HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Kürt şehirlerinde kayyumları yenilgiye uğrattık

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Boğaziçi Üniversitesi’ne yeni rektör atamasını ardından başlayan protestolara ilişkin yaptığı açıklamada, “Kayyım politikası üniversiteleri de egemenliği altına alacak duruma gelmiştir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, il Eş başkanlarıyla online toplantıda yaptığı konuşmada gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan yeni rektöre karşı öğrencilerin tepkisine değinen Sancar, “Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar bütün Türkiye’ye kayyım gerçeğinin ne anlama geldiğini net biçimde gösterdi. Kayyım politikası üniversiteleri de egemenliği altına alacak duruma gelmiştir. Bu rejim uzun süredir bütün değerleri, demokratik birikimi, toplumsal mücadelelerle kazanılmış bütün imkanları tasfiye etmek için her yöntemi deniyor. “Yeni rejim inşası söz konusudur” dediğimizde kastettiğimiz esas meselenin bu olduğunu da yeniden hatırlatalım” dedi.

HDP’nin 31 Mart Yerel Seçimlerinde uyguladığı stratejiyle iktidarı yenilgiye uğrattığını belirten Sancar, “Kürt şehirlerinde kayyımları yenilgiye uğrattık, Batı’da da iktidara kaybettirdik. Bu aynı zamanda umudu canlandırma, mücadele azmini güçlendirme tecrübesidir. İktidarı yenebileceğimizi gösterdik. Bunu nasıl başaracağımızı yerelde bütün güçler gördüler. Bu ülkede kutuplaştırma ve çatıştırma politikalarının üstesinden gelinebileceğini biliyoruz. Hedefimiz de budur. Kürt halkı ile yoksul, emekçi, ezilen ve bütün kesimlerin hak mücadelesini birleştirmenin mümkün olduğunu biliyoruz. Bunun en temel hedefimiz olduğunu kuruluşumuzdan beri söylüyoruz. Hiçbir somut ittifaka ve pazarlığa girişmeden, bu iktidarı geriletmek için Batı’da aday göstermedik ama aday göstermemek çalışmamak demek değildi. Her alanda sizlerin öncülüğünde, gönüllülerimizin emekleriyle bu iktidarı durdurduk ve o gün bugündür iktidar kendine gelemiyor. Bugün iktidar ciddi bir çıkmaza girmişse bunda 31 Mart ve 23 Haziran’da uyguladığımız stratejinin belirgin bir rolü vardır” dedi.

Sancar şunları söyledi:

“Kayyım politikası sadece Kürt belediyeleri ve HDP’li başkanlarla sınırlı kalmayacaktı, bunu biliyorduk. Bir yerde başlayan uygulamanın, baskıcı bir uygulamanın, zulüm politikasının orayla sınırlı kalması söz konusu olmaz. “Kayyım politikası sadece belediyelere yönelik kısmı bir uygulama değil” demiştik. “Bu, ülkeyi Kayyım Cumhuriyetine dönüştürmenin hazırlığı ve antrenmanıdır” demiştik. Zaten Türkiye’de hep böyle olmuştur. Bütün baskıcı ve kıyıcı pratikler önce Kürt şehirlerinde ve Kürt halkına karşı uygulanır. Orada olgunlaştığına kanaat getirilirse Türkiye’nin her yerinde yaygınlaştırılır.

Bakın kayyım tartışması uzun süre sadece belediyelerimizle sınırlı kaldı. Bu tartışmanın daha da geniş bir çerçevede ele alınması çabamız yeterince karşılık bulmadı. Fakat son zamanlarda, o zaman söylediğimiz şeyin nasıl gerçeğe dönüştüğünü adım adım daha görür hale geldik. Daha geçen geçenlerde bir kanunla bütün sivil toplum kuruluşlarına kayyım tayin etme yolu açıldı. Yani bu iktidar, kayyım politikasını bir rejim haline, ülkedeki egemen yönetim biçimi haline getirmenin adımlarını her aşamada atmaktan geri durmuyor. Tam tersine herhangi bir engel tanımayacağını, kendisini durduracak güçlü bir toplumsal irade ortaya çıkmadıkça bu politikaları sürdüreceğini gösteriyor.

Bu iktidar, sürekli tek parti döneminden bahsederek kendisini daha iyi göstermeye çalışsa da uygulamaları tek parti dönemini geride bırakmıştır. Bu iktidar, darbe sözünü ağzından düşürmüyor. Her itirazı her toplumsal tepkiyi bir darbe olarak karalıyor. Fakat bütün uygulamaları, darbeci bir zihniyetin devamıdır. Bakın 12 Eylül döneminde yapılmayan, bu iktidar döneminde yapılıyor. Üniversitenin kapısına kelepçe vuruldu. Bu aslında bir gaf, basit bir tedbir alma telaşının yarattığı bir davranış değil; bu zihniyetin dışa vurumudur. Üniversitenin kapısını kelepçe ile kapatma tavrı ve refleksi bu iktidarın kendi güvenlik aygıtına benimsettiği davranışın en çarpıcı göstergesi haline gelmiştir. Tarih bunu unutmayacaktır. Halklar bunu unutmayacaktır. Vicdanlar bunu unutmayacaktır. Bu iktidar için kara leke olarak kalacaktır. Ama özgürlük mücadelesinde kırılması gereken engellerin neler olduğunu da hepimize hatırlatacaktır.

Öğrenciler, “kayyım rektör istemiyoruz” diye itiraz ediyor, hemen devreye terörist yaftası sokuluyor. İtiraz eden herkes teröristtir. Bu iktidara bakarsanız herkes teröristtir. Daha doğrusu kendilerine doğrudan bağlı olanlar dışında herkes teröristtir. Hatırlayın, 2018 seçimlerinden önce de kendilerine oy verenler dışında herkesi terörist olarak ilan etmişlerdi, hain olarak yaftalamışlardı. Bu iktidara göre toplumun yarısından fazlası teröristtir.

Haddini bilmezlerin, hangi ifadelerle kimlere hizmet ettiklerini o partinin yöneticileri yeniden düşünmek zorundadır. Bu ülkenin en olgun demokratik gücü olan, bu ülkede birlikte barış içinde eşitçe yaşama arzusunun ve idealinin yılmaz savunucusu olan HDP’ye yönelik bu tür saldırılardan hiç kimse medet ummasın. Bunların hizmet ettiği tek yer ve tek amaç vardır o da bu iktidarın kendisini daha kolay devam ettirmesidir. Kim ki iktidara destek vermek istiyorsa bunu HDP’ye saldırarak yapmak zorunda değildir, daha dürüst davranmalıdırlar. Bizim üzerimizden manevra yapmayın.

Son olarak AİHM’in önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş hakkında takındığı tutum bu çerçevede değerlendirilmelidir. Hukuksuzlukta, adaletsizlikte, ayrımcılıkta, keyfilikte nereye varıldığını bu karara karşı iktidarın gösterdiği tepkiden daha iyi anlayabiliriz. Bunu bizler biliyoruz ama şimdi bütün Türkiye halklarının da bütün demokrasi güçlerinin de daha açık görmesi mümkün hale gelmiştir. Ancak sadece görmek yetmiyor, bunu değiştirmenin imkanlarını yaratmak için daha güçlü olmak gerekiyor. AİHM kararı sıradan bir karar değildir. Selahattin Demirtaş kararı özellikle bir noktanın, bir gerçeğin altını kalın bir çizgi ile çiziyor, diyor ki “2016’dan bu yana HDP’ye yönelen operasyonların tamamı siyasidir. İktidar yargı ve hukuku kullanarak HDP’yi tasfiye etmek istemiştir. Ortada hukukla açıklanacak hiçbir durum yoktur, yapılan her şey siyasidir. Bu operasyonlar siyasi amaçlıdır. O nedenle AİHM sözleşmesinin ağır bir şekilde ihlal edilmesi sonucu doğurmuştur.

Son nokta olarak şunu söyleyeyim, ortalıkta parti kapatma söylentileri dolaşıyor. Bunları ciddiye almayın. İktidar, acizliğini siyasi mühendislik yoluyla ortadan kaldırmak için kapatma tehdidini kullanmaktadır. Bunun ilk hedefi bizleri, kitlemizi, çalışanlarımızı tereddütlere sevk etmek olabilir. Buna karşı en güçlü cevap asla ve asla tereddüde kapılmamak, en ufak bir soru işaretini bile zihinlerde taşımamaktadır. Bizim her türlü operasyona karşı tedbirimiz vardır. İster hukuku kullanarak bize yönelsinler, ister fiilen bizi kuşatsınlar, bugüne kadar nasıl etkili bir yöntemlerle karşı koyduysak bundan sonra da aynen öyle yapacağız. HDP bir fikriyattır, HDP ruhtur, HDP halktır. HDP kapatılamaz. HDP’yi kapatmak Türkiye’de demokrasi umudunu, Türkiye’de tüm halkların gelecek umudunu kelepçeye vurma çabasıdır.”