Musa Anter Davası’nda zaman aşımına 14 ay kaldı

1992 yılında katledilen Musa Anter cinayetine dair davada zaman aşımına 14 ay kaldı. Avukat Selim Okçuoğlu, dava kapanmadan AYM’ye başvurmayı planladıklarını söylerlen, CHP’li Sezgin Tanrıkulu “yargı bağımsızlığı için düzenin değişmesi lazım” dedi.

JİTEM Ana Davası ile birleştirilen Musa Anter davasının 28’inci duruşması Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde 7 Temmuz’da görüldü. Davanın şimdiye kadar görülen duruşmalarında birçok tanık dinlendi. Ancak Adalet Bakanlığı, mahkemece yazılan hiçbir yazıya cevap vermediği gibi yurt dışında olduğu bilinen sanık Abdulkadir Aygan’ın ifadesinin alınması yönünde de harekete geçmedi. Bakanlıktan yazılan müzakerelere yanıt verilmemesi ve sanıkların ifadesinin alınmaması gibi bahanelere sığınan mahkeme, karar vermeyi geciktirdikçe dava zamanaşımı tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bir sonraki duruşması 24 Kasım’a ertelenen yargılamada karar çıkmaması halinde 14 ay sonra zamanaşımına uğrayacak dava dosyası rafa kaldıracak.Her duruşma Ankara’ya gelen Anter’in oğlu Dicle Anter, aile avukatları Mehmet Selim Okçuoğlu ve davayı takip eden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, davada gelinen aşamayı, devlet ve yargının tutumunu Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.Davayı zamanaşımına uğratmak üzerine kurulan bir yargı yapısının olduğunu ifade eden Dicle Anter, “Bu aşamada sanık Abdulkadir Aygan’ın ifadesi alınması ve sanık Cemil Işık’ın Almanya’dan ölümüne dair olan belgenin mahkemeye iletilmesi gerekiyor. Böyle bir davada esasında bir iki saat içinde tüm verilerin toplanıp, karara bağlanması gerekiyor” dedi.

‘UMUT HEP VAR AMA GERÇEKLİĞE DÖNÜŞÜR MÜ…’

Türkiye’de çok sayıda kişinin faili meçhul cinayetle katledildiğini  ifade eden Anter, “Aslında failleri belli. Türkiye’de hala insanlar kaybettiriliyor. Duygularımız da her bir kaybettirmede, faili meçhulde ve ölümde sertleşiyor. ‘Babamı da böyle öldürdüler’ gibi duygular yaşıyoruz” diye konuştu.Anter, davayı sahiplenme noktasında da kimi eksikler bulunduğu serzenişinde bulundu. Anter, “Daha fazla sorgulamak gerekiyor. Davanın sonuçlanacağına dair bir umut hep var ama o umut gerçekliğe dönüşür mü ondan şüpheliyim” dedi.

Av. OKÇUOĞLU: DEVLET FAİLLERİ ÖLÜ DE DİRİ DE OLSA KORUYOR

Avukat Selim Okçuoğlu ise, Türkiye’de adalet sisteminin artık sorunları çözmeme üzerine çalışan bir mekanizma haline geldiğini ifade etti.Türkiye’nin geçmişini bugünden ayırarak değerlendirmenin yanlış olacağını söyleyen Okçuoğlu, Musa Anter ve onun gibi onlarca, yüzlerce hatta binlerce kişi belli bir politikanın hayata geçirilmesi amacıyla katledildiğini vurguladı. Okçuoğlu, “Bize göre bu kararı planlayanlar, gerçekleştirenler kamu görevlileri. Ama sadece kamu görevleri değil, siyasi mekanizmaların, politikaların bir sonucu olarak uygulanan cinayetler. Bizim davada da gördüğümüz üzere ortada çok sayıda somut, ulaşılabilir kanıt olmasına rağmen olayın her anlamıyla aydınlatılmaması için yargı bürokrasisi, siyasi yapı ve güvenlik bürokrasisi işbirliğine açık değiller” ifadelerini kullandı.Devletin gizli mahzenlerindeki delillere tam anlamıyla ulaşmanın mümkün olmadığını dile getiren Okçuoğlu, “Devlet hala kendisi adına tetiği çeken mekanizmaları, bireyleri ölü ya da diri de olsalar koruyor. Biz bunun tipik örneğini bu dosyanın yargılama pratiğinde de yaşadık” dedi.

‘GİDİŞAT ZAMAN AŞIMINA GİDİYOR’ 

Okçuoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Musa Anter’in katledilmesine ilişkin Türkiye’ye yönelik verdiği mahkumiyet kararı üzerinde durup, şöyle devam etti: “Zamanaşımı büyük bir tehlike. Uzun süredir hem mahkemenin hem de kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyoruz. Muhtemelen şu anki gidişat ona işaret ediyor. Bir yıl sonra 30 yıllık zamanaşımı süresi nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesi büyük ihtimal. Bu aşamada AYM’ye bireysel başvuru yapmak konusunda bir değerlendirme aşamasındayız. Muhtemelen yargılama bitmeden yani zaman aşımı nedeniyle düşme kararı verilmeden bu yargılama pratiğinde yaşamış olduğumuz hak ihlalleri ve Musa Anter’in öldürülmesine yönelik temel hak ihlallerini AYM’ye götürme düşüncemiz var.

TANRIKULU: BU DÜZEN MUTLAKA DEĞİŞECEK

Musa Anter’in katledildiği dönem Diyarbakır Barosu Genel Sekreteri olan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da Apê Musa’nın öldürüldüğü günü bugün gibi hatırladığını dile getirdi.

Aradan geçen 29 yılda onlarca faili meçhul cinayet yaşandığını belirten Tanrıkulu, “Yüzlerce zorla kaybedilme vakası oldu ve maalesef bir devlet politikası olarak yargı tarafından bu failler korundu, ortaya çıkarılmadı. Çıkanlar da yargılanmadı. Davalar sürgün edildi bulundukları yerlerden. Bu dava neden Ankara’da görülüyor. Olayın yaşandığı yer Diyarbakır. Fakat Yargıtay ve Adalet Bakanlığı kararıyla dosya buraya getirildi ve sanıklar büyük bir koruma içinde. Adeta ‘zamanaşımı süresi dolsun da bu dosya bizden gitsin’ anlayışı içindeler. Ama yargı ne kadar korursa korusun insanlığa karşı olan suçların zaman aşımı yoktur. Bir gün mutlaka bu düzen değişecek ve bu failler yargı önüne çıkacakla” diye konuştu.

‘DERİN DEVLETİN YENİ SAHİBİ AKP’

Yargının düzelmesi için düzenin de değişmesi gerektiğini söyleyen Tanrıkulu, “Yargının bağımsız ve tarafsız olmaması, bu sanıkların cezasızlık zırhına büründürülmüş olması bir derin devlet politikasıdır. Derin devletin yeni sahibi de AKP’dir. İktidarlar değişti ama bu yöndeki yargı politikası değişmedi, bu düzenin değişmesi lazım” ifadelerini kullandı.

DAVAYA DAİR

İsveç’te yaşayan Abdülkadir Aygan’ın 2004 yılında pek çok faili meçhul cinayete ve JİTEM’in yapısına ilişkin itirafları 10 gün boyunca Ülkede Özgür Gündem gazetesinde yayınlandı. Gazeteye verdiği röportajlarında ve aynı yıl yayınlanan “İtirafçı Bir JİTEM’ci Anlattı” isimli kitabında Abdülkadir Aygan, Musa Anter cinayetini gerçekleştiren JİTEM timinin içerisinde yer aldığını anlattı ve cinayetin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından planlandığını söyledi. Kendisinin ve “Hogir” kod adlı Cemil Işık’ın cinayet sırasında bölgede olduklarını, tetiği ise Şırnaklı Hamid’in çektiğini söyledi. Ancak Aygan’ın bu itiraflarına rağmen yargı harekete geçmedi.

AİHM SÜRECİ

AİHM 2005 yılında Anter ailesinin yaptığı başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verdi ve 2006 yılında Musa Anter’in devlet görevlilerince katledildiğini, en azından devlet görevlilerinin bilgisi dâhilinde işlendiğini ortaya koyan ciddi delillerin varlığı ve cinayet devlet tarafından etkili bir biçimde araştırılmadığı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) yaşam hakkını koruyan 2’nci maddesinin Türkiye tarafından esastan ve usulden ihlal edildiğine karar verdi. Türkiye toplam 28 bin 500 Euro tazminat ödemeye mahkum edildi.

SORUŞTURMANIN BAŞLATILDI

AİHM kararının ardından 2009 yılında Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı Abdülkadir Aygan’ın itiraflarını ihbar kabul ederek katliamdan 17 yıl sonra yani dosyanın zamanaşımına uğramasına 3 yıl kala soruşturmayı yeniden başlattı. PKK itirafçıları Cemil Işık, Ali Ozansoy, Abdulkadir Aygan, Hamit Yıldırım, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Abdülkadir Aygan’ın İsveç’ten “ivedilikle” iadesi için Adalet Bakanlığına dosyası gönderildi. Diğer şüphelilerin yeni kimlik alıp almadıkları konusunda ve yurt dışına giriş çıkışlarıyla ilgili Emniyet Genel Müdürlüğüne ve İçişleri Bakanlığına bildirimler yapıldı. Ancak soruşturmanın derinleştirilmesi yine mümkün olmadı.

2012’DE İLK GÖZALTI

Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesiyle ilgili eski JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan’ın fail olarak işaret ettiği Hamit Yıldırım, 29 Haziran 2012’de gözaltına alındı. Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtuldu. Başlatılan soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

ANKARA’YA GÖNDERİLDİ

Ancak dava 2015 yılında “güvenlik” gerekçesiyle 1999 yılında düzenlenen iddianamelerle yargılanan 11 sanıklı ve 2005 tarihli iddianameyle yargılanan 5 sanıklı davaların 2010 yılında birleşmesiyle, süren JİTEM Ana Davası ile birleştirilerek Ankara’ya nakledildi. Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi birleştirme kararına itiraz etti. Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi itirazını değerlendiren Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti.

2022’DE ZAMAN AŞIMI DOLUYOR

Ankara’da görülmeye devam edilen davanın Haziran 2017’deki duruşmada sanık Hamit Yıldırım, “tutukluluk süresi dolduğu” gerekçesiyle tahliye edildi. Dava 2016 yılından bu yana Ankara’da görülüyor ve Eylül 2022’de zaman aşımından kapatılma riski var.