Her Çağ Ölen, Ya Da Doğan Bir Düş (Ölü Ozanlar Derneği/ N. H. Kleınbaum)

“Topla gül goncalarını toplayabiliyorken,

Zaman uçup gidiyor.

Bugün sana gülümseyen çiçekler,

Yarın solu veriyor.”

Hepimiz sınırlı sayıda ilkbahar ve son bahar yaşayacağız, sınırlı sayıda şiirin tadına varacak, sınırlı sayıda “Seni seviyorum” cümlesini duyacağız. Ardından en kısa cümle bizi yolculayacak soğuk ve kaskatı kesilmiş bir ”Bitti.” İle yaşayamadıklarımızın farkına varacağız.

Latince bir kelimedir “Carpe Diem”, özünde günü yaşamak demektir. Anlaşıldığı üzere hazcılık kavramı ile değil de, anlamlı yaşamak, sebepli ve sonuçlu yaşamak anlamında düşünülmesi “Ölü Ozanlar Derneğini” anlamaya daha da yaklaştıracaktır bizi.

Vermont’un uzak tepeleri üzerine kurulmuş mükemmeli arayan, baskıcı ve doyumsuz, başarı açlığı yaşayan, kimi zaman zorba ailelerin, çocuklarına ev sahipliği yapan Welton akademisi ve bu akademiden mezun olmuş zeki, yetenekli, geleneklerin dışına çıkmayı başarabilmiş, aykırılıkları eğlenceli öğrenme biçimine dönüştüren bir İngilizce öğretmeni Bay Keating. Gelenekler ve yenilikçi öğretim yöntemlerinin çatışması.

Süregelen eğitim anlayışında bilim dersleri matematik, fizik, kimya ve bir çokları… bir tarafa bırakalım tüm bu karmaşık denklemleri, gramer öğrenme çabasından da bir kurtulalım, şiir okuyalım satır satır, sıra sıra, bir çembere hapis olalım ve bilelim ki şiir hep çevremizde dönüp duracak ve içimize hücum edecek.

Keating bunu biliyordu, şiirin özgür düşünceye olanak sağlayacağını, örümcek ağı zihinlere süzüleceğini, hiçbir kalbin, zihnin onu kapı dışında bırakamayacağını biliyordu. 15 yıl kadar sonra Ölü Ozanlar Derneği yeniden taze kana ulaşıyordu, yeniden bir mağara ölü ozanlara sığınak oluyordu. Ne var ki bu üyelerden biri olan Charlie, bay Keating’e soruyordu,

“Matematkte de şiir var mıdır?”

Bir matematik öğretmeni olarak okuduğum en güzel cümleler süzülüyor sayfalardan,

“Kesinlikle vardır, Bay Dalton. Matematikte seçkinlik vardır. Herkes şiir yazsaydı tanrı korusun, dünya açlıktan ölürdü. Ama şiir olmak zorundadır. Hayatın en basit eylemlerinde bile şiiri fark etmeliyiz, yoksa bu hayatın bize sunduğu pek çok şeyi boşa harcamış oluruz.”

Şiir bir amaç gütmeli mi ? Bir kalıba sokulmalı mı? Her vakit, her mevsim anlamlı mı olmalı? Herkesçe anlaşılmalı mı? Şiirin bir şekli olur mu? Şiir tutkuları kendine esir düşürüp, ölüme sürükler mi gencecik bedenleri? Sorulan sorular, “Ölü Ozanlar” bir mağarada toplanmış, kimi zaman romantizmden uzak, kimi zaman bir katedralmişçesine tapınılan kadınlara ithaf, kimi de günlük ama asla sıradan olmayan şiirler okurken birbirlerine yüksek notalardan, bu soruların hazzına varacaksınız.

Şiirle sevişmek, sevişmek sevmenin işteşi, ancak şiirle kavuşur sevgililer. Bir uçtan diğerine zifiri karanlık ancak şiir ile aydınlanır, Ay’ın aydınlık yüzü, karanlık yüzüne ancak şiir ile yüz çevirir. Bizi örten bir gece, bizi örten bir şiir oluverir. Her çağ ölen ya da doğan bir düştür şiir. Dilinden süzülene ait olan, canlı, ahenginde en tatlı kanı akıtan, baskın ve çarpıcı, çarpan kelimelerdir şiir.

 

“Yarını düşlüyoruz ve yarın gelmiyor;

Gerçekten istemediğimiz zaferler düşlüyoruz.

Yeni gün çoktan geldiği halde,

Yeni bir gün düşlüyoruz.

Yapılması gereken savaşlardan kaçıyoruz.

 

Çağrıyı duyuyoruz; ama hiç önemsemiyoruz,

Gelecek henüz bir plan iken, o gelecek için ümitleniyoruz.

Her gün kaçtığımız bilgeliği düşlüyoruz,

Kurtuluş elimizdeyken, kurtarıcı için dua ediyoruz.

 

Ve hala uyuyoruz.

Ve hala uyuyoruz.

Ve hala dua ediyoruz.

Ve hala korkuyoruz…”

 

Korkmayın, Carpe Diem yarını düşünmemek değil, dünün ve yarının kaygısının gölgesi düşmüş bir bugün den daha iyisini hak etmek demek.

İnceleme: Büşra Abacı

Kitabın adı: Ölü Ozanlar Derneği

Yazar: N. H. Kleınbaum

Yayın Evi: Nokta Kitap

Basım Yılı: 8. Baskı Ocak 2006

Sayfa Sayısı: 160

Isbn: 9759254727

İlgili Haberler