21.7 C
İstanbul
Salı, Temmuz 27, 2021

Selçuk Mızraklı: O ‘Oh olsun’ paralar yandaşa gidiyor sevincidir

Selçuk Mızraklı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Oh olsun, paralar artık örgüte gitmiyor” sözlerine yanıt verdi: Bizler kasası boşaltılan belediyeler devraldık.

“Halkın parası ile kendilerine saraylar yapmışlar… Bütün israf ve şatafatlarını halka tek tek göstereceğiz”. Bu sözler Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Selçuk Mızraklı’ya ait. 31 Mart yerel seçimlerinde belediyeyi yüzde 63 oyla kazanan Mızraklı, kayyumdan devraldığı belediyedeki şatafatı görüntülerken bu sözleri sarf etmişti. Seçildikten sadece beş ay sonra görevden alındı ve tutuklandı, 9 yıl 4 ay hapse mahkum edildi.

Mızraklı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bütçe görüşmeleri sırasında söylediği “Oh olsun, paralar artık örgüte gitmiyor” sözlerine o görüntüleri hatırlatarak yanıt verdi. “Bizler kasası boşaltılan trilyonlarca borçlandırılan belediyeler devraldık” diyen Mızraklı, Bakanın “Oh olsun” sözlerini ‘Belediyelerin paralarını yandaşlarımıza aktarıyoruz. İstanbul, Mersin gibi büyükşehir belediyelerinde kaybettiğimiz rant kapılarını kayyumlarla telafi etme çabasındayız’ demek olarak yorumladı.

Mızraklı kaldığı Kayseri Bünyan T2 Ceza İnfaz Kurumundan Evrensel Gazetesinden Meltem Akyol’un sorularını yanıtladı.

OH OLSUN ASLINDA ŞUNU KASTEDİYORDU: PARALARI YANDAŞA AKTARIYORUZ

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bütçe görüşmeleri sırasında söylediği “Oh olsun, paralar artık örgüte gitmiyor. Bu da size kapak olsun” sözleri siyasetin gündeminde hayli yer etti. Siz o tartışmaları izleyebildiniz mi, nasıl yorumladınız?

23 Nisan’da koltuğu devralmış çocukların bile yapmayacağı hareketleri yaparak kendi seviyesini aslında gösterdi. Öncelikle belirtmekte yarar var, Bakanın “Oh olsun” deyişi aslında şunu kastediyordu: Belediyelerin paralarını yandaşlarımıza aktarıyoruz. İstanbul, Mersin gibi büyükşehir belediyelerinde kaybettiğimiz rant kapılarını kayyumlarla telafi etme çabasındayız. Kentin ihtiyaçlarını değil kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaktayız. Bunlara “Oh olsun” diyordu o kürsüden. 31 Mart seçimlerinde belediyeyi kayyumdan devralıp ilk belediye binasına girdiğimizde Diyarbakır’da bugün yüz binler açlık sınırında, on binler işsiz, insanlarımız çöplerden, pazar tezgahlarından geride kalanlar ile beslenmeye çalışırken, iki buçuk yılda kayyum olarak atanan bir kişinin Diyarbakır halkının parasıyla nasıl kendisine saltanat odası kurduğunu gördüm.

Balık baştan kokar diye atasözü vardır. Cumhurbaşkanı yazlık ve kışlık saraylar yaptırırsa, atadığı valiler de sarayların prototiplerini gittikleri yerde inşa ederler.

İslam tarihinin önemli sahabelerinden olan Ebû Zer Gıfârî vardır. Onurlu ve ilkeli bir Müslümandır. Hak ve adalet kavramlarına duyarlıdır. Muaviye’nin yaptırdığı Yezid Sarayı’nı görünce şaşkına dönüyor. Ve sarayın önünde “Ey Muaviye! Eğer halkın malı ile bu sarayı yaptırdıysan ihanettir. Eğer kendi paranla yapıyorsan bu defa da israftır. Yoksulları daha çok yoksullaştırdın. Servet sahiplerini ise daha çok zengin yaptın” diyor. Evet sürgünlere gönderiliyor ama duruşundan asla taviz vermiyor. Şimdi “Yasakları kaldıracağız, yolsuzluğu önleyeceğiz ve yoksulluğu bitireceğiz” diye iktidara gelenler ile yüzyıllar önce yaşanılan bu olaylar birbirine ne kadar da çok benziyor. Ben de o gün o odaları ve banyoyu görünce yüzyıllar öncesinde olduğu gibi benzer bir tepki verdim. O videoyu hatırlarsınız, bence her hafta, her ay bu video dolaşıma girmeli ve halka iktidarın israfları ifşa edilmelidir.

KAYYUMLAR KASALARI BOŞALTMIŞ TRİLYONLARCA LİRA BORÇLANDIRMIŞTI

Peki o şatafat görüntülerinin dışında nasıl bir belediye devraldınız?

Bizler kasası boşaltılan trilyonlarca borçlandırılan belediyeler devraldık. Hatta bazı belediyelerimizin sandalye ve masaları bile kayyumlar tarafından diyanete, emniyete bağışlanmıştı. Oturacak sandalye bile yoktu. 31 Mart’ta kayyumlar tarafından sadece maddi olarak değil, daha çok manevi tahribata uğramış bir yerel yönetimleri devraldık. Kadın kurumları kapatılmış, binlerce çalışan işten atılmış, bunların yerine yandaşlar işe alınmıştı. Kültür çalışmaları siyasi İslam temaları ile asimilasyon aracına dönüştürülmüştü. Çocukların ana dilde kreş hakkı ellerinden alınmıştı. Yani daha önceki tüm çalışmalar yerle bir edilmişti. Irkçı bir çalışma tarzı ile Kürt illerinde yeni bir belediyecilik çalışması dizayn edilmek istenmiştir.

Ki zaten daha seçim sonuçları kesinleşmeden, kaybedeceklerini bildiklerinden, 1 Nisan tarihinde valilik, İçişleri Bakanlığına resmi yazıyla başvurarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum atanmasını talep ettiği ortaya çıkmıştı.

Bizler tüm bu olumsuzluklara rağmen tekrardan halkçı belediyeciliği yerleştirmek istedik. Tüm engellemelere rağmen, halkın istemleri doğrultusunda kararlar alarak, halk için bir çalışma tarzı yürüttük.

Ardından kayyum atadılar ve bu yolla bizleri susturamayınca, gerçekleri karartmak için, hırsızlıklarını deşifre ettiğimizden dolayı tutukladılar. Ama biz bir kere “xırsız var” dedik ve tüm dünya da bunu duydu ve gördü.Reklam

İDDİANAMELERDE BELEDİYE GÖREVİYLE İLGİLİ BİR KELİME BULAMAZSINIZ

Süleyman Soylu, 73 belediye başkanının 694 yıl ceza aldığını da açıkladı. Siz o isimlerden birisiniz, nasıl bir yargılama süreci ile 9 yıl 4 ay ceza aldınız?

Bir defa beni görevden almalarına gerekçe gösterdikleri dava süreci seçimlerden çok öncesine dayanıyor. Her defasında söylenen “Belediye paralarını dağa aktarıyorlardı” yalanı vardı. Açın bakın ben dahil hiçbir belediye eş başkanının iddianamesinde yer almaz bu yalan. Çünkü yalan olduğunu ve ispatının olmadığını biliyorlar. Ki hiçbir eş başkanın iddianamesinde belediye göreviyle ilgili de bir kelime bile bulamazsınız. Hep eski davalar ya da iftiracı itirafçıların beyanlarından oluşuyor.

Örneğin benim dosyamda bir itirafçının itirafları var. Güya ben dağdan gelen birini hastanede ameliyat etmişim ve yoğun bakımda olan bu kişi birkaç saat içinde yürüyerek hastaneden çıkıp gitmiş. Bir kere bunun hiçbir tıbbi açıklaması yok, yani yoğun bakımdaki ameliyatlı bir hasta birkaç saat içinde yürüyerek çıkıp gidecek. Daha önemlisi, bu iftirayı atan kişi “Bunu ben gördüm, aynı hastanede çalışıyordum” diyor. Ama SGK kayıtları, yani resmi devlet kayıtları, o tarihlerde benimle aynı hastanede çalışmadığını ortaya koyuyor. Buna rağmen bu iddialarla tutuklandım ve ceza aldım. İşte Bakanın bahsettiği o cezalar böyle verildi. Bu kadar bariz yalanlar varken, hukuksuzluk hukuk olarak yutturulmak istenirken biz neyi konuşacağız. Ya da burada neyi anlatacağım. Tüm bu yalanlarının, iftiralarının mutlaka bir gün hesabı sorulacak. Bir gün katlettikleri adalet mutlaka onlara da lazım olacaktır.

“SİYASETÇİLERİ ZİNDANDA ÇÜRÜTMEYE YEMİN EDİP, SONRA DA REFORM DİYORLAR…”

Reform tartışmaları da yeniden gündemde. Nasıl görüyorsunuz bu tartışmaları, bu süreçte çıkacak reform paketine dair, kendiniz için de dahil, beklentiniz nedir?

Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze hep reform tartışmaları olmuştur. Özellikle de iç ve dış politikada sıkışan iktidarlar, genelde bu söylemler ile kamuoyu baskısını yumuşatmaya çalışmışlardır. Muhalefeti susturmak için, halkları oyalamak için kullandıkları bilinen taktiklerdendir. ’90’lı yıllarda Kürt sorunu vardır, Kürt sorununu çözeceğiz dediler, reform dediler, hukuk ve adalet dediler. AKP iktidara gelirken de bu kelimeleri ağzına pelesenk yapmıştı. 18 yıldır iktidardalar, sonuç ne? Sonuç işte yüz binlerce insanın cezaevinde olması, on binlerce insanın yaşamını yitirmesidir. Halkın daha fazla yoksullaşması, ülkenin koca bir hapishaneye dönüşmesidir. Sonuç budur. Şimdi de AB ve özellikle de ABD’de değişen şartlara göre kendisini uyarlamaya, ömrünü uzatmaya çalışan bir iktidarın çırpınışlarıdır bu söylemler. Ömrünü uzatma çabasıdır. Reform diyor ama Kürt sorununu çözmeyecek. Haksız ve hukuksuzca tutuklanan siyasetçileri zindanlarda çürütme yemini edecek, sonra da reformdan bahsedecekler ve biz de bu sözlere inanacak mıyız?

BAHÇELİ’NİN MESAJI ERDOĞAN’A DA…

Bu açıklamalara dair tartışmalar devam ederken Bahçeli’den de “HDP kapatılsın” çıkışı geldi. Sizce HDP kapatılabilir mi?

Aslında Bahçeli bu sözleri ile öncelikle HDP’yi değil AKP’yi yani kendi ortağını tehdit etmiştir. Son dönemde Cumhurbaşkanı çıkıp adalette reform, ekonomide değişimlerden söz etti. Arkasından ipleri elinde tutan Bahçeli’den açıklama geldi. Yani burada AKP’ye ayar verdi. ‘Her konuda reform yapabilirsin ama Kürt sorunu ile ilgili bir reform yaptırmayız’ demek istedi. Biraz da böyle anlaşılmalı. Evet HDP’ye yönelik bir kuşatma var. Bu doksanlı yıllarda HEP, DEP, şimdi ise HDP, DBP yani tüm muhaliflere karşı yapılmaktadır. Bu yeni bir olay değil. Devletin bilinçli bir politikasıdır. Yani sadece MHP’nin bir söylemi değildir. Resmi devlet ideolojisinin dayatmasıdır. 1920’lerde de Kürtlere karşı bir baskı vardı şimdi de var. Muhalif isen, Kürt isen bu ülkede zaten kuşatma altındasın. HDP hep kuşatma altındaydı. On binlerce çalışanı tutuklandı. Eski eş genel başkanları, vekilleri, belediye başkanları tutuklandı. Ama HDP tek bir adım geri atmadı. Çünkü HDP’nin geçmişinde direniş var, Mücadeleci ruh var. Tüm bu söylemler baskılar olacaktır. Ama HDP asla yolundan vazgeçmeyecektir. Zaten bu baskıların sebebi bu söylemlerin sebebi HDP’den korkmalarıdır. HDP onların korkulu rüyası olmaya, hatta kabusu olmaya devam edecektir

AİLE GÖRÜŞÜ SINIRLANDI, MEKTUPLAR BİLE GECİKİYOR…

Pandemi koşulları nasıl etkiledi durumunuzu, sağlığınız nasıl,dahası hapishane günleriniz nasıl geçiyor, neler yapıyorsunuz?

Hapishane günleri nasıl olabilir ki. Birkaç metre kareden oluşan yaşam alanında bir yaşam sürme çabasıdır bizimkisi. Pandemi koşulları tabii ki bu yaşamı daha da zorlaştırmaktadır. Her hafta yaptığımız aile görüşü şimdi ayda bir yapılıyor ve iki kişi ile sınırlandırıldı. Yine telefon ve avukat görüşmelerinde kısıtlamalar yaşanıyor. Mektup alımında bile gecikmeler oluyor. Tabii ki koşullar daha da zorlaştı ama tüm bunlara rağmen inadına yaşamaya devam edeceğiz.

Son dönemde İslam tarihi ve Ortadoğu tarihine ilişkin kaynaklar okumaktayım.

BİRLİKTE KAZANABİLİRİZ…

Geleceğe ilişkin beklentiniz, hissiyatınız nasıl? Sizce Türkiye halklarını nasıl bir gelecek bekliyor?

İktidarın halktan koptuğu, halkı düşman olarak gördüğü bir döneme girdik. Ülkenin tüm kaynaklarını bir avuç yandaşına aktarmakta, halkları her geçen gün uçuruma sürüklemektedir.

Olumsuzlukların çok olduğu, bir bunalım çağını yaşıyor olabiliriz ama bu umudumuzu daha da bilemektedir. Çünkü böylesi dönemlerden hep birlikte mücadele ile çıkabiliriz. Tüm baskılara, engellemelere rağmen halktan aldığı güç ile halk için çalışmaktadır. HDP bu süreçte halkları ortak paydada birleştirerek, örgütleyerek demokratik siyaseti kurumlaştırmaya çalışmaktadır. Bunu hep birlikte başarırsak Türkiye halklarını aydınlık bir gelecek beklemektedir. Birlikte örgütlenip birlikte kazanabiliriz.

Selçuk Mızraklı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Oh olsun, paralar artık örgüte gitmiyor” sözlerine yanıt verdi: Bizler kasası boşaltılan belediyeler devraldık.

“Halkın parası ile kendilerine saraylar yapmışlar… Bütün israf ve şatafatlarını halka tek tek göstereceğiz”. Bu sözler Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Selçuk Mızraklı’ya ait. 31 Mart yerel seçimlerinde belediyeyi yüzde 63 oyla kazanan Mızraklı, kayyumdan devraldığı belediyedeki şatafatı görüntülerken bu sözleri sarf etmişti. Seçildikten sadece beş ay sonra görevden alındı ve tutuklandı, 9 yıl 4 ay hapse mahkum edildi.

Mızraklı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bütçe görüşmeleri sırasında söylediği “Oh olsun, paralar artık örgüte gitmiyor” sözlerine o görüntüleri hatırlatarak yanıt verdi. “Bizler kasası boşaltılan trilyonlarca borçlandırılan belediyeler devraldık” diyen Mızraklı, Bakanın “Oh olsun” sözlerini ‘Belediyelerin paralarını yandaşlarımıza aktarıyoruz. İstanbul, Mersin gibi büyükşehir belediyelerinde kaybettiğimiz rant kapılarını kayyumlarla telafi etme çabasındayız’ demek olarak yorumladı.

Mızraklı kaldığı Kayseri Bünyan T2 Ceza İnfaz Kurumundan Evrensel Gazetesinden Meltem Akyol’un sorularını yanıtladı.

OH OLSUN ASLINDA ŞUNU KASTEDİYORDU: PARALARI YANDAŞA AKTARIYORUZ

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bütçe görüşmeleri sırasında söylediği “Oh olsun, paralar artık örgüte gitmiyor. Bu da size kapak olsun” sözleri siyasetin gündeminde hayli yer etti. Siz o tartışmaları izleyebildiniz mi, nasıl yorumladınız?

23 Nisan’da koltuğu devralmış çocukların bile yapmayacağı hareketleri yaparak kendi seviyesini aslında gösterdi. Öncelikle belirtmekte yarar var, Bakanın “Oh olsun” deyişi aslında şunu kastediyordu: Belediyelerin paralarını yandaşlarımıza aktarıyoruz. İstanbul, Mersin gibi büyükşehir belediyelerinde kaybettiğimiz rant kapılarını kayyumlarla telafi etme çabasındayız. Kentin ihtiyaçlarını değil kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaktayız. Bunlara “Oh olsun” diyordu o kürsüden. 31 Mart seçimlerinde belediyeyi kayyumdan devralıp ilk belediye binasına girdiğimizde Diyarbakır’da bugün yüz binler açlık sınırında, on binler işsiz, insanlarımız çöplerden, pazar tezgahlarından geride kalanlar ile beslenmeye çalışırken, iki buçuk yılda kayyum olarak atanan bir kişinin Diyarbakır halkının parasıyla nasıl kendisine saltanat odası kurduğunu gördüm.

Balık baştan kokar diye atasözü vardır. Cumhurbaşkanı yazlık ve kışlık saraylar yaptırırsa, atadığı valiler de sarayların prototiplerini gittikleri yerde inşa ederler.

İslam tarihinin önemli sahabelerinden olan Ebû Zer Gıfârî vardır. Onurlu ve ilkeli bir Müslümandır. Hak ve adalet kavramlarına duyarlıdır. Muaviye’nin yaptırdığı Yezid Sarayı’nı görünce şaşkına dönüyor. Ve sarayın önünde “Ey Muaviye! Eğer halkın malı ile bu sarayı yaptırdıysan ihanettir. Eğer kendi paranla yapıyorsan bu defa da israftır. Yoksulları daha çok yoksullaştırdın. Servet sahiplerini ise daha çok zengin yaptın” diyor. Evet sürgünlere gönderiliyor ama duruşundan asla taviz vermiyor. Şimdi “Yasakları kaldıracağız, yolsuzluğu önleyeceğiz ve yoksulluğu bitireceğiz” diye iktidara gelenler ile yüzyıllar önce yaşanılan bu olaylar birbirine ne kadar da çok benziyor. Ben de o gün o odaları ve banyoyu görünce yüzyıllar öncesinde olduğu gibi benzer bir tepki verdim. O videoyu hatırlarsınız, bence her hafta, her ay bu video dolaşıma girmeli ve halka iktidarın israfları ifşa edilmelidir.

KAYYUMLAR KASALARI BOŞALTMIŞ TRİLYONLARCA LİRA BORÇLANDIRMIŞTI

Peki o şatafat görüntülerinin dışında nasıl bir belediye devraldınız?

Bizler kasası boşaltılan trilyonlarca borçlandırılan belediyeler devraldık. Hatta bazı belediyelerimizin sandalye ve masaları bile kayyumlar tarafından diyanete, emniyete bağışlanmıştı. Oturacak sandalye bile yoktu. 31 Mart’ta kayyumlar tarafından sadece maddi olarak değil, daha çok manevi tahribata uğramış bir yerel yönetimleri devraldık. Kadın kurumları kapatılmış, binlerce çalışan işten atılmış, bunların yerine yandaşlar işe alınmıştı. Kültür çalışmaları siyasi İslam temaları ile asimilasyon aracına dönüştürülmüştü. Çocukların ana dilde kreş hakkı ellerinden alınmıştı. Yani daha önceki tüm çalışmalar yerle bir edilmişti. Irkçı bir çalışma tarzı ile Kürt illerinde yeni bir belediyecilik çalışması dizayn edilmek istenmiştir.

Ki zaten daha seçim sonuçları kesinleşmeden, kaybedeceklerini bildiklerinden, 1 Nisan tarihinde valilik, İçişleri Bakanlığına resmi yazıyla başvurarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum atanmasını talep ettiği ortaya çıkmıştı.

Bizler tüm bu olumsuzluklara rağmen tekrardan halkçı belediyeciliği yerleştirmek istedik. Tüm engellemelere rağmen, halkın istemleri doğrultusunda kararlar alarak, halk için bir çalışma tarzı yürüttük.

Ardından kayyum atadılar ve bu yolla bizleri susturamayınca, gerçekleri karartmak için, hırsızlıklarını deşifre ettiğimizden dolayı tutukladılar. Ama biz bir kere “xırsız var” dedik ve tüm dünya da bunu duydu ve gördü.Reklam

İDDİANAMELERDE BELEDİYE GÖREVİYLE İLGİLİ BİR KELİME BULAMAZSINIZ

Süleyman Soylu, 73 belediye başkanının 694 yıl ceza aldığını da açıkladı. Siz o isimlerden birisiniz, nasıl bir yargılama süreci ile 9 yıl 4 ay ceza aldınız?

Bir defa beni görevden almalarına gerekçe gösterdikleri dava süreci seçimlerden çok öncesine dayanıyor. Her defasında söylenen “Belediye paralarını dağa aktarıyorlardı” yalanı vardı. Açın bakın ben dahil hiçbir belediye eş başkanının iddianamesinde yer almaz bu yalan. Çünkü yalan olduğunu ve ispatının olmadığını biliyorlar. Ki hiçbir eş başkanın iddianamesinde belediye göreviyle ilgili de bir kelime bile bulamazsınız. Hep eski davalar ya da iftiracı itirafçıların beyanlarından oluşuyor.

Örneğin benim dosyamda bir itirafçının itirafları var. Güya ben dağdan gelen birini hastanede ameliyat etmişim ve yoğun bakımda olan bu kişi birkaç saat içinde yürüyerek hastaneden çıkıp gitmiş. Bir kere bunun hiçbir tıbbi açıklaması yok, yani yoğun bakımdaki ameliyatlı bir hasta birkaç saat içinde yürüyerek çıkıp gidecek. Daha önemlisi, bu iftirayı atan kişi “Bunu ben gördüm, aynı hastanede çalışıyordum” diyor. Ama SGK kayıtları, yani resmi devlet kayıtları, o tarihlerde benimle aynı hastanede çalışmadığını ortaya koyuyor. Buna rağmen bu iddialarla tutuklandım ve ceza aldım. İşte Bakanın bahsettiği o cezalar böyle verildi. Bu kadar bariz yalanlar varken, hukuksuzluk hukuk olarak yutturulmak istenirken biz neyi konuşacağız. Ya da burada neyi anlatacağım. Tüm bu yalanlarının, iftiralarının mutlaka bir gün hesabı sorulacak. Bir gün katlettikleri adalet mutlaka onlara da lazım olacaktır.

“SİYASETÇİLERİ ZİNDANDA ÇÜRÜTMEYE YEMİN EDİP, SONRA DA REFORM DİYORLAR…”

Reform tartışmaları da yeniden gündemde. Nasıl görüyorsunuz bu tartışmaları, bu süreçte çıkacak reform paketine dair, kendiniz için de dahil, beklentiniz nedir?

Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze hep reform tartışmaları olmuştur. Özellikle de iç ve dış politikada sıkışan iktidarlar, genelde bu söylemler ile kamuoyu baskısını yumuşatmaya çalışmışlardır. Muhalefeti susturmak için, halkları oyalamak için kullandıkları bilinen taktiklerdendir. ’90’lı yıllarda Kürt sorunu vardır, Kürt sorununu çözeceğiz dediler, reform dediler, hukuk ve adalet dediler. AKP iktidara gelirken de bu kelimeleri ağzına pelesenk yapmıştı. 18 yıldır iktidardalar, sonuç ne? Sonuç işte yüz binlerce insanın cezaevinde olması, on binlerce insanın yaşamını yitirmesidir. Halkın daha fazla yoksullaşması, ülkenin koca bir hapishaneye dönüşmesidir. Sonuç budur. Şimdi de AB ve özellikle de ABD’de değişen şartlara göre kendisini uyarlamaya, ömrünü uzatmaya çalışan bir iktidarın çırpınışlarıdır bu söylemler. Ömrünü uzatma çabasıdır. Reform diyor ama Kürt sorununu çözmeyecek. Haksız ve hukuksuzca tutuklanan siyasetçileri zindanlarda çürütme yemini edecek, sonra da reformdan bahsedecekler ve biz de bu sözlere inanacak mıyız?

BAHÇELİ’NİN MESAJI ERDOĞAN’A DA…

Bu açıklamalara dair tartışmalar devam ederken Bahçeli’den de “HDP kapatılsın” çıkışı geldi. Sizce HDP kapatılabilir mi?

Aslında Bahçeli bu sözleri ile öncelikle HDP’yi değil AKP’yi yani kendi ortağını tehdit etmiştir. Son dönemde Cumhurbaşkanı çıkıp adalette reform, ekonomide değişimlerden söz etti. Arkasından ipleri elinde tutan Bahçeli’den açıklama geldi. Yani burada AKP’ye ayar verdi. ‘Her konuda reform yapabilirsin ama Kürt sorunu ile ilgili bir reform yaptırmayız’ demek istedi. Biraz da böyle anlaşılmalı. Evet HDP’ye yönelik bir kuşatma var. Bu doksanlı yıllarda HEP, DEP, şimdi ise HDP, DBP yani tüm muhaliflere karşı yapılmaktadır. Bu yeni bir olay değil. Devletin bilinçli bir politikasıdır. Yani sadece MHP’nin bir söylemi değildir. Resmi devlet ideolojisinin dayatmasıdır. 1920’lerde de Kürtlere karşı bir baskı vardı şimdi de var. Muhalif isen, Kürt isen bu ülkede zaten kuşatma altındasın. HDP hep kuşatma altındaydı. On binlerce çalışanı tutuklandı. Eski eş genel başkanları, vekilleri, belediye başkanları tutuklandı. Ama HDP tek bir adım geri atmadı. Çünkü HDP’nin geçmişinde direniş var, Mücadeleci ruh var. Tüm bu söylemler baskılar olacaktır. Ama HDP asla yolundan vazgeçmeyecektir. Zaten bu baskıların sebebi bu söylemlerin sebebi HDP’den korkmalarıdır. HDP onların korkulu rüyası olmaya, hatta kabusu olmaya devam edecektir

AİLE GÖRÜŞÜ SINIRLANDI, MEKTUPLAR BİLE GECİKİYOR…

Pandemi koşulları nasıl etkiledi durumunuzu, sağlığınız nasıl,dahası hapishane günleriniz nasıl geçiyor, neler yapıyorsunuz?

Hapishane günleri nasıl olabilir ki. Birkaç metre kareden oluşan yaşam alanında bir yaşam sürme çabasıdır bizimkisi. Pandemi koşulları tabii ki bu yaşamı daha da zorlaştırmaktadır. Her hafta yaptığımız aile görüşü şimdi ayda bir yapılıyor ve iki kişi ile sınırlandırıldı. Yine telefon ve avukat görüşmelerinde kısıtlamalar yaşanıyor. Mektup alımında bile gecikmeler oluyor. Tabii ki koşullar daha da zorlaştı ama tüm bunlara rağmen inadına yaşamaya devam edeceğiz.

Son dönemde İslam tarihi ve Ortadoğu tarihine ilişkin kaynaklar okumaktayım.

BİRLİKTE KAZANABİLİRİZ…

Geleceğe ilişkin beklentiniz, hissiyatınız nasıl? Sizce Türkiye halklarını nasıl bir gelecek bekliyor?

İktidarın halktan koptuğu, halkı düşman olarak gördüğü bir döneme girdik. Ülkenin tüm kaynaklarını bir avuç yandaşına aktarmakta, halkları her geçen gün uçuruma sürüklemektedir.

Olumsuzlukların çok olduğu, bir bunalım çağını yaşıyor olabiliriz ama bu umudumuzu daha da bilemektedir. Çünkü böylesi dönemlerden hep birlikte mücadele ile çıkabiliriz. Tüm baskılara, engellemelere rağmen halktan aldığı güç ile halk için çalışmaktadır. HDP bu süreçte halkları ortak paydada birleştirerek, örgütleyerek demokratik siyaseti kurumlaştırmaya çalışmaktadır. Bunu hep birlikte başarırsak Türkiye halklarını aydınlık bir gelecek beklemektedir. Birlikte örgütlenip birlikte kazanabiliriz.

Bugünden