23.4 C
İstanbul
Pazar, Haziran 20, 2021

Kobani davasında 3. duruşma: Kürtçe konuşmalar çevrilmedi

Yargılananların talepleri Kürtçe tercüman olmadan alındı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 28’i tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobani Davası’nın üçüncü duruşması Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın da katıldığı davada, reddi hakim ve tahliye taleplerine ilişkin Kürtçe savunma yapanların talepleri tercüman olmadan alındı.

ZEKERİYA ÖZ HATIRLATMASI

Duruşmada HDP önceki dönem Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi ve Parti Sözcüsü Günay Kubilay, reddi hakim talepleri ve tahliye talebine ilişkin söz aldı.

Kobani iddianamesinin iktidarın kendisine siyasi rakip olan partilerinin tasfiye etmek için hazırlandığını belirten Kubilay, “Mahkemeleriniz sadece bu kritik davalardaki AİHM kararlarını değil, AYM kararlarını da tanımıyorsunuz. AYM herkesi uyardı. Saray rejimine de uyarıyı yaptı. Türkiye’de hukuk devleti bir retorikten ibaret değilse AYM kararlarını uygulamalısınız dedi. Yaptığınız şey burada koskocaman AİHM Büyük Dairesi’nin kararını uygulamıyorsunuz. AİHM kararını beğenmeyebilirsiniz, iktidarın da hoşuna gitmiyor ama bunu uygulamak zorundasınız. Uygulamadığınız da Anayasal suç işlemiş olursunuz. Şimdi sağlam bir şekilde Ağrı Dağı’na sırtınızı dayamış olabilirsiniz, size Zekeriya Öz’ü hatırlatayım. Altına zırhlı araç verilmişti. Siyaset arenası her zaman oynaktır. Biz 2013’ten itibaren AKP ile birlikte çözüm süreci yürüttük. Sırrı Süreyya Önder diyor ki, ‘Kobani olayları olduğunda bakanın yanındaydım.’ Şimdi neredeyiz, hapisteyiz. Türkiye’deki siyasi koşullar değişti, öküz öldü ortaklık bozuldu” diye konuştu.

KÜRTÇE SAVUNMA ÇEVRİLMEDİ

HDP eski Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım, reddi hakim gerekçelerini Kürtçe açıkladı. Mahkeme salonunda tercüman bulunmadığı için Yıldırım’ın savunmaları çevrilmedi.

Yıldırım’ın konuşmasından sonra söz alan avukatlar, “Duruşma salonunda tercüman bulunmadığından reddi hakim talebinin gerekçelerini anlamadınız. Ama birazdan bu konuda bir karar vereceksiniz. Gerekçelerini duymadığınız bir duruma dair karar vereceksiniz. Kürtçe konuşacak başka arkadaşlarımız da var. Bu nedenle tercümanın bulundurulmasını istiyoruz” dedi. Mahkeme başkanı ise, “Ne karar vereceğime dair şimdiden bir kanaat oluşturmayın, biz SEGBİS kayıtlarını dinlemeden reddi hakim talebini bir karara bağlamayacağız” dedi.

BİLGEN: TUTUKSUZ YARGILANAN ARKADAŞLARIMIZ KAÇMA ŞÜPHESİ SERGİLEMEDİLER

Yerine kayyım atanan Kars Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen, “Yargılanmaktan kaçmamak için kendi irademle belediye başkanlığını seçtim. ‘Dokunulmazlıktan yararlanmaya ihtiyacım yok’ dedim. Kaçma şüphesinden bahsediyorsunuz. Dosyadaki arkadaşlarımızın bir kısmı siyaseti bıraktı, 4 yıldır bu arkadaşların çoğunu görmedim, bir kısmı özel işleriyle ilgileniyor. Bize sadece bir suç makinesinin mekanik dişleriymişiz gibi davranılıyor, bu yönde bir otomatik karar veriliyor. Bu dosyada tutuksuz yargılanan arkadaşlarımız var. Tutuksuz yargılanan arkadaşlarımız bir kaçma şüphesi sergilemediler” dedi.

Sağlık sorunları olduğunu ve avukatlarının mahkemeye başvurduğunu ifade eden Bilgen, tedavi olabilmek için tutuksuz yargılanma talebinde bulundu

KIŞANAK: BU İDDİANAMEYİ SİZE İADE EDECEĞİZ

Davanın demokratik siyaseti Meclis’ten atma davası olduğunu söyleyen Gülten Kışanak ise, mahkeme heyetini kastederek, “Siz buna hizmet ediyorsunuz, konuşmamızı keserek, “keşke mecliste konuşsaydınız” diyerek bize burada demogoji yapmayın” dedi ve şunları kaydetti:

“Bugün yargının içinde olduğu durum büyük yapısal bir krizdir. Yargı iktidarın oyuncağı olmuştur. Yolsuzlukların, arsızlıkların, mafyatik ilişkilerin üstü örtülüyor. Ama tek bir tweet attığı için insanlar tutuklanıyor. Biz şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da bu ülkenin sorunlarının çözümü için kendimizi muhatap olarak görüyoruz. Siz ne kadar bizi siyaset dışına atmaya çalışırsanız çalışın. Biz halkın desteğiyle yine karşınıza çıkarız. Önümüze getirilen şey bir iddianame değil. Bir senaryo, bir kurgu. Siz bu senaryoda aktör olmak istiyor olabilirsiniz ama biz olmayacağız. Biz barışı, demokrasiyi, kadın haklarını savunmaya devam ederek bu iddianameyi size iade edeceğiz.

GÜR: PEKER’LE BAŞI BELAYA GİREN SOYLU YARGIYA SIĞINDI

HDP eski MYK üyesi Nazmi Gür ise, “Bağımsız bir yargının Türkiye’nin ekmek hava kadar ihtiyacı olduğunu her koşulda dile getirdik. Şimdi başı Sedat Peker’le belaya giren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yargıya sığındı. Bu çok ironik” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanını kasteden Gür, “Az önce Gültan Kışanak konuşurken ‘yargıya müdahale edildiğine dair bir tane belge getirin, istifa ederim” dediniz. Sizin önünüzde tam 3530 sayfalık yargıya müdahalenin belgesi duruyor” diye konuştu.

İstanbul’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılan İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, “Cumhuriyet zannedildiği gibi ulusal kurtuluş savaşıyla kurulmamıştır. Önemli bir bağımsızlık mücadelesi verilmiştir evet ama Cumhuriyetin 100 yıllık canına baktığımızda rejim hep mahkemelerde kurulmuş ve mahkemelerde konuşulmuştur” dedi.

“İstiklal mahkemeleri ile başlayan Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Sıkıyönetim, Yüksek Yetkili Mahkemeler vb. adını unuttuğumuz yüzlerce doğal hukuk dışına çıkan mahkemeler her o günkü statükoya muhalif olanlar üzerinden bir sopa işlevi görmüştür” diyen Önder, reddi hâkim gerekçelerine ilişkin şöyle konuştu: “Yargı siyasallaşmış diyorlar aslında siyaset yargısallaşmış. Türkiye’de bir rejim kendini mahkemeler eliyle tahkim etmiş belli ki daha demokrasi bize selam verene kadar böyle olacak. Ben şimdi bu mahkemeden ilk gün iddianamenin okunmasından sonra çıkıp gitmeyi düşündüm. Meğer ben sanık değilmişim. Çünkü iddianame özeti denilen şeyde benim adım geçmedi. Sanıklar arasında benim adımı okumadınız. Burada özel mahkemeye duyulan güven duygularından hangisini beğenip alayım sizce? İddianame özetlemek demek 3 bin 530 sayfadan 35 sayfasını çekip çıkarmak değildir. Önemli ayrıntıları konsolide etmek sanık olarak herkesin ne ile itham edildiğini söylemek gerekmez mi bir cümleyle de olsa? Adımı bile söylemediler.

SIRRI SÜREYYA: ÖMRÜM DEMOKRASİ MÜCADELESİYLE GEÇTİ

Siyaset yargısallaşmış meselenin özü şudur; Hani ne güzel adını bile söylemeyen bir mahkemeyi neden reddediyoruz, diye sorulabilir. Burada efkar ettiğimiz memleket halidir kendi durumumuz değildir. 6 milyon üyeleri, kuruluşunda ve fikriyatında emeğim olan ve ilk vekili olma onurunu yaşadığım siyasi bir partinin davası görülüyor burada. Biz 6 milyonun üzerinde oy alıyoruz ve bu topyekun ‘terör organizasyonu’ olmakla suçlanıyor. Bir hukukçu değilim, sayarsanız bir sanatçıyım sıradan insandan daha fazla duyarlılık, sorumluluk sahibiyim. Ömrüm demokrasi mücadelesi ve bunun bedelini ödemekle geçmiş. Ceza cezaevi gibi şeylerin bizim üzerimizde bir yaptırım değeri yok elbette. Özlenen tercih edilen mekanlar değil ama bunlar yüzünden tutumundan tasarruf edecek insanlar değiliz. Bu bizim için bir yaşam biçimi, su gibi ekmek gibi hava gibidir.

‘FİLİSTİN NEYSE KOBANİ’DE O’

Bu memlekette adını doğru koymazsak hiçbir yere gidemeyiz. Filistin konusunda gösterilen topyekun hassasiyet neyse Kobani konusunda gösterilen hassasiyet de aynıdır. Tek bir farkla provokasyon yoktur. Şimdi bu meselede dünyanın hiçbir yerinde 6 milyonluk bir terör örgütü yoktur. Dünyanın birçok ülkenin nüfusundan fazla bir terör örgütü organizasyonu olur mu? Böyle bir itham varsa burada akla gelen soru bu terör örgütünden başka bir şey olması sorusu olmalıdır. Temel refleksimizin bu olması gerekir. Nedir kardeşim bir ülkede 6 milyon insanı kesin suçlu statüsüne iten şey? 5 vakit namazdan, 5 vakit ezandan fazla belirlenmiş kanallarda bize küfür hakaret ediliyor orada kendimizi ifade etmek adına en ufak bir alan açılmıyor. Bunu yapmayarak kalkanların üzerinde yargı kılıcı sallanıyor. Bu reva mıdır? Bunu hangi vicdan kabul eder? Bu baki midir peki? Değildir, bu günler geçecek. Bu topraklar hikmetli insanların birlikte olduğu topraklardır. Bu bir avuç nefret söylemiyle dolu kendini ancak Kürt düşmanlığı ile var eden vasıfsız insanlar bir gün siyaset sahnesinden silinip gidecekler. Ama yazık değil mi?”

Daha önceki savunmalara da müdahale eden mahkeme başkanı bu kez de Önder’in sözlerini “Lütfen bizimle ilgili kısma gelin” diye kesti.

Savunmasına devam eden Önder, şunları söyledi: “Niye Sayın hakim benim adım daha sanık listesinde yok. Bir anlamda mahkemeler bizim için kendimizi ifade edecek kürsülere dönüşür. Niye başka hiçbir yerde günde 24 saat küfür eden, insanlara hakaret edenlere karşı insanlar kendilerini dile getiremiyorlar. Bu davanın da bu hakaret küfür zincirinden çok farkı yok. 3 yıl 8 ay cezaya çarptırıldım. Daha sonra AYM tarafından hak ihlali verilerek bozulduğunda tanınan resmi süre beklenmeden cezaevine girdim. Adli denetim şartının kalkmasını istiyorum.

‘ETİNİZİ Mİ YEDİM, SÜTÜNÜZÜ MÜ DÖKTÜM?’

Yani yakışmıyor bana değil hiç kimseye yakışmıyor. Biz kaçacak, göçecek insanlar değiliz. Cezaevleri de memlekete dairdir biz kendimiz her yerde gerçekleştirebiliriz. Siz duruşmanın başında bir ironi yaptınız. Et ve süt kurumun temsilcisi oradaysa sorayım; ‘kardeşim ben size ne yaptım etinizi mi yedim, sütünüzü mü döktüm?’  Siz benim 38 kez müebbetle yargılanmamı isteyen bir davaya niye müdahil oluyorsunuz. Bir TEDAŞ’ın temsilcisi kimse hele kalksın söylesin, ironi ise alın size ironi onun dışında bu davalar gelir, geçer. Siyasi olan şeyler yargısal metotlarla çözülemez. Bu tamamen toplumsal bir meseledir, kriminal bir mesele değil. Bunun da çözüm yeri de mahkeme salonu değil. Bunlar ancak nihai barışı uzatacak şeylerdir. Gelin bu kötülüğü yapmalıyım. Sayın heyet farkında mısınız? Bir vekilimiz anadilinde savunma yapamamanın hüznü ile konuştu ana diliyle çok kısa konuştular farkında mısınız? Siz bu dili anlamadığınız için talepleri bile anlamadınız. Siz konuştuğunuzdan da Kürtler sizin o Kürtçe savunmadan anladığınız kadarını anlıyorlar. Bu meselenin can yakıcı binlerce meselesinden biridir.  Bu şekilde mahkeme salonlarını reva görmek insanlık  açısından hiçbir fayda reva görmeyecektir.

Önder’in sözlerini bir kez daha kesen mahkeme başkanı, “adınız 4 yerde geçmiş” dedi. Önder “Atıfta bulundunuz. Direk sanık olarak yer almadım. Özetlemeyi bilmeyen bir iddianameyi hazırlayamaz ve bir yargılamayı sağlıklı yürütemez. Ben şaka da yapmadım. Ağlayacak şeyler anlatıyorum insanlar gülüyorlar” dedi.

Yargılananların talepleri Kürtçe tercüman olmadan alındı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 28’i tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobani Davası’nın üçüncü duruşması Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın da katıldığı davada, reddi hakim ve tahliye taleplerine ilişkin Kürtçe savunma yapanların talepleri tercüman olmadan alındı.

ZEKERİYA ÖZ HATIRLATMASI

Duruşmada HDP önceki dönem Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi ve Parti Sözcüsü Günay Kubilay, reddi hakim talepleri ve tahliye talebine ilişkin söz aldı.

Kobani iddianamesinin iktidarın kendisine siyasi rakip olan partilerinin tasfiye etmek için hazırlandığını belirten Kubilay, “Mahkemeleriniz sadece bu kritik davalardaki AİHM kararlarını değil, AYM kararlarını da tanımıyorsunuz. AYM herkesi uyardı. Saray rejimine de uyarıyı yaptı. Türkiye’de hukuk devleti bir retorikten ibaret değilse AYM kararlarını uygulamalısınız dedi. Yaptığınız şey burada koskocaman AİHM Büyük Dairesi’nin kararını uygulamıyorsunuz. AİHM kararını beğenmeyebilirsiniz, iktidarın da hoşuna gitmiyor ama bunu uygulamak zorundasınız. Uygulamadığınız da Anayasal suç işlemiş olursunuz. Şimdi sağlam bir şekilde Ağrı Dağı’na sırtınızı dayamış olabilirsiniz, size Zekeriya Öz’ü hatırlatayım. Altına zırhlı araç verilmişti. Siyaset arenası her zaman oynaktır. Biz 2013’ten itibaren AKP ile birlikte çözüm süreci yürüttük. Sırrı Süreyya Önder diyor ki, ‘Kobani olayları olduğunda bakanın yanındaydım.’ Şimdi neredeyiz, hapisteyiz. Türkiye’deki siyasi koşullar değişti, öküz öldü ortaklık bozuldu” diye konuştu.

KÜRTÇE SAVUNMA ÇEVRİLMEDİ

HDP eski Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım, reddi hakim gerekçelerini Kürtçe açıkladı. Mahkeme salonunda tercüman bulunmadığı için Yıldırım’ın savunmaları çevrilmedi.

Yıldırım’ın konuşmasından sonra söz alan avukatlar, “Duruşma salonunda tercüman bulunmadığından reddi hakim talebinin gerekçelerini anlamadınız. Ama birazdan bu konuda bir karar vereceksiniz. Gerekçelerini duymadığınız bir duruma dair karar vereceksiniz. Kürtçe konuşacak başka arkadaşlarımız da var. Bu nedenle tercümanın bulundurulmasını istiyoruz” dedi. Mahkeme başkanı ise, “Ne karar vereceğime dair şimdiden bir kanaat oluşturmayın, biz SEGBİS kayıtlarını dinlemeden reddi hakim talebini bir karara bağlamayacağız” dedi.

BİLGEN: TUTUKSUZ YARGILANAN ARKADAŞLARIMIZ KAÇMA ŞÜPHESİ SERGİLEMEDİLER

Yerine kayyım atanan Kars Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen, “Yargılanmaktan kaçmamak için kendi irademle belediye başkanlığını seçtim. ‘Dokunulmazlıktan yararlanmaya ihtiyacım yok’ dedim. Kaçma şüphesinden bahsediyorsunuz. Dosyadaki arkadaşlarımızın bir kısmı siyaseti bıraktı, 4 yıldır bu arkadaşların çoğunu görmedim, bir kısmı özel işleriyle ilgileniyor. Bize sadece bir suç makinesinin mekanik dişleriymişiz gibi davranılıyor, bu yönde bir otomatik karar veriliyor. Bu dosyada tutuksuz yargılanan arkadaşlarımız var. Tutuksuz yargılanan arkadaşlarımız bir kaçma şüphesi sergilemediler” dedi.

Sağlık sorunları olduğunu ve avukatlarının mahkemeye başvurduğunu ifade eden Bilgen, tedavi olabilmek için tutuksuz yargılanma talebinde bulundu

KIŞANAK: BU İDDİANAMEYİ SİZE İADE EDECEĞİZ

Davanın demokratik siyaseti Meclis’ten atma davası olduğunu söyleyen Gülten Kışanak ise, mahkeme heyetini kastederek, “Siz buna hizmet ediyorsunuz, konuşmamızı keserek, “keşke mecliste konuşsaydınız” diyerek bize burada demogoji yapmayın” dedi ve şunları kaydetti:

“Bugün yargının içinde olduğu durum büyük yapısal bir krizdir. Yargı iktidarın oyuncağı olmuştur. Yolsuzlukların, arsızlıkların, mafyatik ilişkilerin üstü örtülüyor. Ama tek bir tweet attığı için insanlar tutuklanıyor. Biz şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da bu ülkenin sorunlarının çözümü için kendimizi muhatap olarak görüyoruz. Siz ne kadar bizi siyaset dışına atmaya çalışırsanız çalışın. Biz halkın desteğiyle yine karşınıza çıkarız. Önümüze getirilen şey bir iddianame değil. Bir senaryo, bir kurgu. Siz bu senaryoda aktör olmak istiyor olabilirsiniz ama biz olmayacağız. Biz barışı, demokrasiyi, kadın haklarını savunmaya devam ederek bu iddianameyi size iade edeceğiz.

GÜR: PEKER’LE BAŞI BELAYA GİREN SOYLU YARGIYA SIĞINDI

HDP eski MYK üyesi Nazmi Gür ise, “Bağımsız bir yargının Türkiye’nin ekmek hava kadar ihtiyacı olduğunu her koşulda dile getirdik. Şimdi başı Sedat Peker’le belaya giren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yargıya sığındı. Bu çok ironik” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanını kasteden Gür, “Az önce Gültan Kışanak konuşurken ‘yargıya müdahale edildiğine dair bir tane belge getirin, istifa ederim” dediniz. Sizin önünüzde tam 3530 sayfalık yargıya müdahalenin belgesi duruyor” diye konuştu.

İstanbul’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılan İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, “Cumhuriyet zannedildiği gibi ulusal kurtuluş savaşıyla kurulmamıştır. Önemli bir bağımsızlık mücadelesi verilmiştir evet ama Cumhuriyetin 100 yıllık canına baktığımızda rejim hep mahkemelerde kurulmuş ve mahkemelerde konuşulmuştur” dedi.

“İstiklal mahkemeleri ile başlayan Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Sıkıyönetim, Yüksek Yetkili Mahkemeler vb. adını unuttuğumuz yüzlerce doğal hukuk dışına çıkan mahkemeler her o günkü statükoya muhalif olanlar üzerinden bir sopa işlevi görmüştür” diyen Önder, reddi hâkim gerekçelerine ilişkin şöyle konuştu: “Yargı siyasallaşmış diyorlar aslında siyaset yargısallaşmış. Türkiye’de bir rejim kendini mahkemeler eliyle tahkim etmiş belli ki daha demokrasi bize selam verene kadar böyle olacak. Ben şimdi bu mahkemeden ilk gün iddianamenin okunmasından sonra çıkıp gitmeyi düşündüm. Meğer ben sanık değilmişim. Çünkü iddianame özeti denilen şeyde benim adım geçmedi. Sanıklar arasında benim adımı okumadınız. Burada özel mahkemeye duyulan güven duygularından hangisini beğenip alayım sizce? İddianame özetlemek demek 3 bin 530 sayfadan 35 sayfasını çekip çıkarmak değildir. Önemli ayrıntıları konsolide etmek sanık olarak herkesin ne ile itham edildiğini söylemek gerekmez mi bir cümleyle de olsa? Adımı bile söylemediler.

SIRRI SÜREYYA: ÖMRÜM DEMOKRASİ MÜCADELESİYLE GEÇTİ

Siyaset yargısallaşmış meselenin özü şudur; Hani ne güzel adını bile söylemeyen bir mahkemeyi neden reddediyoruz, diye sorulabilir. Burada efkar ettiğimiz memleket halidir kendi durumumuz değildir. 6 milyon üyeleri, kuruluşunda ve fikriyatında emeğim olan ve ilk vekili olma onurunu yaşadığım siyasi bir partinin davası görülüyor burada. Biz 6 milyonun üzerinde oy alıyoruz ve bu topyekun ‘terör organizasyonu’ olmakla suçlanıyor. Bir hukukçu değilim, sayarsanız bir sanatçıyım sıradan insandan daha fazla duyarlılık, sorumluluk sahibiyim. Ömrüm demokrasi mücadelesi ve bunun bedelini ödemekle geçmiş. Ceza cezaevi gibi şeylerin bizim üzerimizde bir yaptırım değeri yok elbette. Özlenen tercih edilen mekanlar değil ama bunlar yüzünden tutumundan tasarruf edecek insanlar değiliz. Bu bizim için bir yaşam biçimi, su gibi ekmek gibi hava gibidir.

‘FİLİSTİN NEYSE KOBANİ’DE O’

Bu memlekette adını doğru koymazsak hiçbir yere gidemeyiz. Filistin konusunda gösterilen topyekun hassasiyet neyse Kobani konusunda gösterilen hassasiyet de aynıdır. Tek bir farkla provokasyon yoktur. Şimdi bu meselede dünyanın hiçbir yerinde 6 milyonluk bir terör örgütü yoktur. Dünyanın birçok ülkenin nüfusundan fazla bir terör örgütü organizasyonu olur mu? Böyle bir itham varsa burada akla gelen soru bu terör örgütünden başka bir şey olması sorusu olmalıdır. Temel refleksimizin bu olması gerekir. Nedir kardeşim bir ülkede 6 milyon insanı kesin suçlu statüsüne iten şey? 5 vakit namazdan, 5 vakit ezandan fazla belirlenmiş kanallarda bize küfür hakaret ediliyor orada kendimizi ifade etmek adına en ufak bir alan açılmıyor. Bunu yapmayarak kalkanların üzerinde yargı kılıcı sallanıyor. Bu reva mıdır? Bunu hangi vicdan kabul eder? Bu baki midir peki? Değildir, bu günler geçecek. Bu topraklar hikmetli insanların birlikte olduğu topraklardır. Bu bir avuç nefret söylemiyle dolu kendini ancak Kürt düşmanlığı ile var eden vasıfsız insanlar bir gün siyaset sahnesinden silinip gidecekler. Ama yazık değil mi?”

Daha önceki savunmalara da müdahale eden mahkeme başkanı bu kez de Önder’in sözlerini “Lütfen bizimle ilgili kısma gelin” diye kesti.

Savunmasına devam eden Önder, şunları söyledi: “Niye Sayın hakim benim adım daha sanık listesinde yok. Bir anlamda mahkemeler bizim için kendimizi ifade edecek kürsülere dönüşür. Niye başka hiçbir yerde günde 24 saat küfür eden, insanlara hakaret edenlere karşı insanlar kendilerini dile getiremiyorlar. Bu davanın da bu hakaret küfür zincirinden çok farkı yok. 3 yıl 8 ay cezaya çarptırıldım. Daha sonra AYM tarafından hak ihlali verilerek bozulduğunda tanınan resmi süre beklenmeden cezaevine girdim. Adli denetim şartının kalkmasını istiyorum.

‘ETİNİZİ Mİ YEDİM, SÜTÜNÜZÜ MÜ DÖKTÜM?’

Yani yakışmıyor bana değil hiç kimseye yakışmıyor. Biz kaçacak, göçecek insanlar değiliz. Cezaevleri de memlekete dairdir biz kendimiz her yerde gerçekleştirebiliriz. Siz duruşmanın başında bir ironi yaptınız. Et ve süt kurumun temsilcisi oradaysa sorayım; ‘kardeşim ben size ne yaptım etinizi mi yedim, sütünüzü mü döktüm?’  Siz benim 38 kez müebbetle yargılanmamı isteyen bir davaya niye müdahil oluyorsunuz. Bir TEDAŞ’ın temsilcisi kimse hele kalksın söylesin, ironi ise alın size ironi onun dışında bu davalar gelir, geçer. Siyasi olan şeyler yargısal metotlarla çözülemez. Bu tamamen toplumsal bir meseledir, kriminal bir mesele değil. Bunun da çözüm yeri de mahkeme salonu değil. Bunlar ancak nihai barışı uzatacak şeylerdir. Gelin bu kötülüğü yapmalıyım. Sayın heyet farkında mısınız? Bir vekilimiz anadilinde savunma yapamamanın hüznü ile konuştu ana diliyle çok kısa konuştular farkında mısınız? Siz bu dili anlamadığınız için talepleri bile anlamadınız. Siz konuştuğunuzdan da Kürtler sizin o Kürtçe savunmadan anladığınız kadarını anlıyorlar. Bu meselenin can yakıcı binlerce meselesinden biridir.  Bu şekilde mahkeme salonlarını reva görmek insanlık  açısından hiçbir fayda reva görmeyecektir.

Önder’in sözlerini bir kez daha kesen mahkeme başkanı, “adınız 4 yerde geçmiş” dedi. Önder “Atıfta bulundunuz. Direk sanık olarak yer almadım. Özetlemeyi bilmeyen bir iddianameyi hazırlayamaz ve bir yargılamayı sağlıklı yürütemez. Ben şaka da yapmadım. Ağlayacak şeyler anlatıyorum insanlar gülüyorlar” dedi.

Bugünden