Mazlum Kobani, Uluslararası Kriz Grubu’na konuştu: Suriyeli olmayan PKK’li kadrolar çekilecek

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Türkiye’nin kendilerine yönelik “saldırgan” tavırlarına rağmen, Ankara ile her türlü uzlaşıya açık olduklarını ve bu konuda ABD’nin de arabulucu, garantör olmasını istediklerini söyledi.

Uluslararası Kriz Grubu, “SDG, Kuzey Doğu Suriye’de istikrar için uygun bir yol arıyor” başlığı ile hazırladığı yeni raporunu yayımladı.

Rapor, Kriz Grubu’nun 2015’ten beri Demokratik Suriye Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Kobani ile yaptığı bir dizi tartışmanın sonuncusu olan ve Eylül ortasında gerçekleştirilen söyleşiler neticesinde hazırlandı.  

Abdi bu söyleşilerde, SDG’nin gelişimi, Şam ile ilişkileri ve Türkiye ile potansiyel bir detant veya yumuşama sürecini nasıl gördüğünü ve bunun gibi temel konularda görüşlerini dile getirdi.

Raporda, Suriye ve Rojava’da Covid-19 salgını, başkanlık seçimlerinin ardından ABD’nin Suriye politikası, IŞİD’in yeniden potansiyel bir tehlike olarak ortaya çıkma ihtimali ve Türkiye’nin Rojava’ya yönelik olası bir operasyonu konuları irdelendi.

ABD’nin hala birkaç yüz askerinin bulunduğu Rojava ve kuzeydoğu Suriye’de yaşayan sürecin “fırtına öncesi bir sakinliğe” benzetildiği raporda, IŞİD’in varlığı ve Rojava Özerk Yönetimi’ne yaklaşımı nedeniyle “yeni bir insani kriz ve çatışma” yaşanması ihtimaline dikkat çekildi.

Ankara’nın, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) hala Kürt bileşeni Halk Savunma Birlikleri (YPG) nedeniyle “ölümcül düşmanı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Suriye uzantısı” olarak gördüğüne değinilen raporda “ABD’nin Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gideren, Suriye’nin kuzey doğusunda ikamet eden üç milyondan fazla kişiyi de kollayan ama aynı zamanda IŞİD’in yeniden canlanma riskini en aza indiren bir düzenlemeye aracılık etmeye çalışabileceği” belirtildi.

Raporda, “SDG’nin bölgeye yönelik tehditleri bertaraf etmek ve kendi varlığını da korumak için tam da böyle bir düzenlemeye giden bir yol aradığı” iddiasına yer verildi.

Sinsi bir sakinlik

Türkiye’nin güney sınırlarında “PKK varlığına son vermek için” askeri güç kullandığı, Ocak 2018’de YPG’nin kontrolündeki Afrin’e ve Ekim 2019’da da Gire Spi ile Sere Kani ilçelerine operasyon düzenlediği hatırlatılan raporda, Afrin’de çoğu Kürt 150 bin insanın byerinden edildiğine vurgu yapıldı.

Raporda, Afrin operasyonuna Rusya’nın “kısmi destek verdiği” Gire Spi ve Sere Kani operasyonlarının da “ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan birliklerini Suriye’nin kuzeydoğusundan çekeceğini aniden açıklaması neticesinde mümkün olduğuna” dikkat çekildi.

Raporda öne çıkan satırlar şunlar:

ABD’nin Suriye’deki politikasına ilişkin belirsizlik bir süre daha devam edebilir. Yıllardır, Washington’un Suriye politikası, birbirini izleyen yönetimlerin farklı akımlar arasında tartışılıyor. Kuzeydoğu Suriye bu tartışmalarda giderek daha fazla merkeze alınıyor.

ABD’nin bölgedeki varlığının kapsamı, Trump’ın başkanlık süreci içerisinde hala değişebilir. Örneğin, Kasım ortasında, ABD seçimlerinden hemen sonra Washington, Afganistan ve Irak’tan kısmi asker çekileceğini duyurdu.

Biden, Suriye’den elleri çekme konusunda Trump’tan daha az meyilli görünse de, yeni yönetimi yine de askerler çekme kararı alabilir.

Türkiye ile SDG arasında yeni çatışma ihtimali

Kuzeydoğu Suriye muamması, Washington’un 2014’te IŞİD’e karşı uluslararası mücadeleye ortak olmasyla başladı. Türkiye, SDG’nin temel bileşeni YPG’yi, 1984’ten beri Türkiye’de ayaklanma başlatan PKK’nin bir uzantısı olarak görüyor. PKK, ABD ve AB tarafından “terör örgütü” olarak tanımmıştır.

YPG ise iki örgüt arasındaki mevcut kurumsal bağları reddediyor ve PKK’nin Türkiye’deki Kürt hakları için verdiği mücadeleye sempati duymasına rağmen buna katılmadığını vurguluyor. Ancak bu Türkiye’yi ikna etmediği gibi Suriye’nin kuzeyinde PKK önderliğindeki bir devlete dönüştüğü yönündeki endişesini gideremedi.

YPG ile PKK arasındaki bağın doğası ne olursa olsun, PKK’yi “terörist” olarak tanımlayan ABD’, YPG’yi IŞİD’le karşı kurulan uluslararası koalisyonun sağlam ve vazgeçilmez bir ortağı olarak görüyor.

Uluslararası Kriz Grubu, daha önceki raporlar ve brifinglerinde şu gerçeğin altını çizdi; YPG, PKK kadrolarını barındırdığı ve Türk devletiyle şiddetli bir çatışmalar içinde kaldığı sürece, kuzey Suriye’deki savaşın sona ermesi olası değildir. Geçmişte, ABD veya Rusya’nın askeri koruma ihtimaline aşırı güvenmek, YPG’nin zor seçimler yapmaktan kaçınmasına izin verdi. Ancak bugün zayıf noktalarının farkında ve bölgeyi istikrara kavuşturabilecek düzenlemeler önermeye daha meyilli görünüyor.

Mazlum Kobani, Kriz Grubu ile yaptığı söyleşinde, PKK tarafından eğitilmiş Suriyeli olmayan kadroların Suriye’nin kuzeydoğusundaki varlığını ve rolünü her zamankinden daha açık bir şekilde kamuya açık bir şekilde ele alırken, bunu IŞİD’e karşı savaşta gerekliliğe bağladı. ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon Suriye’deki operasyonlarını başlatmadan önce YPG’nin zaten IŞİD ve diğer cihatçılarla savaşmakta olduğuna dikkat çekti

Kobani, “Küçük bir Suriyeli (PKK’li) grup olarak savaşın başında Suriye’ye döndük. El Kaide ve IŞİD, Kürt kentlerine doğru ilerlemeye başladığında, her yerden yoldaşlarımızı onların ilerlemelerine karşı savunmamıza destek vermeye gelmeye çağırdık.

Kobani’ye göre, PKK tarafından eğitilmiş binlerce Kürt savaşçı Suriye’ye geçti. Çatışmada yüzlercesi hayatını kaybetti, bazıları gitti, bazıları kaldı, birçoğu da sivil bir hayat sürdü.

Yerelde de parti kadroları (PKK tarafından eğitilen şahsiyetler) meselesi kuzeydoğu Suriye’de son derece tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor.

Kuzeydoğu Suriye’de yaşayan yerel halktan bir kesime göre, bu kadrolar, özellikle güvenlik söz konusu olduğunda, yerel yönetim birimlerinin arkasında ve ötesinde nihai karar verme yetkisine sahip bir gölge güç yapısını temsil ediyor. Kadrolar arasında bölgenin dört bir yanından Suriyeli olmayan Kürtlerin yanı sıra 2011’den sonra Suriye’ye dönmeden önce PKK saflarında görev yapan Suriyeli Kürtler de yer alıyor.

Bazı üst düzey SDG’li yetkili, PKK tarafından eğitilmiş kadroların IŞİD’e karşı mücadelede ve yeni kontrol eidlen bölgelerin istikrara kavuşturulmasında dikkate değer bir rol oynamasına rağmen, örgütsel geçmişlerinin Türkiye ile gerilimi artırdığını kabul ediyor. Ankara defalarca ABD ve Kriz Grubu ile yapılan toplantılarda bu kadroların nüfuzuna işaret etti.

Söyleşide bu konuya ilişkin de yorum yapan Kobani, şunları söyledi:

“ABD’nin arabuluculuğunda, Suriye Kürt Ulusal Konseyi (Kürdistan Bölgesi hükümeti tarafından desteklenen Suriyeli Kürt muhalefet grupları) dahil diğer Kürt gruplarla yaptığımız görüşmelerin bir parçası olarak, Suriyeli olmayan tüm kadroları Suriye’den çıkardık. Bugün sivil ve askeri kurumlarımızda kayıtlı iki yüz binden fazla Suriyeli var ve bölgesel Kürt desteğine (Suriyeli olmayanlara) bir ihtiyacımız yok. Suriyeli olmayanların tam olarak çekilmeleri için bir zaman çizelgesi taahhüt etmedik, ancak süreç çoktan başladı ve devam ediyor.”

Suriyeli olmayan tüm kadroların kuzeydoğunun tamamından çekmeyi taahhüt etmek yeni bir gelişme olacak ve uygulanırsa çok önemli olacaktır.

Yine de, böyle bir hareketin Ankara’nın endişelerini gidermek için yeterli olup olmayacağı belirsizliğini koruyor, çünkü Türkiye için asıl mesele vatandaşlıktan çok parti üyeliği (ve Kandil ile bağlarları ile ilgili). Ankara, Kobani’nin böyle bir şeyi uygulamaya koyması konusunda gerçekten istekli ve yeterli olup olmadığı konusunda da şüpheli.

Bir diğer önemli potansiyel istikrarsızlık kaynağı da, Suriye’de Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerdeki yaşanan saldırılar.

SDG, BM Genel Sekreteri António Guterres’in Covid-19 pandemisi nedeniyle “küresel ateşkes” çağrısını açıkça onaylasa da, DSG kontrolündeki bölgelerden Türkiye destekli güçlere yönelik saldırılar devam etti. Türk yetkililer defalarca bu saldırıları kasıtlı provokasyon olarak nitelendirdi.

Kriz Grbu’na konuşan bir Türk yetkili, “SDG liderliği ister bu saldırıların emrini doğrudan versin veya vermesin, kontrolleri altındaki bölgelerden kaynaklanan her türlü askeri faaliyetten sorumludur” dedi.

Kuzeydoğudaki kontrol hatlarını aşan asimetrik saldırıların güç dengesinde önemli bir değişikliğe yol açma olasılığı düşüktür. Aksine, bu saldırılar, potansiyel olarak daha büyük bir Türk askeri müdahalesini ve yeni bir şiddet döngüsünü tetikleme olasılığı barındırıyor.

SDG, Ankara ile bir yumuşama sürecine girmek için açıkça ABD’nin arabuluculuğunu istiyor.

Kobani, “ABD-Türkiye ilişkilerinin retoriğin ötesinde stratejik olduğunu anlıyoruz. ABD hava korumasının devam etmesini istiyorsak Ankara ile gerilimi azaltmamız gerektiğinin farkındayız. Bizim tutumumuz aynı: Türkiye’nin bize yönelik saldırganlığına rağmen, Türkiye ile güvenlik ötesinde her türlü karşılıklı anlayışa açığız. Ve ABD’nin bu konuda arabulucu ve garantörü olmasını istiyoruz” dedi.

Yine de, Ankara’nın, SDG ile taktik bir uzlaşmaya ilgi göreceğini hayal etmek çok zor. Aynı şekilde, ABD’nin arabulucu rolü oynayıp oynayamayacağı belirsizliğini koruyor. Şu an için ABD, SDG ile ENKS arasındaki müzakereleri teşvik etmekle sınırlı kaldı. Ancak Ankara’nın ABD karşıtı söylemi, Rus S-400 hava savunma sistemini satın alması ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki sert çizgisi, onu Washington’da birkaç müttefikle sınırlı bıraktı.

Türkiye, ABD’yi arabulucu olarak kabul etmekte isteksiz olabilir. Ankara açısından bakıldığında, SDG’ye son altı yılda sunulan ABD desteği ve koruması, YPG önderliğinde özerk bir yönetimin varlığına örtük bir yeşil ışık yaktı ve PKK’nin Türkiye’ye karşı gerilla savaşına stratejik derinlik kazandırdı.

Ocak 2020’de Joe Biden, bir video kaydında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sert bir şekilde eleştirdi ve ABD’nin Türk muhalefetinin unsurlarını “onu alt edebilmek” için “cesaretlendirmesi” gerektiğini söyledi.

Bu durum, Biden’in Türkiye Cumhurbaşkanı ile uzun süredir devam eden ilişkilerine rağmen, seçilen yeni Başkan’ın Beyaz Saray’da bir kez daha ne yapacağı konusunda Ankar’da endişelere yol açtı.

Şam’a giden bir yol yok

SDG liderliğinin Türkiye ile gerginliği azaltmaya yönelik görünüşte artan arzusu, muhtemelen Şam’la olan olası bir uzlaşı için umutların kaybolmasının bir sonucudur. ABD ile altı yıllık ortaklığına rağmen, SDG, karşılıksız da olsa Suriye hükümetine karşı genellikle uzlaşmacı bir tavır sergilemiştir. Dahası, Suriye savaşı boyunca Kürt liderliği, Kamışlo merkezinde ve Kamışlo havaalanında rejim güçlerinin sembolik mevcudiyetine izin verdi. İki taraf, karşılıklı çıkar temelinde güvenlik ve ekonomik işbirliği düzenlemelerini de sürdürdü.

Ancak, kuzeydoğudaki yerel güç dengesi, SDG’nin lehine sıkı bir şekilde eğilmiş durumda. ABD’nin geri çekilmesi ve Türkiye’nin Ekim 2019’da kuzeydoğuya yaptığı saldırının ardından, SDG, Şam ile rejim kuvvetlerinin ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin daha önce bulunduğu bölgelere geri gönderilmesi konusunda anlaştı. Rusya’nın ebeliğinde herçekleşen bu anlaşma Türkiye’nin askeri ilerlemesini engellemek için yetersiz kalsa da,SDG ile Şam arasında karşılıklı olarak kabul edilebilir bir düzenlemenin imkansız olmadığını bir şekilde gösterdi.

Mazlum Kobani, Şam ile ikili görüşmelerin devamına yönelik karamsarlığını şu şekilde dile getirdi:

“Türkiye Tel Abyad’a saldırdığında, bir anlaşmaya varmak için Şam’a gittik, ancak uzlaşmaya veya herhangi bir garanti vermeye istekli değillerdi. Yıllardır Şam’la orta yol bulmaya çalışıyoruz. Bugün ikili bir anlaşmanın mümkün olduğunu düşünmüyoruz ve kuzeydoğunun statüsünün, tüm Suriye’yi kapsayacak uluslararası garantili bir anlaşmanın parçası olarak belirlenmesi gerektiğine inanıyoruz.”

Kobani’nin rejimle müzakere potansiyeline ilişkin mevcut karamsarlığı, SDG’nin Şam ile daha fazla düzenlemenin mümkün olabileceğini açıkça umduğu önceki dönemlerle çelişiyor.

Rejimin bölgeyi Türk saldırılarına karşı etkin bir şekilde koruyamamasını, uzlaşma konusundaki isteksizliğini de yansıtıyor. YPG ile rejimin müzakere pozisyonları arasındaki temel boşluk, fiziksel kontrol sorunu olmaya devam ediyor; bölgeye kimin silahlı kuvvetleri, güvenlik ve istihbarat servisleri hakim olacak? Diğer bir deyişle, SDG önderliğindeki özerk yönetimin kaderini kim belirleyecek?

IŞİD’e karşı bitmeyen mücadele

Bu arada, Suriye’nin kuzeydoğusundaki IŞİD varlığı da devam eden bir zorluk teşkil ediyor. Suriye’nin kuzeydoğusundaki yerel yetkililer ve sakinlerle yapılan görüşmelerde, IŞİD’lilerin hala noktaları kurabildiğini ve geçiş yapan yerel tüccarlarından zorla para alabildiğini gösteriyor.

IŞİD üyeleri rutin olarak iş sahiplerini, yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarının büyük tedarikçilerini, doktorları, toprak sahiplerini zekât ödemeleri için tehdit ediyor. Daha endişe verici olan ise, grubun, rejim yanlısı güçler tarafından nominal olarak kontrol edilen Fırat’ın batısındaki çöl bölgelerinde yeni askerler yetiştirme imkanıdır.

Kobani, bu zorlukların üstesinden gelmek için ABD’den yardımlarının devam etmesini istedi.

Kobani, “ABD ile IŞİD’in niai olarak bitirilmesi konusunda ortaklık kurduk. Bu göreve tam olarak ulaşılmadı. IŞİD tehdidini kontrol altına almak ve binlerce Suriyelinin gruba katılmasına neden olan bazı itici güçleri tersine çevirmek zaman ve kaynak gerektirecek. Koalisyon çabalarının sürdürülebilirliğine ilişkin yerelde güven eksikliği, yerel halkın aralarında IŞİD görevlilerini hoş görmelerine neden oldu.”

Kriz Grubu’nun Suriye’nin doğusundaki yerel aşiret figürleriyle yaptığı görüşmeler, ABD’nin geri çekilme açıklamalarının SDG’nin “topal bir ördek” olduğu hissine yol açtığını doğruladı. IŞİD bu algıyı Suriye’nin doğusundaki kırsal kesimlerdeki yerel topluluklara sızarak istismar etti.

İlerisi için bir yolharitası

ABD’nin nihai olarak kademeli bir geri çekilme taahhüdü vermesi daha güvenli bir yol olacaktır.

Tüm bu gerçeklikler göz önüne alındığında, ABD askerlerinin geri çekilmesinin ardından kuzeydoğu Suriye’de şiddetli patlama risklerini en aza indirmek, kesinlikle YPG ile Ankara arasında aktif bir diplomasi mekiği gerektirecektir.

Washington, Suriye’de kalan nüfuzunu ve varlığını, Türkiye’nin ve SDG’nin kuzeydoğu Suriye ile ilgili endişelerini gidermek için kullanmalıdır.

ABD arabuluculuğunda yapılacak herhangi bir düzenlemenin Ankara’nın iki ana önceliğini ele alması gerekecektir; Türkiye veya Suriye’nin SDG kontrolündeki bölgelerden yayılan saldırılar da dahil olmak üzere, sınırının güneyinde bir PKK silahlı varlığını ve faaliyetini önlemek ve Türkiye’nin var olduğunu iddia ettiği gibi, YPG’nin PKK’ye silah tedarikine son vermek.

Böyle bir düzenleme altında ABD, SDG’ye, yukarıdaki koşullar yerine getirilinceye kadar etkili koruma sunması gerekecek. ABD’nin ayrıca SDG’yi Suriye konusunda uluslararası destekli siyasi görüşmelere dahil etmeye yardım etmesi gerekebilir.

Türkiye, Suriye konusunda BM önderliğindeki siyasi sürece SDG’nin dahil edilmesi konusundaki vetosunu kaldırmayı düşünmelidir. DSG’nin katılımını sağlamak BM’nin Suriye’ye odaklanmasını teşvik edebilir ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyan çok taraflı ülke çapında bir anlaşma çerçevesinde kuzeydoğunun statüsünü belirleme taahhüdünü güçlendirmeye yardımcı olabilir.

Ankara ayrıca desteklediği silahlı grupların işlediği ihlalleri sona erdirerek YPG’den ele geçirdiği yörelerdeki yerli halkın mülkiyet ve güvenlik endişelerini ele almalı ve askeri operasyonları sonucunda yerinden edilenlerin geri dönmesine izin vermelidir.