Hediye Levent iznews’e konuştu: Türkiye’nin baskıları Suriye Kürtleri açısından olumlu sonuçlar doğuruyor

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Suriye sınırındaki topraklarının tamamını kaybetmek üzere. ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’deki IŞİD’in kontrol ettiği bölgelerin temizlendiğini açıkladı. İŞİD hakimiyetinin sona ermesinin bölgeye etkisi, ABD ve diğer ülkelerin Suriye politikası, Kürtlerin ABD ile olan ilişkisi ve Şam yönetimi ile olası görüşmelerine ilişkin, uzun yıllar Şam’da yaşamış olan Gazeteci Hediye Levent ile konuştuk.

                                                                       Röportaj: Ceren Bozkurt

‘IŞİD’in, Suriye ve Irak’ta topraklarını kaybetmesi her iki ülkedeki süreçler açısından bir dönüm noktası oldu’

IŞİD’in tüm topraklarını kaybetmesi Suriye’deki süreci nasıl etkiler? IŞİD dışında da çok sayıda cihatçı grup var, IŞİD’in gerilemesi bölgede sükûnetin sağlanması için yeterli olur mu?

IŞİD’in, Suriye ve Irak’ta topraklarını kaybetmesi, hilafetin başkenti olarak duyurduğu Musul ve Rakka’yı da kaybetmesi her iki ülkedeki süreçler açısından bir dönüm noktası oldu. Çünkü IŞİD’le mücadele ABD, İran ve Rusya gibi birçok ülkenin Suriye ve Irak’ta askeri ve siyasi olarak süreçlere doğrudan dâhilini gerektirmişti. Aynı zamanda da Irak’ta Peşmerge ve Haşdi Şabi güçleri, Suriye’de ise YPG güçlerinin toprak kazanmasını sağlamıştı.

Haliyle IŞİD ile mücadelede sona erdiğinde birincisi, “Bu sürece IŞİD gerekçesi ile dâhil olan ülkelerin yeni bir gerekçesi olacak mı, olmayacak mı? Bu ülkeler çekilecek mi? Çekilmeyecek mi?” gibi tartışmalar başladı. İkinci bir tartışma da IŞİD ile mücadele döneminde alanını genişleten Irak’ta Peşmerge güçleri, Suriye’de ise YPG gibi güçlerde ellerindeki toprakları tutmak istediler. Fakat Irak’ta İran destekli bir operasyon gerçekleşti ve Peşmerge güçleri elindeki topraklardan çekilerek buraları Haşdi Şabi’ye bırakmak zorunda kaldı. Keza Suriye’de bu süreç hala devam ediyor.

Korkunç suçlara sebep olan IŞİD’in, örgüt olarak çökertilmiş olması bu topraklarda ciddi bir huzur sağlayacaktır. Ancak IŞİD’in örgütsel olarak çökertilmiş olması tamamen bittiği anlamına gelmiyor, öncelikle bunu belirtelim. Çünkü Irak ve Suriye’de dağınık halde bulunan on binlerce IŞİD militanı var. Ayrıca çok küçük hücre tipi yapılanmalara gittiklerini de biliyoruz. Irak’ta hala aktif olduklarını da biliyoruz, zaman zaman saldırılar gerçekleştiriyorlar. Genel anlamda evet, IŞİD’in toprak kaybetmesi ciddi bir huzura sebep olmuş olsa da IŞİD ile mücadele bittikten sonraki dönemde ise yeni bir siyasi çekişme sürecini tetiklemiş oldu.

Ayrıca IŞİD zihniyetinin ve radikalizmin beslendiği motiflerle mücadele edilmesi gibi bir durum henüz söz konusu değil. Dağınık şekilde on binlerce IŞİD militanı bulunuyor. Bunların da önümüzdeki yıllarda ortaya çıkması olası bir durum.

‘Suriye’deki süreç birçok ülkenin taraf olduğu bir vekâlet savaşı’

IŞİD’in bölgedeki toprak hâkimiyetinin kaybolması, Kürtleri destekleyen ABD’nin pozisyonunda nasıl bir değişiklik yaratır?

IŞİD ile mücadele artık önceki yıllara göre çok alt düzeyde gerçekleştiğinden dolayı en başta ABD veya Koalisyon güçlerinin Suriye’de bulunması için artık sağlam bir gerekçe ortada yok. Ancak Suriye’deki süreç birçok ülkenin taraf olduğu “vekâlet savaşı” olduğu için sadece IŞİD gerekçesi ile orada bulunmuyorlardı. Yani ülkeler arası ciddi bir çekişme de söz konusuydu.

Mesela şimdilerde her ne kadar yüksek sesle dile getiriliyor olmasa da ABD’nin Suriye’deki varlığı biraz daha genişleyen İran etkisine karşı ön hat tutma politikası üzerine yoğunlaşıyor. Ayrıca ABD ile Rusya’nın Suriye sahasında başlayan bir çekişmesi de var. Nihayetinde Suriye’deki vekâlet savaşına dâhil olan ülkelerin IŞİD gerekçesi ortadan kalktıktan sonra bu bölgeden çekilmesi farklı pazarlıklara sebep oluyor. Yani bölgeden çekilmeleri çok da kolay olmayacak.

ABD yeni dönemde “Suriye’den çekileceğiz” dedi, daha sonra azaltma kararı aldığını açıkladı. ABD’nin yeni bir pozisyonu söz konusu ve sonuçta ABD büyük bir güç, varlığı da sadece Suriye ile sınırlı değil. Mesela geçtiğimiz aylarda ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Ürdün’den başlayarak Mısır da dâhil olmak üzere birçok ülkeyi kapsayan bir Ortadoğu turu vardı. ABD Ortadoğu’da çeşitli ülkelerde bulunan askeri varlıklarını arttırmasını ve yine çeşitli Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini askeri ve diplomatik açıdan daha da güçlendirmesini destekleyen adımlar atıyor.

Genel olarak toparlayacak olursak, ABD’nin önümüzdeki yıllarda Suriye dâhil olmak üzere Ortadoğu’da askeri ve siyasi varlığını daha derli toplu hale getirmek istediğini ya da yeniden yapılandırmak istediğini söyleyebiliriz. Bu nedenle ABD, IŞİD ile mücadele sonrası da Suriye’de ve bölgede kalıcı müttefikler edinmek istiyor. Yine IŞİD ile mücadele döneminde gelişen ABD-Suriye Kürtleri ilişkisinin her zaman aynı yoğunlukta olmasa da IŞİD sonrası yeni dönemde de devam edeceği söylenebilir.

‘Türkiye’nin baskıları Suriye Kürtleri ya da YPG açısından olumlu sonuçlar doğuruyor’

Türkiye’nin ABD ve YPG ilişkisine dair baskı ve diplomatik girişimleri var, bununla ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Hem ABD hem Rusya hem de İran gibi ülkelerin Suriye’deki sürece dâhil olmasının tek sebebi tabi ki Suriye’deki durumla sınırlı değildi. Nihayetinde bütün bölgeyi hedef alan ya da içeren bir takım programlar çerçevesine dâhil oldular. Dolayısıyla Suriye’deki süreçler farklı eşiklere atlarken bu ülkeler de programlarını buna uydurarak devam ediyorlar.

ABD’nin Suriye’den tamamen çekilmesi gibi bir durumun söz konusu olmayacağını belirtmiştik. Öncelikle şu sorular ortaya çıkıyor, “ABD açısından Kürtler ve YPG ilişkileri neden önemli ve Kürtler ABD açısından vazgeçilir bir partner mi?” Mevcut şartlarda ABD nezdinde YPG güçleri ya da Kürt siyasi oluşumları vazgeçilir bir partner gibi durmuyor.

ABD Suriye’deki kendi güçlerini azalttıktan sonra doğacak boşluğu doldurmak üzere Kürtler de dâhil olmak üzere bir kaç tane oluşum ortaya çıkarmaya çalışıyor, bu çerçevede müttefiklik ilişkilerinin olduğu bazı güçlerin sahada bulunmasını istiyor. Çünkü Suriye içinde yeni bir siyasi yapının dizaynı söz konusu, yeni bir anayasanın yazım süreci var. Suriye’nin idari yapısının da yeniden oluşturulması gerekiyor. Dolayısıyla ABD, Türkiye ve sürece dâhil olan bütün ülkeler kendilerine yakın grupların da bu siyasi süreçte yer almasını istiyorlar. ABD, YPG ya da Kürtler üzerinden böylesi bir programı gerçekleştirmeye çalışıyor.

Diğer taraftan Suriye Kürtlerinin, Irak da dâhil olmak üzere bir kaç ülkenin bulunduğu bölgede en laik, dışarıya açık ve aynı zamanda politik akla sahip grup olduğunu biliyoruz. Bu açıdan baktığımızda da Kürtlerin, ABD için şuanda en uygun, en nitelikli ve vazgeçilmesi de çok kolay olmayan bir ortak olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye ise geçtiğimiz aylarda bu konudaki baskısını arttırdı. Bunun sebebi Suriye Kürtlerini kendi varlığına tehdit olarak görmesi. Aynı zamanda YPG’yi de PKK’nin uzantısı olarak değerlendiriyor. Fakat şuana kadar Türkiye’nin bu tezleri çerçevesinde ABD’yi ikna edemediğini söyleyebiliriz. Ayrıca son Soçi görüşmesinde İran lideri Ruhani’nin de Kürtler ile ilgili bir çıkışı vardı. Bu da Türkiye’nin İran’ı dahi ikna edemediğini gösteriyor. Türkiye çeşitli ülkelere YPG ve Suriye Kürtleri konusunda baskı yapsa da İran, ABD, Rusya ve hatta Şam yönetimi bile Türkiye ile aynı çizgide değil.

Diğer taraftan Türkiye’nin bu baskılarının Suriye Kürtleri ya da YPG açısından olumlu sonuçlar doğurduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü uluslararası camiada Türkiye’nin bu tezleri ve baskıları her an Kürtlere saldırmaya hazır olduğunu ve dolayısıyla Kürtlerin Türkiye’ye karşı korunması gerektiği şeklinde bir algıyı pekiştiriyor.

Kısacası ABD’nin Kürtlerle ilişkisini tamamen kesebileceğini zannetmiyorum. Ancak ABD belirttiğimiz gibi büyük güç ve bütün yumurtaları amiyane tabirle tek sepete toplamak istemeyecektir. Mutlaka Suriye içinde kendisine yakın yeni oluşumları da meydana getirmek isteyecektir. Önümüzdeki dönemde yeni şartlar ortaya çıkabilir ve bu şartlar çerçevesinde ABD ile Kürtlerin ilişkisi yeniden şekillenebilir. Ancak asgari düzeyde de olsa devam edeceğini düşünüyorum.

Yalnız şunu da belirtmek gerekiyor, ABD ve Türkiye arasında çok boyutlu ve derin ilişkiler var. ABD, Türkiye’nin Suriye Kürtleri ile ilgili taleplerine kolay kolay yeşil ışık yakmasa da Türkiye’nin hassasiyetleri ile en azından Suriye sahasında kendi ajandasını dengelemeye çalışacaktır.

‘ABD’nin Suriye’den tamamen bir çekilme gerçekleştiremeyeceği ortada.’

Trump’ın Suriye’den çekiliyoruz açıklamasının ardından, Pentagon’un bir direnç gösterdiğini görüyoruz. Akabinde çelişkili açıklamalar gelmeye başladı. Çekilecek- çekilmeyecek gibi… Çekilme fikri sadece Trump’a mı ait?  Pentagon veya bazı senatörlerin direncinin gerçek sebebi Kürtleri korumak mı, yoksa İran tehdidi mi?

ABD Suriye’den çekiliyoruz açıklamasını ilk kez dile getirmiyor. Daha önce de benzer açıklamalar yaptılar. Hatta Barack Obama döneminde de bu tartışılıyordu. ABD nezdinde de gelecekte, Suriye’deki varlığı çok net değildi. Çünkü sahada Rusya, İran ve diğer ülkeler de var. ABD’nin kalıcı olmak istemesi bu ülkelerle ilişkilerini doğrudan etkileyen, sahada da tansiyonu yükselten bir adım olacaktı.

Trump çekilme açıklaması yaptığı günden beri ben de “ABD Suriye’den tamamen çekilmeyecektir” şeklinde görüşü olan insanlardan biriyim. Nitekim son olarak yapılan açıklamalarda ABD Suriye’deki askerlerini hem tamamen çekmiyor hem de çektiği askerleri de Erbil ve Ürdün gibi Suriye’nin sınırındaki bölgelere kaydıracağını söylüyor. Dolayısıyla ABD’nin Suriye’den tamamen bir çekilme gerçekleştiremeyeceği ortada.

Bu çekilip çekilmeme konusundaki tedirginlik sadece Kürtlerle ilgili değil. Evet şu anda Kürtler, ABD için en uygun partner. Bununla birlikte ABD ile müttefiklik ilişkisi yürütmekte Kürtler açısından bir takım kazanımlar sağlıyor. Bu kazanımlardan biri sağlanan uluslararası destek,  bir diğeri ise silah ve finansman desteği. Diğer yandan Suriye’de yeniden siyasal yapının dizayn edilmesi gerekiyor. Bu aşamada Kürtlerin uluslararası gücü ne kadar fazla olursa Şam ile yürütülecek müzakerelerde masaya o kadar güçlü oturur. Dolayısıyla Kürtler ile Amerika arasındaki ilişkileri bir kazan-kazan ilişkisi olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bazı çevrelerde ABD-Kürtler ilişkisi bir çeşit kader ilişkisiymiş gibi ve biraz da duygusal ağırlıklı olarak değerlendiriliyor. Ancak böyle değerlendirmek yanıltıcı olabilir diye düşünüyorum.

ABD’nin Suriye’den çekilmesi meselesine gösterilen dirençlerde ise birincisi; ABD ve Kürtler arasındaki müttefiklik ilişkisinin ABD’ye sağladığı kazançlar açısından önemli. İkinci nokta da İran faktörü; İran’ın özellikle Arap ayaklanması döneminde kazananlar kampında olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla ABD’nin şuan ki önceliğinin İran olduğunu söyleyebiliriz. Aslında Kürtlerle ABD arasındaki ilişkiler İran ajandasını da doğrudan etkiliyor çünkü Suriye Kürtlerinin bulunduğu noktalar, İran’a karşı bir hat çekilmesi çerçevesinde de oldukça işlevsel olabilir. Yani bu direnç gösterilirken birçok faktörün bir arada olduğunu söyleyebiliriz.

‘Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılacak görüşmeler Suriye’deki sürece taraf olan diğer ülkelerin tavrına da bağlı’

Şam yönetimi ile Kürtler arasındaki görüşmeler ne yönde seyrediyor? Kürtler, Suriye’de Irak modeli federatif bir yapı veya genişletilmiş özerklikten söz ediyor. Şam yönetimi bunu kabul eder mi?

Şam yönetimi ile Kürtler arasındaki görüşmelerin ağırlıklı olarak Suriye’deki sürece taraf olan diğer ülkelerin tavrına da bağlı olduğunu söyleyebiliriz. ABD’nin desteği maksimum düzeyde devam ettiği sürece Kürtler elbette Şam ile yapılan görüşmeler de masaya çok daha güçlü oturacaklardır.

Tabi ABD’nin Kürtlere desteği ne kadar sürer ya da Kürtlere sizin belirttiğiniz taleplerini ısrarla dile getirmelerini sağlayacak kadar bir destek söz konusu olur mu bunlar henüz kesin değil. Bu dönemi bir çeşit bilek güreşi ya da tarafların birbirlerini yokladıkları bir süreç olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Diğer taraftan Kürtlerin bir takım talepleri söz konusu ancak henüz tam olarak “biz kesinlikle şu modeli istiyoruz, içeriği de şöyle olmalı” şeklinde çok detaylandırılmış bir taleplerinin olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü dediğimiz gibi pazarlık süreci devam ediyor.

Zaten Şam yönetimi ile Kürtler arasındaki ilişkiler inişli çıkışlı bir biçimde bölgedeki siyasi gelişmelere ve sahada bulunan güçler arasındaki gelişmelere göre şekilleniyor.

Şam yönetimi hiçbir şekilde bir federatif yapı ya da genişletilmiş özerklik gibi bir talebi kabul etmeyeceğini daha önce duyurmuştu. Şam, birçok kez Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve üniter yapısını bozacak herhangi bir modeli kabul etmeyeceğini açıkladı ve bu çerçevede de ilerleyecektir. Rusya ve İran’ın da Şam yönetiminin görüşüne paralel bir politika benimsediğini biliyoruz.

Suriye sahasında sadece ABD yok. Bölgede Rusya, İran ve Türkiye gibi ülkeler de var. Kürtlerin her ne kadar ABD ilişkilerinden dolayı edindikleri bir güç ve bu çerçevede masada dile getirdikleri bir takım talepleri olsa da sahadaki diğer güçlerin varlığı ve ayrıca ABD’nin önümüzdeki aylarda ne yapacağının çok belirsiz olması sebebi ile bu görüşmelerin çok kısa sürede sonuçlanmayacağını söylemek mümkün. Bu gibi tartışmaların en azından bir kaç ay daha kolay kolay şekillenmeyeceğini düşünüyorum.

‘Şam yönetimi, Türkiye’nin görüşme taleplerine olumlu yaklaşacaktır’

Soçi’de Adana mutabakatı gündeme getirildi. Türkiye’nin yeniden Şam yönetimiyle ilişki kurmasının gündemde olduğu konuşuluyor. Suriye hükümeti, bu çabalara nasıl bakar?

Soçi görüşmesinde Türkiye, İdlib konusu, Suriye’deki Kürt oluşumlar ve aynı zamanda Fırat’ın doğusuna operasyon vs. gibi birçok konuda destek arayışındaydı. Putin’de Adana Mutabakatını gündeme getirdi ve Türkiye’ye artık “Şam ile görüşmen lazım bu sorunları da git onunla çöz” şeklinde bir mesaj vermiş oldu.

Şimdi Türkiye ile Suriye arasında görüşmelerin artık başlaması gerektiğine dâhil bir takım yorumlar yapılıyor. Aslında bunun yıllar önce gerçekleşmiş olması gerekiyordu çünkü Türkiye başından beri çok yanlış bir Suriye politikası güdüyor.

Suriye’deki vekâlet savaşına taraf olan ülkeler sahadaki askeri ve siyasi değişimlere göre kendi politikalarını değiştirdiler ya da güncellediler. Şuan Türkiye ısrarla 2011 yılındaki politikasını güden tek ülke. ÖSO’yu desteklemesi, Fırat’ın doğusuna operasyon yapmaya niyetlenmesi ya da Suriye Kürtlerini kendisine tamamen tehdit sayıp o bölgede bir etki alanı oluşturmak istemesi gibi politikaları söz konusu.

Türkiye’nin İdlib’e yönelik bir askeri operasyona şiddetle karşı çıkması, Suriye’nin bir taraftan toprak bütünlüğünü tanıdığını beyan edip diğer taraftan aslında toprak bütünlüğüne tamamen zıt adımlar atması gibi birçok eylemi var. Dolayısıyla Türkiye’nin artık Suriye ile görüşmesinin gerekli olduğu çok açık bir şekilde ortada. Nihayetinde Suriye sahasında en büyük güçlerden biri olan Rusya da bu mutabakata atıf yaparak bunu Türkiye’ye doğrudan hatırlatmış oldu.

Suriye hükümeti bu çabalara nasıl bakar? Şahsi kanaatim Şam yönetimin bu çabalara olumsuz bakmayacağı şeklinde. Ancak iki ülke arasında çok fazla dosya biriktiğini söyleyebiliriz. Muhtemelen görüşmeler başladığında Şam’ın masada Türkiye’nin önüne koyacağı bir kaç dosya olacaktır.

Tabi Türkiye’nin, Suriye ile görüşmelerini niçin ve hangi amaçla başlatacağı da önemli bir soru. Mesela Kürtlere karşı Şam yönetimi ile birlikte hareket etme amacı mı taşıyacak? Yoksa artık 2011 yılından beri güdülen yanlış politikanın düzeltilmesi ve komşu ülke olarak Suriye’nin tanınması çerçevesinde mi görüşmelerini başlatacak, bunlar da önem taşıyan başlıklar.

Varsayalım ki Türkiye, Suriye ile komşu ülke çerçevesinde ilişkilerini başlattı. Bu noktada muhtemelen Şam’ın ilk gündeme getireceği konulardan biri Kürt meselesi değil Türkiye’nin hala desteklemekte olduğu ÖSO grupları olacaktır. Diğer taraftan yine İdlib’deki Türkiye varlığı, Türkiye’nin topyekûn Suriye’deki varlığı gibi konular Türkiye’nin önüne gelecektir.

Diğer bir noktada; Türkiye, Suriye ile Kürtlere karşı destek almak üzere görüşmeye niyetli ise bunun istediği gibi gelişmeyeceğini söyleyebiliriz.

Mevcut şartlara göre Şam’ın görüşme kanallarını açalım şeklinde olumlu yaklaşacağını düşünüyor olsam da görüşmeler çok kolay ilerlemeyecektir.

‘ABD ve Rusya, Türkiye’nin güvenlik koridoru meselesine çok sıcak yaklaşmıyor’

Türkiye’nin talep ettiği güvenlik koridoru/tampon bölge meselesi var. 30 km kadar genişliğinde ve inisiyatifin kendisinde olmasını talep ediyor. Rusya ve ABD Türkiye’nin bu talebini nasıl karşılıyor?

Türkiye, ABD’nin çekilme kararını açıklamasının ardından Suriye’de bir boşluk olacağını fark eden ülkelerden biri oldu. Bu güvenlik koridoru meselesinde biraz da bu boşluğu doldurmak niyetiyle hızlı davranmak amacı taşıyordu. Muhtemelen Türkiye bu çerçevede “Bir güvenlik koridoru oluşturulur, bu koridor tek benim kontrolümde olur. Aynı zamanda birlikte hareket ettiğim ÖSO gruplarının da rahat hareket etmesini sağlar. Fırat’ın doğusunda da bir askeri harekâta gerek kalmadan operasyon yapılmış gibi çeşitli düzenlemeleri sahada yapabilirim” şeklinde çıkarımlar yaptı. Yapılan açıklamalardan bunu anlıyoruz fakat Suriye’de yıllarca çok kanlı bir vekâlet savaşı yaşandı. Birçok ülke buna çok ciddi finansman akıttı, siyasi destek verdi, silah desteği verdi. Bütün bu akıtılan kaynaklardan sonra ne Rusya’nın ne de ABD’nin Türkiye’ye neredeyse bu denli büyük, paketlenmiş bir hediye şeklinde Suriye’yi vermesi çok olası görünmüyordu zaten.

Velhasıl ABD ve Rusya’nın Türkiye’nin tek başına bir tampon bölge oluşturması meselesini onaylamayacağını en azından mevcut şartlar çerçevesinde söyleyebiliriz.

Hem ABD’nin hem de Rusya’nın buna sıcak bakmamasının kendilerine göre sebepleri var. Rusya Suriye’nin üniter yapısını, toprak bütünlüğünü düşünüyor. Ayrıca zaten Türkiye’nin Suriye’deki varlığından da çok hoşnut değil. Zaman zaman Rusya’dan da “Artık Türkiye bölgedeki varlığına son vermeli, askerlerini çekmeli” şeklinde açıklamalar geliyordu. Soçi’deki son görüşmelerde de artık göze batacak kadar fazla toprak bütünlüğü vurgusu vardı. ABD nezdinde ise yine farklı sebepler söz konusu. Burada ABD’nin şu anki müttefiki Kürtler ve “Türkiye bu tampon bölgeyi Kürtlere karşı oluşturmak istiyor” şeklinde bir görüşe sahip.

Toparlayacak olursak, ABD ve Rusya Türkiye’nin güvenlik koridoru meselesine çok sıcak yaklaşmıyor. Zaten Şam yönetimi şiddetle karşı çıkıyor. İran’da karşı çıkanlar arasında. Dolayısıyla aslında tampon bölge meselesinde, Türkiye’nin son haftalarda yoğunlaştırmış olduğu diplomatik çabalarının sonuç vermediğini söyleyebiliriz.

Ayrıca Suriye-İsrail ve Lübnan-İsrail sınırları başta olmak üzere bölgede tampon bölgeler var. Ancak bölgedeki tampon bölge pratiklerinde tarafların çatışmalarının engellenmesi veya bir tarafın diğerinden korunması amaçları öne çıkıyor. Suriye sahasında, tampon bölge oluşturulmasını gerektirecek yoğun çatışma yaşanmıyor.

ABD’nin “AB ve BM nezdinde bir koridorun oluşturulması” açıklaması çok ayakları sağlam yere basan bir hamle gibi durmuyor

ABD’nin oluşacak güvenlik koridorda “SDG ve Türkiye yer alamayacak” şeklinde bir açıklaması oldu. AB ve BM nezdinde bir koridorun oluşması mümkün mü?

Başlı başına bir koridorun oluşup oluşmayacağı oldukça belirsiz. Fakat ABD kendisinden sonra oluşacak boşluğa kendi çıkarlarını koruyacak şekilde bir takım alternatifler yaratmaya çalışıyor. Tabi Türkiye ile Kürtler arasında bölgede bir çatışma riskini de göze almak istemiyor.

Ancak diğer taraftan Suriye sahasında diğer ülkelerde var. Suriye ile farklı Arap ülkeleri arasında çeşitli ilişkiler de başladı. 2011’de üyeliği askıya alınan Suriye’nin Arap liginde yeniden üyeliğinin aktive edilmesi gibi bir durum söz konusu. Haliyle ABD’nin tampon bölge çabaları var ama bu da henüz kesin değil. ABD, son bir kaç haftadır BM ve çeşitli AB ülkelerinin katılımı ile böyle bir koridor oluşur şeklinde açıklamalar yapıyor olsa da AB ülkelerinden buna tamamen yeşil ışık yakan çok fazla ülke çıkmadı. Onlarda muhtemelen kendi aralarında bunun gerekli olup olmadığını ya da hangi çerçevede yapılabileceğini tartışıyorlar. Ayrıca böylesi bir koridorun, BM devrede olacağı için onun onayının çerçevesinde oluşturulması, en azından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde onaylanması gerekebilir. Böylesi bir hamlede Rusya, Çin’in BMGK’da veto yetkisinin olduğunu biliyoruz. Velhasıl mevcut şartlara göre ABD’nin bu hamlesi de çok ayakları sağlam yere basan bir hamle gibi durmuyor.

Suriye’de IŞİD dışında çok sayıda cihatçı grup daha bulunmakta. Savaşı kaybetmiş durumdalar. Bu grupların bundan sonra Şam yönetiminden talepleri ne olabilir?

Suriye’deki cihatçı gruplar İdlib’e toplanmış durumdalar. Şu anda Şam’ın İdlib’e bir operasyon yapma konusunda oldukça istekli olduğunu biliyoruz. Rusya bu konuda biraz daha uluslararası diplomatik süreçleri göz önüne alıyor, operasyonun ertelenmesi gibi bir takım taleplere yeşil ışık yakabiliyor. Ancak Şam yönetimi askeri operasyona oldukça istekli çünkü Şam’a göre İdlib’de toplanmış radikal gruplarla iş birliği yapılması ya da bir anlaşma sağlanması olası değil.

İdlib’e yönelik operasyonu istemeyen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Ayrıca AB ülkeleri de böyle bir operasyon olursa buradaki cihatçı grupların bütün dünyaya yayılmasından korkuyorlar ve yeni bir mülteci akınından daha da kötüsü radikallerden oluşan bir mülteci akınından dolayı tedirginler. Dolayısıyla onlar da  “İdlib olduğu gibi kalsın” şeklinde bir görüşü savunuyorlar.

Türkiye’nin ise farklı gerekçeleri var. Türkiye’nin İdlib’de gözlem noktaları bulunuyor. Eğer İdlib’e operasyon yapılırsa Türkiye oradaki gözlem noktalarını kaybedecek, garantörlük sıfatını kaybedecek ve muhtemelen Rusya ve Şam operasyon sonrasında Türkiye’ye “Afrin’den ve El-Bab operasyonu ile girdiğin yerlerden de çekil” şeklindeki taleplerini yüksek sesle dile getirecekler gibi görünüyor.

Oradaki radikal grupların Şam yönetiminden herhangi bir istekte bulunmaları şuanda söz konusu değil. Şam açısından tek çözüm askeri operasyon ancak İdlib’deki radikal gruplar yakın zamana kadar ‘muhalif’ gibi ‘silahlı muhalefet’ gibi isimlerle adlandırılıyorlardı. Türkiye’de dâhil birçok ülke tarafından bu grupların radikal oldukları dile getirilmiyordu. Bu yeni kabullenmeye başlanan bir durum. Şu anda bu grupları önceki yıllar gibi açıktan ve açıkça savunacak herhangi bir ülkede yok gibi görünüyor. Dolayısıyla bu gruplar çok kötü sıkışmış durumdalar.

Nitekim bu grupların nereye gideceği nereye tahliye edileceği yani operasyon olmazsa bu gruplara ne yapılacağı nasıl bir çözüm bulunacağı da henüz belirsiz. İdlib’deki radikal gruplar için durumun oldukça karışık olduğunu söyleyebiliriz.

‘Suriye’deki iç gidişatı da doğrudan şekillendiren temel faktör Suriye’deki vekâlet savaşına taraf olan ülkelerin attıkları adımlar’

Son olarak Suriye’deki çözüm süreci nasıl ilerliyor?

Suriye’deki çözüm süreci iki boyutta ilerliyor. İlki Suriye’nin kendi iç süreci, birde Suriye’de vekâlet savaşı sebebi ile oluşan bir dış süreç söz konusu.

Suriye içindeki savaş sahada büyük ölçüde bitti. Şehirlerin nispeten toparlanma aşaması, yeniden imar süreci, ülke dışındaki mülteci olan Suriyelilerin geri dönüşü, ekonominin toparlanması vs. gibi süreçler son iki yıldır başlamıştı. 2018’de de hız kazandı. Bir anayasanın hazırlanması, Suriye içindeki siyasi hareketlerin toparlanması, çok partili hayata geçiş ile birlikte bir program hazırlanması, yeniden bir iç siyasi yapının dizayn edilmesi gibi bir takım çabalar, tartışmalar devam ediyor.

Bir de dış süreç söz konusu. Bu sürece önceki sorularda aslında genel olarak bir açıklama getirmiştik. Bununla birlikte ABD, İran, Türkiye ve Rusya dâhil çeşitli AB ülkelerinin söz söyleyeceği bir takım şartlarda söz konusu. Sonuçta Suriye’deki vekâlet savaşının ardından her ülke Suriye’de bir etki alanı oluşturmak istiyor ve oluşturduğu etki alanını aynı zamanda korumak istiyor.

Nihayetinde iç şartlar itibari ile Suriye yavaş yavaş kendini toparladıkça iç tartışmalarla birlikte yeni bir düzen kuracak gibi görünüyor. Ancak bu da dış şartlara bağlı olarak gelişiyor. Suriye’deki süreç çok da Suriyelilerin kendi başlarına karar verecekleri bir süreç değil.

Şu dönemde Suriye’deki iç gidişatı da doğrudan şekillendiren temel faktör Suriye’deki vekâlet savaşına taraf olan ülkelerin beklentileri, attıkları adımlar ve hamleler.

Yani ABD, çekildikten sonra nereye gidecek, nasıl bir politika güdecek, mesela askerlerini Suriye sınırındaki bir noktaya çektiği zaman bu bölgedeki askerlerinin yeni yetkileri, görevleri amaçları neler olacak?  Rusya, Suriye’deki savaş durulduktan sonra ne tarz bir politik ajanda güdecek? İran’ın da Suriye içinde bir varlığı var, peki İran ne yapacak? İran’ın hamlelerine ABD nasıl karşılık verecek? Bütün bu soruların benzeri birçok sorun ortaya çıkıyor. Nitekim Suriye’de bir toparlanma süreci yeniden bir anayasal süreç başladı. Ancak bu da Suriyelilerin kendi başlarına halledecekleri, kendi kendilerine kaldıkları bir dönem değil. Bu süreç dış etkenlerle paralel ilerleyecek gibi görünüyor.

Kesin olarak sadece şunu söyleyebiliriz, Suriye’deki savaş ve çatışma süreci büyük ölçüde bitti.

@iznewsagency

İlgili Haberler