Görüş | Orta Doğu’nun kaderini Kuzey Suriye mi belirliyor? 

Suriye’de başlayan IŞİD akımı ile birlikte tüm dünyanın gözü tekrardan Suriye’ye çevrilmiş oldu. Keza, dünyanın “en tehlikeli terör örgütü” olarak lanse ettiği grup, azımsanamayacak bir şekilde Suriye’de hüküm sürmeye başlamıştı. Gerçek bir “Şii – Sünni kavgası mıydı?” bu tartışılır velakin Kobane’ye kadar gelen örgüt, bir günde 200 bin insanın bu topraklardan göç etmesine sebep olmuş ve kentin %80’ini ele geçirmişti. “Kobane düştü düşecek” derken nasıl oldu da IŞİD en ağır silahlar ile saldırmasına rağmen Kobane’yi alamadı?

Muhakkak ki Kürtlerin direnişinin yanı sıra dış güçlerin de yardımı fazlasıyla etkili oldu. Peki son dakikaya kadar gelmeyen yardım, nasıl oldu da şehrin %80’i düşmüşken “bir saat içinde müdahale edilmez ise Kobane düşer” çağrısı ile silah verildi? Esasında Avrupa’nın ve dünyanın son dakikaya kadar emin olamadığı bir şey vardı: “Ortadoğu’nun kaderini İslamiyet mi belirlesin, yoksa Kürtler mi söz sahibi olsun?”

Bunun cevabını “Kürtler söz sahibi olsun’dan yana kullandılar. Kobane, Suriye savaşında 1. dönüm noktası oldu ve en nihayetinde IŞİD Kobane’de hakimiyetini kaybetti, geri çekildi. Sonra tüm topraklarını birer birer kaybetti; ta ki Raqqa’ya kadar – ki Raqqa başkentleri idi-. Suriye’deki esas sorun da burada başladı: Raqqa alındı, SDF/Amerika ve Esad/ Rusya safları gerginleşmeye başladı. IŞİD’in kaybettiği büyün toprakları Kürt güçleri alıp Esad rejiminden çok daha fazla toprak bütünlüğüne sahip oldular. Akabinde bu kozların paylaşılması gerekiyordu; çünkü Orta Doğu’da Suriyesiz bir savaş olmaz.

“Suriye’de savaş bitmeye yakın” derken Rakka’yı Afrin izledi.

Afrin, Suriye savaşında ikinci bir dönüm noktası oldu; dünyadaki global güçler de savaşa müdahil oldu ve hiç kimsenin tahayyül edemeyeceği şeyler yaşandı. IŞİD ile savaş durdu, Türkiye ile Kürtlerin savaşı başladı Suriye’de. Sadece Türkiye güçleri ile Kürtler değil; aynı zamanda SDF/Amerika/İsrail/ Rusya – Türkiye/ İran/ Rusya savaşı başlamış oldu. Rusya, askeri kuvvetini Afrin’den çekti. Amerika, Deir Ez Zor’da Rusya askerlerine havadan operasyon düzenledi. İsrail, İran’ı İdlib’de vurdu. Aynı zaman zarfında Esad, askerlerini Afrin’e gönderip “sınırı korumalarını” istemişti. Fakat Afrin girişinde, Türkiye, askeri konvoyu vurmuş ve rejim askerleri hayatını kaybetmişti. Bu esasında çok açık bir mesajdı: “Kim gelirse vururuz!” Türkiye’nin bu gözü karalığına ne Esad’tan ne de Amerika’dan bir tepki gelmişti. Çünkü danışıklı dövüş devam ediyordu; oyun, devam etmesi gerektiği gibi ediyordu.

62 gün süren bir savaşın ardından Türkiye, Afrin’de kontrolü sağlamış oldu. Sonrasında gelişen süreç ise uluslararası güçlerin kendilerini direkt sahada göstermeleri oldu: İran ile İsrail, Suriye’de birbirilerine savaş ilan ettiler. Türkiye, “Ben de Suriye’de varım!” dedi. Amerika, silah yardımını ve mühimmat yardımını arttırdı. Fransa ve Rusya kaç yüz askerini Manbij’e gönderdi, sınır savunması için.

Kuzey Suriye’de rant kavgası tüm hızıyla devam ediyor.

Uluslararası güçlerin dengesini de Kürt coğrafyaları belirliyor. Bu, Irak savaşında da böyleydi; Suriye savaşında da.

Muhakkak ki Türkiye’nin en büyük seçim yatırımı Afrin oldu. Fakat, Türkiye’nin Afrin’de ne kadar kalacağı, hakimiyetini ne kadar koruyacağı bir muamma.

Orta Doğu’nun kaderini Kuzey Suriye belirliyor. Kuzey Suriye’de kendilerini aktif güç olarak gösteren global güçler, Akdeniz üzerinden yapılacak olan petrol ticaretinin anlaşmalarına devam ederken öte yandan dünyadaki silah üretimi bir sene içerisinde %15 artmış durumda. Sanırım, savaş  “dünya gücü” konumundaki birçok devletin ekmek kapısı desek yanlış olmaz. Ama bu devletlerin kendi ülkelerine sığınan savaş mağdurlarına ise kapıları kapalı…

Zagros Çetinkaya

@iznews Agency