24.1 C
İstanbul
Cuma, Temmuz 30, 2021

HDP: Irak ve Suriye rejimlerinin tutumu savaşı körükler niteliktedir

HDP Sözcüsü Ebru Günay, HDP Genel Merkezinde haftalık basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

Şengal’deki gelişmeler, Kobani davası, kabine değişikliği başta olmak üzere güncel konulara değinen Günay, şunları söyledi: 

Değerli basın mensupları maalesef dün son derece acı, son derece kahredici bir haber aldık. Uluslararası Göç Örgütü, Akdeniz’de bir botun alabora olması sonucu en az 100 sığınmacının yaşamını yitirdiğini açıkladı. 

 Akdeniz’de 100 mültecinin hayatını kaybetmesi kaza değil cinayettir

 Alabora olan botta 130’a yakın mülteci olduğu belirtiliyor ve diğerlerinin akıbeti ise maalesef henüz bilinmiyor. Bu gelişmeyi basın kuruluşları ve ilgili çevreler “kaza” olarak tanımladılar. Ne yazık ki bu bir kaza değil ve bu halklar için kader de olamaz. Bu durum halklara savaş dayatan, savaştan beslenenlerin sebep olduğu açık bir cinayettir, bu bir toplu kıyımdır. Çok üzgünüz. Yaşamını yitirenlerin ailesine başsağlığı diliyoruz. İnsanların yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmadıkları bir dünya yaratma mücadelesini sürdüreceğimizi buradan hatırlatmak isteriz.  

 Bugün çocuk hakları, milli egemenlikten dem vuracak olan iktidarın hiçbir inandırıcılığı yok

Haftalık basın toplantımızı 23 Nisan TBMM’nin kuruluş yıl dönümünde gerçekleştiriyoruz. Bugün devlet yetkilileri tümüyle içini boşalttıkları “egemenlik, halk iradesi, çocuk hakları” gibi kavramları dillerine dolayacak, hiçbir şekilde hak ve özgürlüklerini, geleceklerini gözetmedikleri çocuklara birkaç dakikalığına koltuklarını “emanet” edecekler. Bu konuda hiçbir inandırıcılıkları yok. “Çocuklarına bayram hediye eden ülke” olmakla övünen Türkiye, çocuk haklarının en fazla ayaklar altına alındığı ülke haline getirildi maalesef.

Önce çocukların yaşam ve güvenli gelecek haklarını garantileyin

 DİSK verilerine göre yaklaşık 2 milyon, TÜİK verilerine göre 720 bin çocuk güvencesiz, ağır ve sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda. Çocukların yüzde 25’i eğitim hakkından mahrum. Kürtler başta olmak üzere, diğer halkların çocuklarına anadilleri yasak. Çocuklar istismara ve saldırılara uğruyor ve onları koruyacak mekanizmalar yok.

 Halk iradesi gasp edildi, Meclis’e karşı süreklileşen bir darbe yürürlükte

 “Halk iradesi ve egemenliği” deseniz durum gerçekten vahim. Kayyım rejimi başta olmak üzere iktidar son 6 yılda halk iradesine yönelik sistematik bir darbe sürecini devreye soktu. Milyonlarca insanın iradesi gasp edildi, milletvekilleri tutuklandı, fezlekeler muhalefetin tepesinde demoklesin kılıcı olarak tutulmaya devam ediliyor. Partimize karşı talimatla kapatma davası açtılar, ana muhalefet partisi iktidar tarafından alenen tehdit ediliyor. En son milletvekilimiz Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun gözaltına alınması örneğinde görüldüğü gibi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünün yazılı olduğu Meclis defalarca muhalefete yönelik darbelere tanıklık etti. Halk iradesini tanımayan, irade gaspıyla varlığını sürdürmeye çalışan iktidar “bu ülkede toplumun değil benim iradem egemendir” dayatmasında bulunuyor. Bu duruma karşı yakınmıyoruz, çünkü biz mücadelemize, bu durumu değiştirme gücümüze güveniyoruz. Kazanacağımızı da biliyoruz.

Bu konuya ilişkin daha kapsamlı değerlendirmelerimizi bugün Meclis özel oturumunda da dile getireceğiz

Kürtler dünya demokrasi tarihine geçecek örnek oluşturuyorlar dünyada

Değerli basın mensupları, bu topraklarda yaşanan acı tarihlerin biri bitmeden bir diğeri başlıyor. Geçmişle yüzleşmemenin asıl nedeni geçmiş günahları ve suçları bugün de sürdürme amacından kaynaklanıyor. Dün yaşanan acıların ve trajedilerin benzerleri bugün bu topraklarda halklara yaşatılıyor. Ortadoğu’da ulus devletlerin kurulmasıyla birlikte yok sayılan, inkar edilen veya kimliksiz bırakılan bir realiteydi Kürtler. Fakat bugün, tarihten yaşadığı deneyimlerle dünyada demokrasi tarihine örnek olabilecek bir gelecek inşa ediyorlar Şengal’de, Kuzey ve Doğu Suriye’de.

 IŞİD geldiğinde kaçanlar IŞİD yenilince geri dönüp halkların tepesinde hüküm sürmeye çalışıyor

 Merkezi hükümetlerin insafına terk edilen bu bölgelerde başta Kürtler olmak üzere diğer halklar kendi kaderlerine terkedildi. Merkezi hükümetlerin hüküm sürdüğü bu bölgelerde IŞİD geldiğinde bir anda ortadan kayboldular. On binlerce kadın ve çocuğun vahşice katledilmesini seyrettiler. Şengal ve Kuzey ve Doğu Suriye halkları ise kendi topraklarını terk etmeyerek, IŞİD’e karşı yıllarca mücadele etti ve etmeye devam ediyor. IŞİD askeri olarak yenilgiye uğratılınca hükümetler tekrar bölgede hüküm sürme çabası içerisine girdiler. 

 Irak ve Suriye rejimlerinin tutumu savaşı körükler niteliktedir

Bütün dünya, vahşete ve zulme karşı savaşanların devletler değil halkın kendisi olduğunu çok iyi biliyor. Bu sebeple, gerek Şengal’de Merkezi Hükümetin gerekse Kuzey ve Doğu Suriye’de Esad rejiminin tutumu tutarsız ve Arap–Kürt çatışmasını körükler niteliktedir. Kürtler, yıllardır Şengal’de, KamişlI’da, Kobani’de kendi evlatlarının canı pahasına bu bedeli ödediler ve ödemeye devam ediyorlar. Bu tarihi süreçte “Kürtlerin yanında yer alamadığımız için özür dileriz” demek yerine Kürtlere karşı eş zamanlı saldırılar düzenlemek ancak ve ancak IŞİD zihniyetine hizmet etmektedir.

 IŞİD Kürtleri topraklarından çıkaramadı, IŞİD’ten kaçanlar da Kürtleri topraklarından çıkaramayacak

Şengal ve Qamişlo’ya yönelik saldırıların aynı döneme denk gelmesi de kesinlikle tesadüfi değil. IŞİD Kürtleri topraklarından çıkaramadı, IŞİD geldiğinde kaçanlar da Kürtleri topraklarından çıkaramayacak. Hem Bağdat hem de Şam hükümetlerini buradan bir kez daha uyarıyoruz: Borçlu olduğunuz Kürt halkına karşı başlatacağınız bu savaş Ortadoğu’da geri dönüşü olmayan yıkıma sebep olacaktır. Gerek Şengal’deki statü sorunu gerekse Kuzey ve Doğu Suriye’nin geleceğine dair sorun bu saatten sonra çatışmayla çözülemez. Biz HDP olarak, hem Şam hem de Bağdat yönetimlerine açık çağrıda bulunuyoruz. Kürtlerin Suriye ve Irak’taki geleceği için barışçıl müzakereler yürütülmelidir. Barışı esas alarak atılacak her adım sadece Kürtlerin değil bütün halkların geleceğini garanti altına alacaktır. 

Kobanİ iddianamesi baştan sona yalan ve iftiralarla doludur

 26 Nisan günü Kobani davası görülmeye başlanacak ve bu dava hukuk tarihine utanç dolu harflerle geçecek, tarihin gördüğü en büyük kumpas davalarından biri görülmeye başlanacak. 6 yıl sonra talimatla açılan Kobani davası, hukukun temel ilkelerinden yoksun bir davadır. Bu kumpas davasının iddianamesi baştan sona yalan ve iftiralarla doludur. Bu dava bize çok şey söylüyor, çok şey hatırlatıyor. Çünkü bu dava bir komplo davasıdır, siyasi bir davadır. Toplumu rehin alma, hakikati tasfiye operasyonudur.

 Bu dava 49’lar davasının, İstiklal Mahkemeleri’nin, devamıdır

Bu dava, herhangi bir kuralın tanınmadığı İstiklal Mahkemeleri’ni hatırlatıyor. Bu dava, sadece Kürt olmanın yargılanmaya yeterli olduğunu söyleyen 49’lar davasının devamıdır.  Bu dava, halen tarif edilmemiş, yüzleşilmemiş bir kırımın ardından tarihin kara sayfalarına düşen Dêrsim mahkemeleri zihniyetinin yansımasıdır. Bu dava, demokratik siyasetin, Meclis’teki temsiliyetin hayat bulduğu bir süreçte askeri darbenin nasıl devreye girdiğini gösteren 12 Mart’ın izdüşümüdür. Bu dava, bu ülkeyi tümden insanlıktan çıkarmaya ant içmiş zihniyetin temsili olan 12 Eylül darbesinin devamıdır. Bu dava, 1990’ların şiddetini, Güvenlik mahkemelerini, intikam bürokrasisini, teslim alma pratiklerini ve hınç hukukunu hatırlatıyor.

 Kobani davası, Kürtlere, emekçilere, demokrasiye karşı kurulmuş kumpastır

Evet, Bu kumpas davası, bizim varlığımıza yönelik bir davadır. Bu komplo ve kumpas davası Kürtlere, emekçilere, sağduyuya, demokrasiye, halklara, kadınlara, gençlere karşı kurulmuştur.

 Direneceğiz, hakikate boyun eğdirmeyeceğiz

HDP Sözcüsü Ebru Günay, HDP Genel Merkezinde haftalık basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

Şengal’deki gelişmeler, Kobani davası, kabine değişikliği başta olmak üzere güncel konulara değinen Günay, şunları söyledi: 

Değerli basın mensupları maalesef dün son derece acı, son derece kahredici bir haber aldık. Uluslararası Göç Örgütü, Akdeniz’de bir botun alabora olması sonucu en az 100 sığınmacının yaşamını yitirdiğini açıkladı. 

 Akdeniz’de 100 mültecinin hayatını kaybetmesi kaza değil cinayettir

 Alabora olan botta 130’a yakın mülteci olduğu belirtiliyor ve diğerlerinin akıbeti ise maalesef henüz bilinmiyor. Bu gelişmeyi basın kuruluşları ve ilgili çevreler “kaza” olarak tanımladılar. Ne yazık ki bu bir kaza değil ve bu halklar için kader de olamaz. Bu durum halklara savaş dayatan, savaştan beslenenlerin sebep olduğu açık bir cinayettir, bu bir toplu kıyımdır. Çok üzgünüz. Yaşamını yitirenlerin ailesine başsağlığı diliyoruz. İnsanların yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmadıkları bir dünya yaratma mücadelesini sürdüreceğimizi buradan hatırlatmak isteriz.  

 Bugün çocuk hakları, milli egemenlikten dem vuracak olan iktidarın hiçbir inandırıcılığı yok

Haftalık basın toplantımızı 23 Nisan TBMM’nin kuruluş yıl dönümünde gerçekleştiriyoruz. Bugün devlet yetkilileri tümüyle içini boşalttıkları “egemenlik, halk iradesi, çocuk hakları” gibi kavramları dillerine dolayacak, hiçbir şekilde hak ve özgürlüklerini, geleceklerini gözetmedikleri çocuklara birkaç dakikalığına koltuklarını “emanet” edecekler. Bu konuda hiçbir inandırıcılıkları yok. “Çocuklarına bayram hediye eden ülke” olmakla övünen Türkiye, çocuk haklarının en fazla ayaklar altına alındığı ülke haline getirildi maalesef.

Önce çocukların yaşam ve güvenli gelecek haklarını garantileyin

 DİSK verilerine göre yaklaşık 2 milyon, TÜİK verilerine göre 720 bin çocuk güvencesiz, ağır ve sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda. Çocukların yüzde 25’i eğitim hakkından mahrum. Kürtler başta olmak üzere, diğer halkların çocuklarına anadilleri yasak. Çocuklar istismara ve saldırılara uğruyor ve onları koruyacak mekanizmalar yok.

 Halk iradesi gasp edildi, Meclis’e karşı süreklileşen bir darbe yürürlükte

 “Halk iradesi ve egemenliği” deseniz durum gerçekten vahim. Kayyım rejimi başta olmak üzere iktidar son 6 yılda halk iradesine yönelik sistematik bir darbe sürecini devreye soktu. Milyonlarca insanın iradesi gasp edildi, milletvekilleri tutuklandı, fezlekeler muhalefetin tepesinde demoklesin kılıcı olarak tutulmaya devam ediliyor. Partimize karşı talimatla kapatma davası açtılar, ana muhalefet partisi iktidar tarafından alenen tehdit ediliyor. En son milletvekilimiz Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun gözaltına alınması örneğinde görüldüğü gibi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünün yazılı olduğu Meclis defalarca muhalefete yönelik darbelere tanıklık etti. Halk iradesini tanımayan, irade gaspıyla varlığını sürdürmeye çalışan iktidar “bu ülkede toplumun değil benim iradem egemendir” dayatmasında bulunuyor. Bu duruma karşı yakınmıyoruz, çünkü biz mücadelemize, bu durumu değiştirme gücümüze güveniyoruz. Kazanacağımızı da biliyoruz.

Bu konuya ilişkin daha kapsamlı değerlendirmelerimizi bugün Meclis özel oturumunda da dile getireceğiz

Kürtler dünya demokrasi tarihine geçecek örnek oluşturuyorlar dünyada

Değerli basın mensupları, bu topraklarda yaşanan acı tarihlerin biri bitmeden bir diğeri başlıyor. Geçmişle yüzleşmemenin asıl nedeni geçmiş günahları ve suçları bugün de sürdürme amacından kaynaklanıyor. Dün yaşanan acıların ve trajedilerin benzerleri bugün bu topraklarda halklara yaşatılıyor. Ortadoğu’da ulus devletlerin kurulmasıyla birlikte yok sayılan, inkar edilen veya kimliksiz bırakılan bir realiteydi Kürtler. Fakat bugün, tarihten yaşadığı deneyimlerle dünyada demokrasi tarihine örnek olabilecek bir gelecek inşa ediyorlar Şengal’de, Kuzey ve Doğu Suriye’de.

 IŞİD geldiğinde kaçanlar IŞİD yenilince geri dönüp halkların tepesinde hüküm sürmeye çalışıyor

 Merkezi hükümetlerin insafına terk edilen bu bölgelerde başta Kürtler olmak üzere diğer halklar kendi kaderlerine terkedildi. Merkezi hükümetlerin hüküm sürdüğü bu bölgelerde IŞİD geldiğinde bir anda ortadan kayboldular. On binlerce kadın ve çocuğun vahşice katledilmesini seyrettiler. Şengal ve Kuzey ve Doğu Suriye halkları ise kendi topraklarını terk etmeyerek, IŞİD’e karşı yıllarca mücadele etti ve etmeye devam ediyor. IŞİD askeri olarak yenilgiye uğratılınca hükümetler tekrar bölgede hüküm sürme çabası içerisine girdiler. 

 Irak ve Suriye rejimlerinin tutumu savaşı körükler niteliktedir

Bütün dünya, vahşete ve zulme karşı savaşanların devletler değil halkın kendisi olduğunu çok iyi biliyor. Bu sebeple, gerek Şengal’de Merkezi Hükümetin gerekse Kuzey ve Doğu Suriye’de Esad rejiminin tutumu tutarsız ve Arap–Kürt çatışmasını körükler niteliktedir. Kürtler, yıllardır Şengal’de, KamişlI’da, Kobani’de kendi evlatlarının canı pahasına bu bedeli ödediler ve ödemeye devam ediyorlar. Bu tarihi süreçte “Kürtlerin yanında yer alamadığımız için özür dileriz” demek yerine Kürtlere karşı eş zamanlı saldırılar düzenlemek ancak ve ancak IŞİD zihniyetine hizmet etmektedir.

 IŞİD Kürtleri topraklarından çıkaramadı, IŞİD’ten kaçanlar da Kürtleri topraklarından çıkaramayacak

Şengal ve Qamişlo’ya yönelik saldırıların aynı döneme denk gelmesi de kesinlikle tesadüfi değil. IŞİD Kürtleri topraklarından çıkaramadı, IŞİD geldiğinde kaçanlar da Kürtleri topraklarından çıkaramayacak. Hem Bağdat hem de Şam hükümetlerini buradan bir kez daha uyarıyoruz: Borçlu olduğunuz Kürt halkına karşı başlatacağınız bu savaş Ortadoğu’da geri dönüşü olmayan yıkıma sebep olacaktır. Gerek Şengal’deki statü sorunu gerekse Kuzey ve Doğu Suriye’nin geleceğine dair sorun bu saatten sonra çatışmayla çözülemez. Biz HDP olarak, hem Şam hem de Bağdat yönetimlerine açık çağrıda bulunuyoruz. Kürtlerin Suriye ve Irak’taki geleceği için barışçıl müzakereler yürütülmelidir. Barışı esas alarak atılacak her adım sadece Kürtlerin değil bütün halkların geleceğini garanti altına alacaktır. 

Kobanİ iddianamesi baştan sona yalan ve iftiralarla doludur

 26 Nisan günü Kobani davası görülmeye başlanacak ve bu dava hukuk tarihine utanç dolu harflerle geçecek, tarihin gördüğü en büyük kumpas davalarından biri görülmeye başlanacak. 6 yıl sonra talimatla açılan Kobani davası, hukukun temel ilkelerinden yoksun bir davadır. Bu kumpas davasının iddianamesi baştan sona yalan ve iftiralarla doludur. Bu dava bize çok şey söylüyor, çok şey hatırlatıyor. Çünkü bu dava bir komplo davasıdır, siyasi bir davadır. Toplumu rehin alma, hakikati tasfiye operasyonudur.

 Bu dava 49’lar davasının, İstiklal Mahkemeleri’nin, devamıdır

Bu dava, herhangi bir kuralın tanınmadığı İstiklal Mahkemeleri’ni hatırlatıyor. Bu dava, sadece Kürt olmanın yargılanmaya yeterli olduğunu söyleyen 49’lar davasının devamıdır.  Bu dava, halen tarif edilmemiş, yüzleşilmemiş bir kırımın ardından tarihin kara sayfalarına düşen Dêrsim mahkemeleri zihniyetinin yansımasıdır. Bu dava, demokratik siyasetin, Meclis’teki temsiliyetin hayat bulduğu bir süreçte askeri darbenin nasıl devreye girdiğini gösteren 12 Mart’ın izdüşümüdür. Bu dava, bu ülkeyi tümden insanlıktan çıkarmaya ant içmiş zihniyetin temsili olan 12 Eylül darbesinin devamıdır. Bu dava, 1990’ların şiddetini, Güvenlik mahkemelerini, intikam bürokrasisini, teslim alma pratiklerini ve hınç hukukunu hatırlatıyor.

 Kobani davası, Kürtlere, emekçilere, demokrasiye karşı kurulmuş kumpastır

Evet, Bu kumpas davası, bizim varlığımıza yönelik bir davadır. Bu komplo ve kumpas davası Kürtlere, emekçilere, sağduyuya, demokrasiye, halklara, kadınlara, gençlere karşı kurulmuştur.

 Direneceğiz, hakikate boyun eğdirmeyeceğiz

Bugünden