Geçmiş zaman olur ki hayali cihana bedel ( Mehmed Uzun/ Yitik Bir Aşkın Gölgesinde)

 “Geçmiş zaman olur ki hayali cihana bedel”

“küçük kentte, küçük bir meyhane, ‘Ermeni Meyhanesi’. Tahta masa ve sandalyeleri, nakışlı cilalanmış Van kilimleri. Memduh Selim Bey’in tanıdığı kilimler. Duvarda bir kaç levha. Fransızca, Arapça, Türkçe ve Ermenice yazılar. Masalarda nargile, yiyecekler, içecekler. Üzerindeki kıyafetten Ermeni olduğu belli olan bir adam. Tezgâhın önünde kaval çalıyor. Ağır bir Ermeni ezgisi dökülüyor kavaldan. Sigara dumanı, nargile dumanı. Gülüşmeler, karışık diller…”

Bir yerde okumuştum her din, her dil ve her ırk bir renk olsaydı ve koyunlardan kırpıp eğirdiğimiz yünleri bu renklerde yıkayıp bir kilim dokusaydık, yüzü kapkara görünürdü, ta ki kilimi çevirip ardına bakıncaya dek. Her karanlığın, her zindanın, dökülen her kanın ardında bir renk şelalesi akar. Dinler, diller ve ırklar bir arada karanlık ve onanmaz bir toplum resmide çizse, ardına bakıldığı vakit kucaklaşmış, iç içe geçmiş, sevginin ve merhametin kol gezdiği, öfkenin en ücra köşelere gizlendiği şuh bir tablo ile karşılaşılır.

Herkes aynı çamurdan, kiminin ak kiminin kara, kimi elde kimi ayakta, kimi de elden ayaktan. Demem o ki bir ırk ve toplum sorunu yok, sorunlaştırdığımız toplumlar ve ırklar mevcut. Ha gözü kara ha gözü yeşil, saçı siyah saçı kızıl, biri aşkı yazar üç harfle diğeri dört. Kelimeler aynı manaya geldikten sonra herkes aynı çukurda.

Adet, şeriat, töre. Bir aşkın gölgesi düşer bu beylik lafların her birinin üstüne. Eller buluşmadan, gözler birbirine değmeden, bir kalbin bir kalbe atışının müziği duyulmadan, nice zamanların katili olunur. Nice dayanılır sevmenin işteşinin kapısına. Ta ki o kapı aralanır. Bir kara çarşaf düşer ayakuçlarının dibine, bir ceylan avcısını avlamıştır. Avcı avına âşık düşmüştür.

Misk-ü Amber kokuları salınır mangalda yanan ateşin üstüne. Sevdalı yüreklerde yanan ateşin üstüne. Haramla helali karıştırmış insanoğlu, o en tatlı meyveden bir ısırıkla. Atalarının günahı yol olmuş, iz olmuş insanoğluna belki de.

Altın sarısı saçlarda sarhoş olur bir efendi. Destanlar sıralar ardı sıra, diz kapaklarından göz kapaklarına, secdeye değen anla dokunur dudaklar, parmak uçlarından öpersin.

Beyaz badem çiçekleri ile renkli nar çiçekleri açanda,

 Güzel kuşlar yenibaharın muştusunu getirende,

 Aşk bahçeye düşende

Aşkın ateşi, savaşın ateşi hangisi daha yakıcı ve yıkıcı? Hangisinde yanmak gerek yoksa sırasıyla mı?

Memduh Selim Bey seçimlerin en zorunu yapar, yüreğine mesafe nifaklarını ekmeden, aynı bedende aşkın ateşiyle savaşın ateşini bir kılar. Sıkışır bir mengeneye, meğerse ne savaş bütünüyle onun olacaktır ne de aşk. Bir yarım kalmışlık sarıp sarmalar zerrelerince.

Memduh Selim Bey sırayı karıştırmış, aşkın sırası iken varmış savaşa, ardı sıra aşka bırakınca sırayı bir de ne işitsin, sekiz yıl evvel göçtüğü sürgün memleketi Memduh Selim Beyi öldürmüş. O şehirde bir Memduh Selim Bey yaşarmış, güzeller güzeli, ceylan bakışlı da bir nişanlısı varmış. Bu zat sırasını şaşırıp, savaş yollarına düşünce sürgün memleketi onu öldü bilmiş.

Belki de meselenin özü buydu işte. Sırayı karıştırmak, hayatın mihenk taşlarını yerinden oynatmamıza neden oluyordu. Bir kez karıştı mı sıra dönüşü olmuyordu. Ne aşk kalıyordu, ne savaş. Kimse kimseyi beklemiyordu. Sıra tekrar düzene girmiyordu. Mezar bile beklemiyordu taze ölüyü, sadece usul usul, usulünce yağmur yağıyordu. Gözyaşlarını yıkasın diye, kanı yıkasın diye tanrının sırayı şaşırmışlara merhameti yağıyordu.

“ Benden önce zaman yoktu,

Benden sonra da olmayacak

Zaman benimle başladı

Benimle son bulacak.”

Aşkını savaşını, ülkesini, dostlarını, kendini kaybetmiş bir adamın zamanı nerde biter nerde başlar?

“Kürtler dünya yüzünde

Niçin her şeyden mahrum?

Her şeye niçin oldular mahkûm?”

Ehmede Xani

Sorarım size niçin mahkûm oldular? Yüreklerini zindana, vicdanlarını prangalara ne diye teslim ettiler? Sevgilinin koynu niyetine, esen yelde ne diye hapis yattılar?

 

İnceleme: Büşra Abacı

Kitabın Adı: Yitik Bir Aşkın Gölgesinde

Yazar: Mehmed Uzun

Çeviren: Muhsin Kızılkaya

Yayın Evi: İthaki

Basım Yılı: 28. Baskı Mart 2018

Sayfa Sayısı: 280

Isbn: 9789752732278

İlgili Haberler