25.3 C
İstanbul
Çarşamba, Temmuz 28, 2021

Sivas Katliamı’nda zaman aşımına 2 yıl kaldı

35 insanın diri diri yakıldığı Sivas Katliamı’nın zaman aşımına uğramasına 2 yıl kaldı. Dava avukatı Şenal Sarıhan, insanlığa karşı suçun zaman aşımına uğramaması gerektiğini belirterek, AYM’den bu yönde olumlu bir karar beklediklerini söyledi.

Madımak Oteli’nde 33 aydın, yazar ve 2 otel çalışanının yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’nın üzerinden 28 yıl geçti. 2 Temmuz 1993 tarihinde Madımak Oteli’nin önüne gelen faşist bir güruh, “Sivas laiklere mezar olacak” sloganları atarak Halk Ozanları Heykeli’ni yıktı. Polis ve askerin müdahale etmemesi üzerine sayıları 15 bine ulaşan güruh oteli ateşe verdi.

Aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 33 aydın ve yazar yanarak yaşamını yitirdi. Açıklamaları ve yazılı katliama gerekçe yapılan Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu 51 kişi ise ağır yaralarla kurtuldu.  

ÇİLER VE DEMİREL

Katliamın yaşandığı süreçte dönemin Başbakanı Tansu Çiler ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, yaptıkları açıklamalarla adeta katliamı üstlendi. Çiler, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” açıklamasında bulunurken, Demirel de olayı münferit olarak tanımlayıp, “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını” söyledi. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise, Aziz Nesin’i hedef göstererek “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” dedi.
 
ERDOĞAN FAİLİ AFFETTİ

Açılan davanın 2013 yılında zaman aşımı gerekçesiyle kapanmasının ardından dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da karar için “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” dedi.  2020 yılında ise müebbet hapis cezası ile tutuklu bulunan Sivas Katliamı faillerinden Ahmet Turan Kılıç’ın cezası Erdoğan tarafından affedildi.
 
DAVA SÜRECİ

Sivas Katliamı nedeniyle gözaltına alınan 190 kişiden 124’üne dava açıldı. Katliam davasının ilk duruşması 21 Ekim 1993’te Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görüldü. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı bozdu. Dava avukatları, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gitti. Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu.
 
33 SANIĞA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
 
Yargıtay’ın kararından sonra yargılama yeniden başladı ve Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 28 Kasım 1997’de verdiği kararda 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idam ve 14 sanığa 15 yıla kadar değişen hapis cezası verildi.  Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise “usul noksanlıkları” nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi.
 
FİRARİ SANIK EMNİYETTİN DİBİNDE ÇIKTI 
 
Serbest bırakılan, tahliye edilen ve hiç gözaltına alınmayan çok sayıda fail ise firar etti. Davanın faillerinden 7 kişinin Almanya’ya, 2 failin de Suudi Arabistan’a iltica ettikleri ortaya çıktı. Firari sanıklardan İhsan Çakmak 2002’de yakalandı. Çakmak, firariler arasında yakalanan tek isim oldu. 

Soruşturmanın “1 numaralı sanığı” olarak aranan dönemin Refah Partisi Belediye Meclis üyesi Cafer Erçakmak ise 18 yıl boyunca firari olarak arandı, hakkında kırmızı bülten çıkartıldı. Erçakmak’ın, Sivas’ta emniyete 500 metre mesafede bulunan çocuğunun evinde kalp krizi sonucu öldüğü ortaya çıktı. Hala 12 firari sanık hakkında kırmızı bültenle arama emrinin verildiği biliniyor ancak dava avukatları firari sanık sayısının 20’i aştığını belirtiyor.

FİRARİ SANIKLAR DAVASI

Ana davası 2012’de zaman aşımına uğratılan Sivas Katliamı’nın firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Firari sanıklar yönünden devam eden dava da 2023 yılında zamanaşımından düşecek. Davanın bir sonraki duruşması 6 Ekim’de görülecek.

AYM 7 YIL SONRA TOPLANDI 

Bir yandan firari sanıklar yönünden yargılama sürerken, dava avukatları ve katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları 2014 yılında “yargısal sürecin etkisiz olduğu” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. AYM başvurudan 7 yıl sonra 29 Haziran’da başvuru üzerine toplandı ancak başvuruyu değerlendirmek için tarih vermeden toplantıyı erteledi.

Yargılama süreçlerinde yer alan AYM başvurusunu takip eden dava avukatlarından Şenal Sarıhan hukuki süreci değerlendirdi.  

Yaşananların “siyasi amaçlı” bir katliam olduğunu söyleyen Sarıhan, AYM’ye yapılan başvurunun 7 yıl sonra görüşülmeye açılmasının umut verici olduğunu belirterek, “Hak hukuk ve adalet ararken her zaman umutlu olmak gerekiyor” dedi.

3 AYRI İDDİANAME

Sarıhan, yaşanan katliamdan 20 gün sonra savcılığın, “toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına aykırılık”, “adam öldürme” ve “örgüt kurma” suçlarından 3 ayrı iddianame düzenlediğini söyledi. O dönemde örgüt suçlarıyla ilgili Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) görevli olduğu için dosyanın Kayseri’ye gönderildiğini belirten Sarıhan, “Biz dosyalara baktığımızda şöyle bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık; polisin kayıtlarına göre ayın 30’undan başlayarak Sivas’a 200’ü aşkın araç gelmişti, bu araçlarla Sivas dışından insanlar getirilmişti. Bu insanlar Sivas’ta belediyeye, kuran kurslarına ait, parasız yatılı okul niteliği taşıyan yerlere ait binalarda konuk edilmişlerdi, gece konaklamaları sağlanmıştı ya da orta termal oteller var, oralara alınmışlardı. Aynı zamanda bir gün önce ‘Müslüman kamuoyuna’ başlıklı ve altında ‘Müslümanlar’ imzasını taşıyan bir bildiri polis ve yargı kayıtları dahil bütün fakslara ve çeşitli iş yerlerine de bildiri şeklinde gönderilmişti. Bunlar da ya faksla gönderilmişti ya da elle bildiri olarak dağıtılmıştı” ifadelerini kullandı.

‘SİYASİ AMAÇLI KATLİAM’

Sarıhan, Madımak’ta yaşananların “toplantı ve gösteri yürüyüşü” olmadığını, siyasi amaçlı bir katliam olduğunu vurguladı. Türkiye’deki birçok baronun davaya dahil olduğunu söyleyen Sarıhan, “Biz dosyaların Ankara’da birleştirilmesi talebinde bulunduk. Çünkü mağdurlar, zarar görenlerin çoğu Ankara’daydı. Onları Sivas’a taşımak yeniden bu acıya tanıklık etmeleri ve yaşamaları anlamına gelecekti. Dava buraya taşındı ve buradaki mahkemeler Ağır Ceza ve Asliye Cezalar bu davanın DGM’de görülmesi gerektiğini, çünkü anayasaya aykırı bir eylem olduğunu söylediler. DGM bunu kabul etmedi. Dosya uyuşmazlığa gitti. Uyuşmazlık ‘siz görevlisiniz’ dedi. Ve nihayet dava başladı” dedi.
 
‘SANIKLAR SALONDA DA SALDIRDI’

Avukat Sarıhan, duruşmanın başladığı gün Türkiye’nin dört bir yanından gelen 600’e yakın avukatın davaya sahip çıktığını da belirtti. Sanık avukatlarının ise şalvar tipi, sakallı, tek düğme gömlekli, neredeyse tek tip görüntülü olduğunu kaydeden Sarıhan, şunları ekledi: “Duruşmada sanıklar, adeta zarar gören biz ise sanıkmışız gibi bir hava esti. Çok saldırgandılar. O saldırganlık mahkemeye karşı da bize karşı da aynıydı. Ben sanıklar tarafından defalarca darp edildim. Aileler hakarete uğradı. Sanıklar duruşmalarda sıraların üzerine çıkarak namaz kılmaya kalktılar. Hep bir ağızdan aleyhte slogan atmaya başlıyorlardı. Mahkeme hakim olamadı, bastıramadı, susturamadı onları. Onun yerine basını dışarı çıkardı ve basına takip yasağı koydu.” 

ÖRGÜTLERİN ARAŞTIRILMASI TALEBİ
 
Gazetecilerin davayı takip etmesi için bütün avukatların toplanıp mahkemeye başvuruda bulunduğunu fakat başvurunun reddedildiğini ifade eden Sarıhan, “Biz de buna tepki olarak kısa bir süre duruşmalara katılmadık. Sonra sanıkların hangi siyasi gruplara, hangi illegal ve legal örgütlere dahil olduklarını belgeleyerek esas hakkındaki mütalaamızı koyduk. Bunun örgütlü bir eylem olduğunu ve örgütleyenin de cezalandırılması, örgütlerin de araştırılması talebini en başından beri söylüyorduk zaten. Mahkeme reddetti. Sanıkların bir kısmına ‘adam öldürmeden’ ve ‘toplantı ve gösteri yürüyüşlerine aykırılıktan’ ceza verdi. Bu karara rağmen sanıklar ceplerinde, üzerlerinde ne varsa mahkeme heyetine atarak saldırdılar. Mahkeme heyeti bunları tutanağa geçti ama bunlarla ilgili de bir işlem yapmadı” diye konuştu.

‘ALMANYA İADE ETMEDİ’

Sarıhan, tahliye edilen ve haklarında idam cezası verilen sanıkların örgütlü bir biçimde yurt dışına çıkarıldıklarını da ifade etti. Sarıhan, “Onlarla ilgili süren yargılamaları takip ettik. Kırmızı bültenler düzenlendi. Başka ülkelerden iadeleri istendi ancak iadeleri de sağlanmadı. Örneğin Almanya, ‘Siz de DGM var o sebeple usulsüz ya da siz de idam cezası var’ dedi. Biz de idam cezasının kalkmış olmasına rağmen ‘müebbet hapis var bir insan ömür boyu hapsolmaz’ dediler. Üstelik ‘biz onların İnsanlığa karşı eylem olduğunu zannetmiyoruz’ dediler. O süreçte Almanya’dan çok ilginç cevaplar aldık” dedi.

‘İSANLIĞA KARŞI SUÇTA ZAMAN AŞIMI OLMAZ’

Firari sanıklar yönünden devam eden davanın 2023 yılında zamanaşımına uğrayacağına dikkati çeken Sarıhan, bu konuda şunları söyledi: “Biz, uluslararası sisteme ve genel hukuk ilkelerine göre bu suçun ‘insanlığa karşı’ işlenmiş bir suç olduğunu, bu suçun tanımının 2005 yılında TCK’ya girdiğini ve zaman aşımına uğrayamayacağını biliyor ve bunun inancındayız. Bu insanlar bir an önce getirilip yargılanmalı. Fakat onlar da yargılansa bizim için bu katliam davası bitmiş olmayacak. Çünkü arkasındaki örgütler bulunmadılar ve cezalanmadılar. Bu sebeple, Suruç Katliamı, Gar Katliamı olmuştur.  Yeni katliamların olmaması için de hukukun adalete sahip çıkması gerektiğine inanmaktayız. Siyaset makamının bu konuda hassasiyetinin önemli olduğunu ve bu önem hissedilmedikçe bunun ağır bir suç olarak bir köşede bir tarih kitabı arasında kalacağını düşünüyorum.” 

‘UMUT VERİCİ’

“Yargısal sürecin etkisiz olduğu” iddiasıyla 2014 yılında AYM’ye yapılan başvurunun 7 yıl sonra görüşülmeye açılmasının umut verici olduğunu belirten Sarıhan, “AYM, ‘yığılma var’ gerekçesiyle dosyayı incelemeye almamıştı. Fakat bu dosya öncelik verilmesi gereken bir dosyaydı. Yine de olumlu bir karar bekliyorum. Anlattığım bunca adli süreç içerisinde bu umudu taşıyorum. Her zaman umutlu olmak gerekiyor hak, hukuk ve adalet ararken” şeklinde konuştu. 

35 insanın diri diri yakıldığı Sivas Katliamı’nın zaman aşımına uğramasına 2 yıl kaldı. Dava avukatı Şenal Sarıhan, insanlığa karşı suçun zaman aşımına uğramaması gerektiğini belirterek, AYM’den bu yönde olumlu bir karar beklediklerini söyledi.

Madımak Oteli’nde 33 aydın, yazar ve 2 otel çalışanının yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’nın üzerinden 28 yıl geçti. 2 Temmuz 1993 tarihinde Madımak Oteli’nin önüne gelen faşist bir güruh, “Sivas laiklere mezar olacak” sloganları atarak Halk Ozanları Heykeli’ni yıktı. Polis ve askerin müdahale etmemesi üzerine sayıları 15 bine ulaşan güruh oteli ateşe verdi.

Aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 33 aydın ve yazar yanarak yaşamını yitirdi. Açıklamaları ve yazılı katliama gerekçe yapılan Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu 51 kişi ise ağır yaralarla kurtuldu.  

ÇİLER VE DEMİREL

Katliamın yaşandığı süreçte dönemin Başbakanı Tansu Çiler ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, yaptıkları açıklamalarla adeta katliamı üstlendi. Çiler, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” açıklamasında bulunurken, Demirel de olayı münferit olarak tanımlayıp, “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını” söyledi. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise, Aziz Nesin’i hedef göstererek “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” dedi.
 
ERDOĞAN FAİLİ AFFETTİ

Açılan davanın 2013 yılında zaman aşımı gerekçesiyle kapanmasının ardından dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da karar için “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” dedi.  2020 yılında ise müebbet hapis cezası ile tutuklu bulunan Sivas Katliamı faillerinden Ahmet Turan Kılıç’ın cezası Erdoğan tarafından affedildi.
 
DAVA SÜRECİ

Sivas Katliamı nedeniyle gözaltına alınan 190 kişiden 124’üne dava açıldı. Katliam davasının ilk duruşması 21 Ekim 1993’te Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görüldü. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı bozdu. Dava avukatları, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gitti. Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu.
 
33 SANIĞA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
 
Yargıtay’ın kararından sonra yargılama yeniden başladı ve Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 28 Kasım 1997’de verdiği kararda 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idam ve 14 sanığa 15 yıla kadar değişen hapis cezası verildi.  Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise “usul noksanlıkları” nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi.
 
FİRARİ SANIK EMNİYETTİN DİBİNDE ÇIKTI 
 
Serbest bırakılan, tahliye edilen ve hiç gözaltına alınmayan çok sayıda fail ise firar etti. Davanın faillerinden 7 kişinin Almanya’ya, 2 failin de Suudi Arabistan’a iltica ettikleri ortaya çıktı. Firari sanıklardan İhsan Çakmak 2002’de yakalandı. Çakmak, firariler arasında yakalanan tek isim oldu. 

Soruşturmanın “1 numaralı sanığı” olarak aranan dönemin Refah Partisi Belediye Meclis üyesi Cafer Erçakmak ise 18 yıl boyunca firari olarak arandı, hakkında kırmızı bülten çıkartıldı. Erçakmak’ın, Sivas’ta emniyete 500 metre mesafede bulunan çocuğunun evinde kalp krizi sonucu öldüğü ortaya çıktı. Hala 12 firari sanık hakkında kırmızı bültenle arama emrinin verildiği biliniyor ancak dava avukatları firari sanık sayısının 20’i aştığını belirtiyor.

FİRARİ SANIKLAR DAVASI

Ana davası 2012’de zaman aşımına uğratılan Sivas Katliamı’nın firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Firari sanıklar yönünden devam eden dava da 2023 yılında zamanaşımından düşecek. Davanın bir sonraki duruşması 6 Ekim’de görülecek.

AYM 7 YIL SONRA TOPLANDI 

Bir yandan firari sanıklar yönünden yargılama sürerken, dava avukatları ve katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları 2014 yılında “yargısal sürecin etkisiz olduğu” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. AYM başvurudan 7 yıl sonra 29 Haziran’da başvuru üzerine toplandı ancak başvuruyu değerlendirmek için tarih vermeden toplantıyı erteledi.

Yargılama süreçlerinde yer alan AYM başvurusunu takip eden dava avukatlarından Şenal Sarıhan hukuki süreci değerlendirdi.  

Yaşananların “siyasi amaçlı” bir katliam olduğunu söyleyen Sarıhan, AYM’ye yapılan başvurunun 7 yıl sonra görüşülmeye açılmasının umut verici olduğunu belirterek, “Hak hukuk ve adalet ararken her zaman umutlu olmak gerekiyor” dedi.

3 AYRI İDDİANAME

Sarıhan, yaşanan katliamdan 20 gün sonra savcılığın, “toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına aykırılık”, “adam öldürme” ve “örgüt kurma” suçlarından 3 ayrı iddianame düzenlediğini söyledi. O dönemde örgüt suçlarıyla ilgili Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) görevli olduğu için dosyanın Kayseri’ye gönderildiğini belirten Sarıhan, “Biz dosyalara baktığımızda şöyle bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık; polisin kayıtlarına göre ayın 30’undan başlayarak Sivas’a 200’ü aşkın araç gelmişti, bu araçlarla Sivas dışından insanlar getirilmişti. Bu insanlar Sivas’ta belediyeye, kuran kurslarına ait, parasız yatılı okul niteliği taşıyan yerlere ait binalarda konuk edilmişlerdi, gece konaklamaları sağlanmıştı ya da orta termal oteller var, oralara alınmışlardı. Aynı zamanda bir gün önce ‘Müslüman kamuoyuna’ başlıklı ve altında ‘Müslümanlar’ imzasını taşıyan bir bildiri polis ve yargı kayıtları dahil bütün fakslara ve çeşitli iş yerlerine de bildiri şeklinde gönderilmişti. Bunlar da ya faksla gönderilmişti ya da elle bildiri olarak dağıtılmıştı” ifadelerini kullandı.

‘SİYASİ AMAÇLI KATLİAM’

Sarıhan, Madımak’ta yaşananların “toplantı ve gösteri yürüyüşü” olmadığını, siyasi amaçlı bir katliam olduğunu vurguladı. Türkiye’deki birçok baronun davaya dahil olduğunu söyleyen Sarıhan, “Biz dosyaların Ankara’da birleştirilmesi talebinde bulunduk. Çünkü mağdurlar, zarar görenlerin çoğu Ankara’daydı. Onları Sivas’a taşımak yeniden bu acıya tanıklık etmeleri ve yaşamaları anlamına gelecekti. Dava buraya taşındı ve buradaki mahkemeler Ağır Ceza ve Asliye Cezalar bu davanın DGM’de görülmesi gerektiğini, çünkü anayasaya aykırı bir eylem olduğunu söylediler. DGM bunu kabul etmedi. Dosya uyuşmazlığa gitti. Uyuşmazlık ‘siz görevlisiniz’ dedi. Ve nihayet dava başladı” dedi.
 
‘SANIKLAR SALONDA DA SALDIRDI’

Avukat Sarıhan, duruşmanın başladığı gün Türkiye’nin dört bir yanından gelen 600’e yakın avukatın davaya sahip çıktığını da belirtti. Sanık avukatlarının ise şalvar tipi, sakallı, tek düğme gömlekli, neredeyse tek tip görüntülü olduğunu kaydeden Sarıhan, şunları ekledi: “Duruşmada sanıklar, adeta zarar gören biz ise sanıkmışız gibi bir hava esti. Çok saldırgandılar. O saldırganlık mahkemeye karşı da bize karşı da aynıydı. Ben sanıklar tarafından defalarca darp edildim. Aileler hakarete uğradı. Sanıklar duruşmalarda sıraların üzerine çıkarak namaz kılmaya kalktılar. Hep bir ağızdan aleyhte slogan atmaya başlıyorlardı. Mahkeme hakim olamadı, bastıramadı, susturamadı onları. Onun yerine basını dışarı çıkardı ve basına takip yasağı koydu.” 

ÖRGÜTLERİN ARAŞTIRILMASI TALEBİ
 
Gazetecilerin davayı takip etmesi için bütün avukatların toplanıp mahkemeye başvuruda bulunduğunu fakat başvurunun reddedildiğini ifade eden Sarıhan, “Biz de buna tepki olarak kısa bir süre duruşmalara katılmadık. Sonra sanıkların hangi siyasi gruplara, hangi illegal ve legal örgütlere dahil olduklarını belgeleyerek esas hakkındaki mütalaamızı koyduk. Bunun örgütlü bir eylem olduğunu ve örgütleyenin de cezalandırılması, örgütlerin de araştırılması talebini en başından beri söylüyorduk zaten. Mahkeme reddetti. Sanıkların bir kısmına ‘adam öldürmeden’ ve ‘toplantı ve gösteri yürüyüşlerine aykırılıktan’ ceza verdi. Bu karara rağmen sanıklar ceplerinde, üzerlerinde ne varsa mahkeme heyetine atarak saldırdılar. Mahkeme heyeti bunları tutanağa geçti ama bunlarla ilgili de bir işlem yapmadı” diye konuştu.

‘ALMANYA İADE ETMEDİ’

Sarıhan, tahliye edilen ve haklarında idam cezası verilen sanıkların örgütlü bir biçimde yurt dışına çıkarıldıklarını da ifade etti. Sarıhan, “Onlarla ilgili süren yargılamaları takip ettik. Kırmızı bültenler düzenlendi. Başka ülkelerden iadeleri istendi ancak iadeleri de sağlanmadı. Örneğin Almanya, ‘Siz de DGM var o sebeple usulsüz ya da siz de idam cezası var’ dedi. Biz de idam cezasının kalkmış olmasına rağmen ‘müebbet hapis var bir insan ömür boyu hapsolmaz’ dediler. Üstelik ‘biz onların İnsanlığa karşı eylem olduğunu zannetmiyoruz’ dediler. O süreçte Almanya’dan çok ilginç cevaplar aldık” dedi.

‘İSANLIĞA KARŞI SUÇTA ZAMAN AŞIMI OLMAZ’

Firari sanıklar yönünden devam eden davanın 2023 yılında zamanaşımına uğrayacağına dikkati çeken Sarıhan, bu konuda şunları söyledi: “Biz, uluslararası sisteme ve genel hukuk ilkelerine göre bu suçun ‘insanlığa karşı’ işlenmiş bir suç olduğunu, bu suçun tanımının 2005 yılında TCK’ya girdiğini ve zaman aşımına uğrayamayacağını biliyor ve bunun inancındayız. Bu insanlar bir an önce getirilip yargılanmalı. Fakat onlar da yargılansa bizim için bu katliam davası bitmiş olmayacak. Çünkü arkasındaki örgütler bulunmadılar ve cezalanmadılar. Bu sebeple, Suruç Katliamı, Gar Katliamı olmuştur.  Yeni katliamların olmaması için de hukukun adalete sahip çıkması gerektiğine inanmaktayız. Siyaset makamının bu konuda hassasiyetinin önemli olduğunu ve bu önem hissedilmedikçe bunun ağır bir suç olarak bir köşede bir tarih kitabı arasında kalacağını düşünüyorum.” 

‘UMUT VERİCİ’

“Yargısal sürecin etkisiz olduğu” iddiasıyla 2014 yılında AYM’ye yapılan başvurunun 7 yıl sonra görüşülmeye açılmasının umut verici olduğunu belirten Sarıhan, “AYM, ‘yığılma var’ gerekçesiyle dosyayı incelemeye almamıştı. Fakat bu dosya öncelik verilmesi gereken bir dosyaydı. Yine de olumlu bir karar bekliyorum. Anlattığım bunca adli süreç içerisinde bu umudu taşıyorum. Her zaman umutlu olmak gerekiyor hak, hukuk ve adalet ararken” şeklinde konuştu. 

Bugünden