33.4 C
İstanbul
Perşembe, Temmuz 29, 2021

Gelir güvencesiyle 14-28 gün tam kapanma çağrısı

Demokrasi İçin Birlik geniş halk kesimlerinin çıkarlarını önceleyen bir ekonomik programın hataya geçirilmesi gerektiğini belirterek “Pandeminin daha yıkıcı sonuçlar yaratmasının önüne geçmek için TTB’nin önerisine paralel biçimde 14-28 günlük tam kapanmayı, gelir güvencesi eşliğinde hayata geçirme” çağrısı yaptı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB), iktidarın pandeminin yarattığı küresel krizi fırsata çevirme hesabının boşa çıktığını ve toplumsal yıkıma dönüştüğünü belirterek, geniş halk kesimlerinin çıkarlarını önceleyen bir ekonomik program uygulanması çağrısında bulundu

DİB’in bildirisinde, kamu bankaları aracılığıyla negatif faizli kredi pompalanmasının tetiklediği kur atağının kısa sürede yaşanan tablonun sürdürülemezliğini ortaya koyduğu belirtildi. “Hormonlu büyümenin yarattığı geçici coşku, yerini yüksek işsizlik, hızlanan enflasyon, emekçilerin milli gelirden aldığı payın azalması olarak işçilere, kadınlara, gençlere ağır bir faturaya bıraktı” denilen açıklama şöyle:

‘YALAN SÖYLEDİLER VE SÖYLEMEYE DEVAM EDİYORLAR’

Pandeminin yarattığı küresel krizi kasaba tüccarı aklıyla fırsata çevirmeye çalışan iktidarın hesapları boşa çıktı. Bütünüyle yönetilemez hale gelen ve bir tsunamiye dönüşen sağlık krizi, büyük bir toplumsal yıkım üretiyor. İktidarın sorumluluğu, kâh hastaların kâh Bilim Kurulu’nun sırtına yüklemeye çalışması gerçekleri perdeleyemez.

Hepimize her konuda yalan söylediler ve söylemeye devam ediyorlar.

“Ekonomik mucize” masalları anlatırken, Cumhuriyetin tüm birikimlerini yağmalayarak 65 milyar dolarlık özelleştirme gelirini buharlaştırdılar. 420 milyar dolarlık rekor seviyedeki bir dış borcu sırtımıza yüklediler, geleceğimizi ipotek altına aldılar. “Dünya bizi kıskanıyor” denilerek lanse edilen pandemi yönetiminin, aslında nasıl bir skandal olduğu ifşa edilmek zorunda kalınan gerçek rakamlarla açığa çıktı.

Her “hizmet”in aslında bir yandaşı zengin etme projesi olduğu gerçeği, üstüne beton dökülmeye çalışılan Sayıştay raporu sayfalarından sızıyor.

Merkez Bankası rezervlerini negatife düşürenler “ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalan ülkelere bütçe desteği” vermekle böbürleniyor.

Ortada tek bir gerçek var: İktidar yalanda sınır tanımıyor, sermaye semiriyor, halk ise son nefesine kadar sömürülerek ölüme mahkûm ediliyor.

Son pandemi önlemleri de bu ölüme mahkûm etmenin açık ilanıdır.

‘DEVLET SERVETLERİ BÜYÜTMEYİ TERCİH EDİYOR’

14 günlük ve hatta 28 günlük bir kapanma yaşanan krizi kontrol altına almanın tek çaresiyken anlamsız bir yamalı bohçaya benzeyen “önlem”lerin anlattığı açık: Devlet çalışanlara gelir güvencesi sağlayarak gerçek bir karantinayı uygulamayı değil her ne pahasına olursa olsun servetleri büyütmeyi tercih ediyor.

İktidar AVM’leri açık tutma ısrarını sürdürürken ideolojik önyargılarından yola çıkarak okulları ve lokantaları hedef alıyor. Hizmet sektöründe günübirlik gelirlerle ayakta kalmaya çalışan milyonları sefalete sürükleme pahasına toplumun geniş kesimlerinin değerlerini hiçe sayma ısrarını sürdürüyor.

Özellikle yeme-içme ve eğlence sektöründeki işletmelerin her fırsatta kapatılması, bu sektöre hiçbir mali desteğin sağlanmaması, alınan vergi ve kiraların bile ertelenmemesi büyük toplumsal sorunlara yol açıyor. Pandemiyle mücadeleyi, halkın “asli vatandaş” olarak görülmeyen kesimlerinin değer ve yaşam tarzıyla didişmenin bir imkânı olarak görmek, gündelik kazanca bağımlı yüzbinlerce emekçiyi açlığa sürüklemek hep birlikte mücadele etmemiz gereken bir tutumdur.

Milyonlarca çocuğun eğitim hakkının fiilen gasp edilmesine karşı tepkiler kulakları tırmalayan bir sessizlikle karşılanıyor.

‘GELİR GÜVENCESİ EŞLİĞİNDE 14-28 GÜNLÜK TAM KAPANMA’

Yapılması gereken açıktır:

Karı, servetlerin büyümesini değil, geniş halk kesimlerinin çıkarlarını önceleyen bir ekonomik programı hayata geçirmek. Böylesi bir programın günümüz koşulları açısından en önemli bileşeni fiilen %50’lere ulaşan işsizlik koşullarında emeğini satarak geçinmek zorunda olanlara gelir güvencesinin sağlanmasıdır.
Pandeminin daha yıkıcı sonuçlar yaratmasının önüne geçmek için TTB’nin önerisine paralel biçimde 14-28 günlük tam kapanmayı, gelir güvencesi eşliğinde hayata geçirmek.
Topluma yalan söylemekten vazgeçmek.
İnancı, milleti, yaşam tarzı ve bireysel tercihlerine bakılmaksızın hepimizin eşit vatandaşlık haklarının güvence altına almak.
Asgari ücreti, yoksulluk sınırının üzerine çıkarıp ortalama ücret olması durumuna son vermek.

Ancak bunları bu iktidardan beklemenin gerçekçi olmadığı son “reform müjdesi” vodvilinin hızla bir mafya filmine dönüşmesinden de anlaşılacağı gibi açıktır

Belirleyici olan halkçı bir seçeneğin yaratılması için büyüteceğimiz mücadelemizdir.

Yapılması gereken halkçı bir seçenek yaratmak amacıyla demokrasi güçlerinin en geniş yelpazede bir araya gelmesini sağlama yolunda Demokrasi için Birliğimizi büyütmekten geçmektedir. 

Demokrasi İçin Birlik geniş halk kesimlerinin çıkarlarını önceleyen bir ekonomik programın hataya geçirilmesi gerektiğini belirterek “Pandeminin daha yıkıcı sonuçlar yaratmasının önüne geçmek için TTB’nin önerisine paralel biçimde 14-28 günlük tam kapanmayı, gelir güvencesi eşliğinde hayata geçirme” çağrısı yaptı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB), iktidarın pandeminin yarattığı küresel krizi fırsata çevirme hesabının boşa çıktığını ve toplumsal yıkıma dönüştüğünü belirterek, geniş halk kesimlerinin çıkarlarını önceleyen bir ekonomik program uygulanması çağrısında bulundu

DİB’in bildirisinde, kamu bankaları aracılığıyla negatif faizli kredi pompalanmasının tetiklediği kur atağının kısa sürede yaşanan tablonun sürdürülemezliğini ortaya koyduğu belirtildi. “Hormonlu büyümenin yarattığı geçici coşku, yerini yüksek işsizlik, hızlanan enflasyon, emekçilerin milli gelirden aldığı payın azalması olarak işçilere, kadınlara, gençlere ağır bir faturaya bıraktı” denilen açıklama şöyle:

‘YALAN SÖYLEDİLER VE SÖYLEMEYE DEVAM EDİYORLAR’

Pandeminin yarattığı küresel krizi kasaba tüccarı aklıyla fırsata çevirmeye çalışan iktidarın hesapları boşa çıktı. Bütünüyle yönetilemez hale gelen ve bir tsunamiye dönüşen sağlık krizi, büyük bir toplumsal yıkım üretiyor. İktidarın sorumluluğu, kâh hastaların kâh Bilim Kurulu’nun sırtına yüklemeye çalışması gerçekleri perdeleyemez.

Hepimize her konuda yalan söylediler ve söylemeye devam ediyorlar.

“Ekonomik mucize” masalları anlatırken, Cumhuriyetin tüm birikimlerini yağmalayarak 65 milyar dolarlık özelleştirme gelirini buharlaştırdılar. 420 milyar dolarlık rekor seviyedeki bir dış borcu sırtımıza yüklediler, geleceğimizi ipotek altına aldılar. “Dünya bizi kıskanıyor” denilerek lanse edilen pandemi yönetiminin, aslında nasıl bir skandal olduğu ifşa edilmek zorunda kalınan gerçek rakamlarla açığa çıktı.

Her “hizmet”in aslında bir yandaşı zengin etme projesi olduğu gerçeği, üstüne beton dökülmeye çalışılan Sayıştay raporu sayfalarından sızıyor.

Merkez Bankası rezervlerini negatife düşürenler “ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalan ülkelere bütçe desteği” vermekle böbürleniyor.

Ortada tek bir gerçek var: İktidar yalanda sınır tanımıyor, sermaye semiriyor, halk ise son nefesine kadar sömürülerek ölüme mahkûm ediliyor.

Son pandemi önlemleri de bu ölüme mahkûm etmenin açık ilanıdır.

‘DEVLET SERVETLERİ BÜYÜTMEYİ TERCİH EDİYOR’

14 günlük ve hatta 28 günlük bir kapanma yaşanan krizi kontrol altına almanın tek çaresiyken anlamsız bir yamalı bohçaya benzeyen “önlem”lerin anlattığı açık: Devlet çalışanlara gelir güvencesi sağlayarak gerçek bir karantinayı uygulamayı değil her ne pahasına olursa olsun servetleri büyütmeyi tercih ediyor.

İktidar AVM’leri açık tutma ısrarını sürdürürken ideolojik önyargılarından yola çıkarak okulları ve lokantaları hedef alıyor. Hizmet sektöründe günübirlik gelirlerle ayakta kalmaya çalışan milyonları sefalete sürükleme pahasına toplumun geniş kesimlerinin değerlerini hiçe sayma ısrarını sürdürüyor.

Özellikle yeme-içme ve eğlence sektöründeki işletmelerin her fırsatta kapatılması, bu sektöre hiçbir mali desteğin sağlanmaması, alınan vergi ve kiraların bile ertelenmemesi büyük toplumsal sorunlara yol açıyor. Pandemiyle mücadeleyi, halkın “asli vatandaş” olarak görülmeyen kesimlerinin değer ve yaşam tarzıyla didişmenin bir imkânı olarak görmek, gündelik kazanca bağımlı yüzbinlerce emekçiyi açlığa sürüklemek hep birlikte mücadele etmemiz gereken bir tutumdur.

Milyonlarca çocuğun eğitim hakkının fiilen gasp edilmesine karşı tepkiler kulakları tırmalayan bir sessizlikle karşılanıyor.

‘GELİR GÜVENCESİ EŞLİĞİNDE 14-28 GÜNLÜK TAM KAPANMA’

Yapılması gereken açıktır:

Karı, servetlerin büyümesini değil, geniş halk kesimlerinin çıkarlarını önceleyen bir ekonomik programı hayata geçirmek. Böylesi bir programın günümüz koşulları açısından en önemli bileşeni fiilen %50’lere ulaşan işsizlik koşullarında emeğini satarak geçinmek zorunda olanlara gelir güvencesinin sağlanmasıdır.
Pandeminin daha yıkıcı sonuçlar yaratmasının önüne geçmek için TTB’nin önerisine paralel biçimde 14-28 günlük tam kapanmayı, gelir güvencesi eşliğinde hayata geçirmek.
Topluma yalan söylemekten vazgeçmek.
İnancı, milleti, yaşam tarzı ve bireysel tercihlerine bakılmaksızın hepimizin eşit vatandaşlık haklarının güvence altına almak.
Asgari ücreti, yoksulluk sınırının üzerine çıkarıp ortalama ücret olması durumuna son vermek.

Ancak bunları bu iktidardan beklemenin gerçekçi olmadığı son “reform müjdesi” vodvilinin hızla bir mafya filmine dönüşmesinden de anlaşılacağı gibi açıktır

Belirleyici olan halkçı bir seçeneğin yaratılması için büyüteceğimiz mücadelemizdir.

Yapılması gereken halkçı bir seçenek yaratmak amacıyla demokrasi güçlerinin en geniş yelpazede bir araya gelmesini sağlama yolunda Demokrasi için Birliğimizi büyütmekten geçmektedir. 

Bugünden