşün altyapısını da hazırlıyoruz. 1 milyon 20 bin kişiye sosyal uyum eğitimi verildi. İdlib’de 62 bin briket ev kurduk, yıl sonunda 100 bin 800 eve ulaşacağız. Briket evlerimizi özellikle bağışlarla yapıyoruz. Fırat Kalkanı bölgesinde ayrıca 6 bin 600 konutun yapımına başladık. 1 milyon Suriyelinin geri dönüşünü temin edebilme hazırlığındayız. Suriye’nin kuzeyinde 200 binden fazla konut yapacağız. Türkiye’de Afgan, Pakistan, Uygur Türkü, Ahıska, Suriyeli, Mısır’dan gelenler, Libya, Lübnan, yani kim varsa devlet olarak bunlarla temas halindeyiz. Gerek eğitim gerek diğer hizmetler vesilesiyle temas halindeyiz. Hem de bunların oluşturduğu sivil toplum örgütleriyle hep temas halindeyiz. Dünya da bu işi böyle yürütüyor. Aylardan beri bunun toplantılarını gerçekleştiriyoruz. Kim gider, bunun şartları nasıl olur? Burada da bir sistem kuruldu. Zannediyorum bu yılın sonu itibariyle gidiş başlayacak. Araştırmalara göre yüzde 70 “Güvenli bir dönüş söz konusu olursa biz ülkemize dönmek istiyoruz” diyor.

Vatandaşlık verilen kaç Suriyeli oy kullanabilecek?

Zaten seçmen bilgileri doğum yeri itibariyle bütün siyasi partilere beş yılda iki defa veriliyor. Bu bilgilerde istediğiniz veri madenciliğini yapabilirsiniz. Sanki bu yeni bir şeymiş gibi “Ben YSK’dan çok daha fazla bilgiye sahibim” diyor.

Türkiye’de 211 bin Suriyeliye vatandaşlık verildi. 120 bini de oy kullanacak.

104 bin Ahıska Türkü de vatandaş yapıldı. Suriyelilerin yüzde 60’ı 70’i geri dönecek. Peki Türkiye gittikçe yaşlanıyor mu gençleşiyor mu? Ortanca yaş nüfusu artan bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Avrupa, Doğu Avrupa’dan geç nüfus transfer ediyor mu, ediyor. Doğu Avrupa’nın genç nüfusunu emiyor Almanya ve Fransa. Suriye ve hatta Afganistan’dan gelenleri seçerek alıp çalıştırıyor. Peki Türkiye’ye bugün gelenlerin sadece külfetleri mi var, hiçbir nimetleri yok mu? Ekonomimize sağladıkları bir katkı yok mu? Bunu iş insanları söylemiyorlar, söyleyemeyecekler.

Şu anda Diyarbakır’da, Mardin’de, Şanlıurfa’da otellerde yer yok. Bu bölgelerin her birinde üniversite var. Doğu Ekspresi’nde yer olmadığını hepimiz biliyoruz. Sanayi sitelerinde, organize sanayi sitelerinde yer yok, yeni talepler söz konusu. Orada özellikle tekstil dahil olmak üzere ciddi sıçramalar var, ciddi gelişmeler söz konusu. Biz yetiştiremiyoruz.