22.9 C
İstanbul
Pazar, Haziran 20, 2021

Erdoğan: ABD ve Avrupa’da ülkemize yönelik yaptırım söylemlerinin artmış olması üzüntü verici

ABD’nin Türkiye’yi hedef alan yeni yaptırımları kapıda. Söz konusu yaptırımların hem ABD ile ikili ilişkilere hem Türkiye’nin dış politikasına nasıl etki edeceğini ve bu yaptırımlar karşısında Ankara’nın nasıl bir politika izlemesi gerektiğini Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu, Sputnik’e anlattı.

ABD’de başkanlık seçimlerinin gerçekleşmesinin ardından Türk-Amerikan ilişkileri bir kez daha Türkiye’ye dönük daha hem Senato ve Temsilciler Meclisi’nden geçen ve Türkiye’yi hedef alan yaptırımlarla gerilimin eşiğine geldi. 20 Ocak’a kadar başkanlık görevini sürdüren Donald Trump, Twitter’dan yaptığı açıklamada Türkiye’ye de yaptırımlar içeren yeni savunma bütçesini veto edeceğini açıkladı. Ancak daha önce ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) olarak bilinen yasa kapsamında, Türkiye’ye uygulanması öngörülen yaptırımları bir süre bekleten Trump’ın yaptırımları veto etmesi, tasarının onaylanmasın önüne geçmeyecek. Söz konusu yaptırımların hem ABD ile ikili ilişkilere hem Türkiye’nin dış politikasına nasıl etki edeceğini ve bu yaptırımlar karşısında Ankara’nın nasıl bir politika izlemesi gerektiğini Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu, Sputnik’e anlattı. 

‘Yaptırımların, savunma bütçesi içine eklenmesi başkanın elini kolunu bağlıyor’

Emekli Büyükelçi Loğoğlu’na göre, Türkiye açısından bu yaptırımlardan kaçış yok. Ankara’ya dönük yaptırım maddelerinin ABD Savunma Bakanlığı bütçe tasarısına eklenmesinin ABD Başkanı’nın da eli kolunu bağladığına işaret eden Loğoğlu “Türkiye’yi S-400’ler konusunda mutlaka CAATSA yasası uyarınca cezalandırmak için yaptırım maddelerini Savunma Bakanlığı’nın bütçesi içerisine koydular. Bu şekilde Başkan’ın elini kolunu bağlamak istediler. Çünkü Savunma Bakanlığı bütçesi bütün Amerikan kuvvetlerinin maaşlar dahil her türlü harcamasını öngören bir yasa. Aslında yaptırımlar buraya eklenmeseydi de uygulanacaktı. Ancak bu şekliyle başkana bir esneklik payı bırakılmadı. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız” dedi. 

‘Trump veya Biden’ın onayıyla yaptırımların gelişi kesinleşti’ 

Loğoğlu, ABD’deki yasa sürecinin olası gidişatını “Eğer bu yasa 18 Aralık’tan önce onaylandığı ve Beyaz Saray’a intikal ettiği takdirde Başkan Trump’ın görevini Biden’a devretmeden önce, 12 seçenekli yatırım menüsünden 5 tanesini Türkiye’ye uygulaması lazım. Eğer Trump bu yasayı veto ederse, bu sefer bu yaptırımlar Biden tarafından Türkiye’ye uygulanacak” diye anlattı. 

‘Yaptırımlar yalnızca S-400 alımı değil birikmiş Türkiye karşıtlığının sonucu’

ABD’nin yaptırım hamlesinin Washington’un Ankara’ya dönük “birikmiş karşıtlığının” bir sonucu olduğuna işaret eden Loğoğlu şöyle devam etti: 

“Bu yaptırım hamlesinin elbette ilk nedeni doğrudan doğruya Türkiye’nin S-400 alımı. Ancak bana göre bundan daha anlamlı ikinci bir sebep de söz konusu. O da şu: Son dönemlerde hem Temsilciler Meclisi’nde hem Senato’da Türkiye’ye karşı insan hakları, temel özgürlükler, Doğu Akdeniz, Yunanistan’la ilişkiler, Azerbaycan-Ermenistan meselesi, Suriye ve İsrail bağlamında birikmiş olan rahatsızlıklar var. Bu bakımdan Türkiye’ye yönelik bu yaptırım ısrar ve inadını, Türkiye’ye karşı birikmiş olan karşıtlığın, husumetin, rahatsızlığın bir sonucu olarak da görmemiz lazım.” 

‘Türk ekonomisine dönük ağır yaptırımlar seçilmese bile, Ankara’nın bunu yanıtlaması lazım’ 

Emekli Büyükelçi, söz konusu yaptırım hamlesinin “Acaba Amerika bu yaptırımlarla Türkiye’yi yola getireceğini düşünüyor?” sorusunu gündeme getirdiğine ancak bu sorunun yanıtının Ankara’nın da atacağı adımlara göre belirleneceğine işaret ediyor: 

“Türkiye her şeye rağmen iç ve dış sorunları ağır olan bir ülke. Ancak buna rağmen bu yaptırımlar karşısında da ‘Aman, ezildim büzüldüm’ şeklinde bir tepki vermeyecek ve bunların üstesinden gelmeye çalışacaktır. Yaptırımların elbette bir maliyeti olacaktır. Önemli olan bu maliyetin altından kalkarken Türkiye’nin doğru hamlelerle bunu yapması ve kendine en az zararı verecek hamlelerle bu için içinden çıkması. Yaptırımlar, çok ciddi sıkıntılar içerisinde olan Türk ekonomisinin işini daha da zorlaştıracak unsurlar taşıyor. Ancak 12 seçenekli menüden doğrudan ekonomiyi etkileyecek unsurlar seçilmese de Türkiye’nin yaptırımlara maruz kalmış bir ülke haline gelmiş olması önemli bir husus. İşte Türkiye’nin de bunu yanıtlaması lazım.”

‘Türkiye, hem demokrasi ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda adım atmalı hem de bölge ülkeleriyle arasını düzeltmeli’

Türkiye’nin bu yaptırımlara yanıt olarak hem demokrasi ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda adım atması hem de bölge ülkeleriyle ilişkilerini iyileştirmesi gerektiğini söyleyen Loğoğlu “Aralık ayının son 15 gününün yanı sıra Ocak, Şubat ve Mart ayları AB Zirvesi sebebiyle Türkiye bakımından hayati bir dönem. Türkiye’nin bu dönemde bölgenin önemli, ağırlıklı, mutlaka hesaba katılması gereken bir ülke olduğunu olumlu yönleriyle anlatacak adımlar atması lazım. İçeride, bunu daha önce de söyledim, demokrasi, laiklik, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı gibi esaslar açısından inandırıcı somut adımlar atması lazım. Bölgesinde bölge ülkeleriyle ilişkilerini düzeltmesi lazım. İsrail’e atanan bir büyükelçi bunun belki bir ilk işareti olarak görülebilir. Ama bu adımların altının doldurulması lazım. Mısır, Suriye bu ülkelerle ilişkilerimizin düzeltilmesi ve yoluna sokulması lazım. Türkiye’nin topyekün bir deri değişikliğine gitmesi lazım. İçeride ve dışarıda bir köklü değişikliğe gitmesi lazım. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, laiklik, diplomasi ‘Yurtta Barış Cihanda Barış’ ilkeleri yolunda…” diye anlattı. 

‘Türkiye’nin taktik değil stratejiye ihtiyacı var’ 

Loğoğlu, Türk yönetiminin bahsettiği bu adımların atacağı yönünde çok umutlu olmadığını da aktardı: 

“Maalesef bahsettiğim bu adımların atılacağı noktasında umutlu değilim. Çünkü atılan bütün adımlar daha çok söylem planında kalıyor. ‘Yerimiz Avrupa’dır’ , ‘Amerika ile iyi ilişkiler istiyoruz’ veya ‘İsrail’e büyükelçi atıyoruz’ diyoruz ama ortada Türkiye’nin geleceğine ilişkin stratejik bir bakışın unsurları yok ve aslında bu olmalı. Herkesi idare etmeye çalışıyoruz. ABD’nin ağzına bir kaşık bal çalışıyoruz, Avrupa Birliği’ne 1-2 mesaj, gemiyi limana çekerek mesaj vermeye çalışıyoruz. Halbuki Türkiye’nin bir iç ve dış vizyon açıklaması lazım. Bu vizyonun unsurlarını da Türk ve dünya kamuoyuna anlatarak harekete geçirecek bir takvim oluşturması lazım. ‘2023’ten önce seçim olmayacak’ deniyor; o zaman bu sürenin ülkeyi yönetenlerce iyi kullanılması lazım. Dış politika strateji meselesidir, taktik meselesi değildir. Ülkenin de stratejiye ihtiyacı var.”

‘Ankara, Doğu Akdeniz özel temsilcisi atamalı’

Peki, Türkiye böyle bir stratejiyi nasıl geliştirebilir? Loğoğlu bu soruyu “Ben Doğu Akdeniz konusunda bir uluslararası konferans düzenlenmesini önermiştim. Şimdilerde uluslararası konferans fikri dolaşıyor etrafta. Ancak bunun da ötesinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz konusunda bir özel temsilci ataması lazım. Ben bunu hala ümit ediyorum. Bir özel temsilci düşünün, Suriye’yle de, Mısır’la da konuşuyor. Yani ilişkiler ne kadar kötü olursa olsun temas sürüyor. Ben her şeye rağmen hükümetin bu konuda bir adım atacağını düşünüyorum. Üstelik bu yapılamayacak bir şey de değil. Bu konuda çok yetenekli emekli askerler olabilir. Mevcut diplomatlardan olabilir. Dışişleri Bakanlığı’ndan veya bir akademisyen olabilir. Bir sürü insan var bu konuyu, bu görevi üstlenebilecek” diye yanıt verdi.

ABD’nin Türkiye’yi hedef alan yeni yaptırımları kapıda. Söz konusu yaptırımların hem ABD ile ikili ilişkilere hem Türkiye’nin dış politikasına nasıl etki edeceğini ve bu yaptırımlar karşısında Ankara’nın nasıl bir politika izlemesi gerektiğini Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu, Sputnik’e anlattı.

ABD’de başkanlık seçimlerinin gerçekleşmesinin ardından Türk-Amerikan ilişkileri bir kez daha Türkiye’ye dönük daha hem Senato ve Temsilciler Meclisi’nden geçen ve Türkiye’yi hedef alan yaptırımlarla gerilimin eşiğine geldi. 20 Ocak’a kadar başkanlık görevini sürdüren Donald Trump, Twitter’dan yaptığı açıklamada Türkiye’ye de yaptırımlar içeren yeni savunma bütçesini veto edeceğini açıkladı. Ancak daha önce ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) olarak bilinen yasa kapsamında, Türkiye’ye uygulanması öngörülen yaptırımları bir süre bekleten Trump’ın yaptırımları veto etmesi, tasarının onaylanmasın önüne geçmeyecek. Söz konusu yaptırımların hem ABD ile ikili ilişkilere hem Türkiye’nin dış politikasına nasıl etki edeceğini ve bu yaptırımlar karşısında Ankara’nın nasıl bir politika izlemesi gerektiğini Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu, Sputnik’e anlattı. 

‘Yaptırımların, savunma bütçesi içine eklenmesi başkanın elini kolunu bağlıyor’

Emekli Büyükelçi Loğoğlu’na göre, Türkiye açısından bu yaptırımlardan kaçış yok. Ankara’ya dönük yaptırım maddelerinin ABD Savunma Bakanlığı bütçe tasarısına eklenmesinin ABD Başkanı’nın da eli kolunu bağladığına işaret eden Loğoğlu “Türkiye’yi S-400’ler konusunda mutlaka CAATSA yasası uyarınca cezalandırmak için yaptırım maddelerini Savunma Bakanlığı’nın bütçesi içerisine koydular. Bu şekilde Başkan’ın elini kolunu bağlamak istediler. Çünkü Savunma Bakanlığı bütçesi bütün Amerikan kuvvetlerinin maaşlar dahil her türlü harcamasını öngören bir yasa. Aslında yaptırımlar buraya eklenmeseydi de uygulanacaktı. Ancak bu şekliyle başkana bir esneklik payı bırakılmadı. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız” dedi. 

‘Trump veya Biden’ın onayıyla yaptırımların gelişi kesinleşti’ 

Loğoğlu, ABD’deki yasa sürecinin olası gidişatını “Eğer bu yasa 18 Aralık’tan önce onaylandığı ve Beyaz Saray’a intikal ettiği takdirde Başkan Trump’ın görevini Biden’a devretmeden önce, 12 seçenekli yatırım menüsünden 5 tanesini Türkiye’ye uygulaması lazım. Eğer Trump bu yasayı veto ederse, bu sefer bu yaptırımlar Biden tarafından Türkiye’ye uygulanacak” diye anlattı. 

‘Yaptırımlar yalnızca S-400 alımı değil birikmiş Türkiye karşıtlığının sonucu’

ABD’nin yaptırım hamlesinin Washington’un Ankara’ya dönük “birikmiş karşıtlığının” bir sonucu olduğuna işaret eden Loğoğlu şöyle devam etti: 

“Bu yaptırım hamlesinin elbette ilk nedeni doğrudan doğruya Türkiye’nin S-400 alımı. Ancak bana göre bundan daha anlamlı ikinci bir sebep de söz konusu. O da şu: Son dönemlerde hem Temsilciler Meclisi’nde hem Senato’da Türkiye’ye karşı insan hakları, temel özgürlükler, Doğu Akdeniz, Yunanistan’la ilişkiler, Azerbaycan-Ermenistan meselesi, Suriye ve İsrail bağlamında birikmiş olan rahatsızlıklar var. Bu bakımdan Türkiye’ye yönelik bu yaptırım ısrar ve inadını, Türkiye’ye karşı birikmiş olan karşıtlığın, husumetin, rahatsızlığın bir sonucu olarak da görmemiz lazım.” 

‘Türk ekonomisine dönük ağır yaptırımlar seçilmese bile, Ankara’nın bunu yanıtlaması lazım’ 

Emekli Büyükelçi, söz konusu yaptırım hamlesinin “Acaba Amerika bu yaptırımlarla Türkiye’yi yola getireceğini düşünüyor?” sorusunu gündeme getirdiğine ancak bu sorunun yanıtının Ankara’nın da atacağı adımlara göre belirleneceğine işaret ediyor: 

“Türkiye her şeye rağmen iç ve dış sorunları ağır olan bir ülke. Ancak buna rağmen bu yaptırımlar karşısında da ‘Aman, ezildim büzüldüm’ şeklinde bir tepki vermeyecek ve bunların üstesinden gelmeye çalışacaktır. Yaptırımların elbette bir maliyeti olacaktır. Önemli olan bu maliyetin altından kalkarken Türkiye’nin doğru hamlelerle bunu yapması ve kendine en az zararı verecek hamlelerle bu için içinden çıkması. Yaptırımlar, çok ciddi sıkıntılar içerisinde olan Türk ekonomisinin işini daha da zorlaştıracak unsurlar taşıyor. Ancak 12 seçenekli menüden doğrudan ekonomiyi etkileyecek unsurlar seçilmese de Türkiye’nin yaptırımlara maruz kalmış bir ülke haline gelmiş olması önemli bir husus. İşte Türkiye’nin de bunu yanıtlaması lazım.”

‘Türkiye, hem demokrasi ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda adım atmalı hem de bölge ülkeleriyle arasını düzeltmeli’

Türkiye’nin bu yaptırımlara yanıt olarak hem demokrasi ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda adım atması hem de bölge ülkeleriyle ilişkilerini iyileştirmesi gerektiğini söyleyen Loğoğlu “Aralık ayının son 15 gününün yanı sıra Ocak, Şubat ve Mart ayları AB Zirvesi sebebiyle Türkiye bakımından hayati bir dönem. Türkiye’nin bu dönemde bölgenin önemli, ağırlıklı, mutlaka hesaba katılması gereken bir ülke olduğunu olumlu yönleriyle anlatacak adımlar atması lazım. İçeride, bunu daha önce de söyledim, demokrasi, laiklik, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı gibi esaslar açısından inandırıcı somut adımlar atması lazım. Bölgesinde bölge ülkeleriyle ilişkilerini düzeltmesi lazım. İsrail’e atanan bir büyükelçi bunun belki bir ilk işareti olarak görülebilir. Ama bu adımların altının doldurulması lazım. Mısır, Suriye bu ülkelerle ilişkilerimizin düzeltilmesi ve yoluna sokulması lazım. Türkiye’nin topyekün bir deri değişikliğine gitmesi lazım. İçeride ve dışarıda bir köklü değişikliğe gitmesi lazım. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, laiklik, diplomasi ‘Yurtta Barış Cihanda Barış’ ilkeleri yolunda…” diye anlattı. 

‘Türkiye’nin taktik değil stratejiye ihtiyacı var’ 

Loğoğlu, Türk yönetiminin bahsettiği bu adımların atacağı yönünde çok umutlu olmadığını da aktardı: 

“Maalesef bahsettiğim bu adımların atılacağı noktasında umutlu değilim. Çünkü atılan bütün adımlar daha çok söylem planında kalıyor. ‘Yerimiz Avrupa’dır’ , ‘Amerika ile iyi ilişkiler istiyoruz’ veya ‘İsrail’e büyükelçi atıyoruz’ diyoruz ama ortada Türkiye’nin geleceğine ilişkin stratejik bir bakışın unsurları yok ve aslında bu olmalı. Herkesi idare etmeye çalışıyoruz. ABD’nin ağzına bir kaşık bal çalışıyoruz, Avrupa Birliği’ne 1-2 mesaj, gemiyi limana çekerek mesaj vermeye çalışıyoruz. Halbuki Türkiye’nin bir iç ve dış vizyon açıklaması lazım. Bu vizyonun unsurlarını da Türk ve dünya kamuoyuna anlatarak harekete geçirecek bir takvim oluşturması lazım. ‘2023’ten önce seçim olmayacak’ deniyor; o zaman bu sürenin ülkeyi yönetenlerce iyi kullanılması lazım. Dış politika strateji meselesidir, taktik meselesi değildir. Ülkenin de stratejiye ihtiyacı var.”

‘Ankara, Doğu Akdeniz özel temsilcisi atamalı’

Peki, Türkiye böyle bir stratejiyi nasıl geliştirebilir? Loğoğlu bu soruyu “Ben Doğu Akdeniz konusunda bir uluslararası konferans düzenlenmesini önermiştim. Şimdilerde uluslararası konferans fikri dolaşıyor etrafta. Ancak bunun da ötesinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz konusunda bir özel temsilci ataması lazım. Ben bunu hala ümit ediyorum. Bir özel temsilci düşünün, Suriye’yle de, Mısır’la da konuşuyor. Yani ilişkiler ne kadar kötü olursa olsun temas sürüyor. Ben her şeye rağmen hükümetin bu konuda bir adım atacağını düşünüyorum. Üstelik bu yapılamayacak bir şey de değil. Bu konuda çok yetenekli emekli askerler olabilir. Mevcut diplomatlardan olabilir. Dışişleri Bakanlığı’ndan veya bir akademisyen olabilir. Bir sürü insan var bu konuyu, bu görevi üstlenebilecek” diye yanıt verdi.

Bugünden