24.3 C
İstanbul
Salı, Temmuz 27, 2021

Danimarka Suriyeli mültecileri sınır dışı ediyor

‘Sıfır sığınmacı’ politikasına sahip Danimarka’nın son dönemde Suriyeli mültecileri ülkelerine göndermeye başlaması tepkileri beraberinde getirdi.

Bir dönem Avrupa’nın ‘en iyi insani yardım ülkelerinden biri’ olarak bilinen Daninarka’nın bugün mültecilere karşı Macaristan gibi katı göç politikası uyguladığı belirtiliyor.

Danimarka’nın sınır dışı etmek istediği isimlerden biri Suriyeli Faeza Satouf.

25 yaşındaki mülteci, ailesiyle iç savaştan kaçarak Danimarka’ya ulaştı. 2015’te sığınma hakkı aldılar. Ancak altı yıl sonra kendisine geri dönmesi gerektiği söylendi.

AP’ye konuşan Satouf, “Suriye’de beni Danimarka’da olduğu gibi koruyabilecek hiçbir yasa yok. Babam Suriye’de aranıyor, bu yüzden elbette döndüğümde tutuklanacağım.” dedi.

Satouf geçtiğimiz altı yıl içinde Danca öğrendi, liseden başarılı bir şekilde mezun oldu. Bir süpermarkette işçi olan Satouf, hemşire olmak için çalışıyor. Entegrasyonu teşvik eden ve bir pandemi sırasında hemşirelere ihtiyaç duyan bir ülkenin neden kendisini ve diğerlerini, özellikle de kadınları “kovduğunu” anlamadığını söylüyor.

Çoğunluk kadın mülteci

Danimarka, Beşar Esad yönetimine karşı ayaklanmanın başlamasından 10 yıl sonra Suriye başkenti Şam ve komşu bölgelerin güvenli olduğunu savunarak bazı Suriyeli mültecilerin oturma izinlerini iptal etmeye başlayan ilk Avrupa ülkesi oldu. Çok az uzman Danimarka’nın değerlendirmesine katılıyor.

Danimarka’nın bu kararı, Suriye ordusuna zorunlu asker olarak alınabilecek erkekler gibi, hayatları için özel bir tehdit olduğunu kanıtlayabilenleri kapsamıyor.

Satouf’un avukatı Niels-Erik Hansen, kendisine gelen dava dosyalarının yüzde 90’ının kadın olduğunu söylüyor.

Suriye’ye dönmeyenler Danimarka’da “hapishaneye” gönderiliyor

Danimarka’nın Suriye ile diplomatik ilişkisi olmadığı için ülkeyi terk etmeyi reddedenler Suriye’ye gönderilemiyor. Bunun yerine, sınır dışı etme merkezlerine alınanlar, ailelerinden ayrılmaya zorlanıyor ve çalışamıyorlar; ayrıca eğitim programlarına da katılamıyorlar.

Bekar kadınlar, Kopenhag’ın yaklaşık 300 kilometre batısındaki uzak bir kompleks olan Kaershovedgaard sınır dışı etme merkezine gönderiliyor. Buraya erişim sınırlı; ancak Kızıl Haç fotoğrafları, yemek pişirmenin yasaklandığı ve etkinliklerin kısıtlandığı temel altyapıyı gösteriyor. Bu kampta Danca derslerine de izin verilmiyor.

Kızıl Haç için birkaç yıldır merkezi ziyaret eden Gerda Abildgaard, “Burası bir hapishane gibi, ancak gündüz dışarı çıkmalarına izin veriliyor” dedi.

Abildgaard, “Suriye yine güvenli mi? Bunu söyleyen sadece Danimarka. Diğer tüm Avrupa ülkeleri bunu söylemiyor. Yalnızca Danimarka söylüyor. ” diyerek kararı eleştirdi.

Danimarka’da “göçmen karşıtı” politikaya geçiş

Danimarka’da bu politikanın arkasında, göçmenlik tutumu aşırı sağ partilere benzeyen sol kanat Sosyal Demokrat liderliğindeki hükümet var. Ülkedeki sığınmacıların sayısı, özellikle salgın sırasında o zamandan beri düşmüş olsa da Başbakan Mette Frederiksen ocak ayında “sıfır sığınmacıya” sahip olma vizyonunu yineledi.

Sosyal Demokrat milletvekili ve Parlamentonun Göçmenlik ve Entegrasyon Komitesi üyesi olan Rasmus Storklund, “Geçici korumaya sahip oluyorsunuz ve artık korumaya ihtiyacınız kalmazsa, Danimarka’yı terk etmeniz gerekecek,” diyerek politikalarını savunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, yayınladıkları ortak bir bildiride, “Suriye’nin hiçbir yerinde güvenli geri dönüş için şartların mevcut olmadığı” uyarısında bulunarak Kopenhag yönetimini kınadı.

Danimarka’nın sıkılaştırıcı göç mevzuatının, mültecilerin İsveç ve Almanya gibi ülkelere kaçabileceği anlamına geldiğini belirtiliyor.

Satouf’un avukatı Hansen, “Bu aynı zamanda Avrupa’nın geri kalanıyla dayanışma eksikliği. Bu mülteciler için oturma izinlerini geri almaya başlayan ilk ülke olarak, aslında insanları diğer Avrupa ülkelerine gitmeye zorluyoruz.” dedi.

Bir ulusun dramatik dönüşümü

Danimarka’nın yaklaşımı, 1951 BM Mülteci Sözleşmesini ilk imzalayan ve uzun süredir açıklık ve hoşgörünün bir örneği olarak görülen “bir ulusun dramatik bir dönüşümüne” işaret ediyor.

Sivil toplum örgütü “Mülteciler Danimarka’ya Hoş Geldiniz” başkanı Michala Bendixen, “Eskiden özgürlük ve insan haklarına büyük saygı ile Avrupa’nın en iyi insani yardım ülkelerinden biri olarak biliniyorduk.” diyor.

Nihai hedefin “mülteciler ve yabancıların Danimarka’ya gelmesini daha az çekici hale getirmek” olduğunun altını çizen Bendixen, Danimarka’nın politikalarının Macaristan gibi katı göç politikalarına sahip ülkelere çok benzediğini belirtiyor.

‘Sıfır sığınmacı’ politikasına sahip Danimarka’nın son dönemde Suriyeli mültecileri ülkelerine göndermeye başlaması tepkileri beraberinde getirdi.

Bir dönem Avrupa’nın ‘en iyi insani yardım ülkelerinden biri’ olarak bilinen Daninarka’nın bugün mültecilere karşı Macaristan gibi katı göç politikası uyguladığı belirtiliyor.

Danimarka’nın sınır dışı etmek istediği isimlerden biri Suriyeli Faeza Satouf.

25 yaşındaki mülteci, ailesiyle iç savaştan kaçarak Danimarka’ya ulaştı. 2015’te sığınma hakkı aldılar. Ancak altı yıl sonra kendisine geri dönmesi gerektiği söylendi.

AP’ye konuşan Satouf, “Suriye’de beni Danimarka’da olduğu gibi koruyabilecek hiçbir yasa yok. Babam Suriye’de aranıyor, bu yüzden elbette döndüğümde tutuklanacağım.” dedi.

Satouf geçtiğimiz altı yıl içinde Danca öğrendi, liseden başarılı bir şekilde mezun oldu. Bir süpermarkette işçi olan Satouf, hemşire olmak için çalışıyor. Entegrasyonu teşvik eden ve bir pandemi sırasında hemşirelere ihtiyaç duyan bir ülkenin neden kendisini ve diğerlerini, özellikle de kadınları “kovduğunu” anlamadığını söylüyor.

Çoğunluk kadın mülteci

Danimarka, Beşar Esad yönetimine karşı ayaklanmanın başlamasından 10 yıl sonra Suriye başkenti Şam ve komşu bölgelerin güvenli olduğunu savunarak bazı Suriyeli mültecilerin oturma izinlerini iptal etmeye başlayan ilk Avrupa ülkesi oldu. Çok az uzman Danimarka’nın değerlendirmesine katılıyor.

Danimarka’nın bu kararı, Suriye ordusuna zorunlu asker olarak alınabilecek erkekler gibi, hayatları için özel bir tehdit olduğunu kanıtlayabilenleri kapsamıyor.

Satouf’un avukatı Niels-Erik Hansen, kendisine gelen dava dosyalarının yüzde 90’ının kadın olduğunu söylüyor.

Suriye’ye dönmeyenler Danimarka’da “hapishaneye” gönderiliyor

Danimarka’nın Suriye ile diplomatik ilişkisi olmadığı için ülkeyi terk etmeyi reddedenler Suriye’ye gönderilemiyor. Bunun yerine, sınır dışı etme merkezlerine alınanlar, ailelerinden ayrılmaya zorlanıyor ve çalışamıyorlar; ayrıca eğitim programlarına da katılamıyorlar.

Bekar kadınlar, Kopenhag’ın yaklaşık 300 kilometre batısındaki uzak bir kompleks olan Kaershovedgaard sınır dışı etme merkezine gönderiliyor. Buraya erişim sınırlı; ancak Kızıl Haç fotoğrafları, yemek pişirmenin yasaklandığı ve etkinliklerin kısıtlandığı temel altyapıyı gösteriyor. Bu kampta Danca derslerine de izin verilmiyor.

Kızıl Haç için birkaç yıldır merkezi ziyaret eden Gerda Abildgaard, “Burası bir hapishane gibi, ancak gündüz dışarı çıkmalarına izin veriliyor” dedi.

Abildgaard, “Suriye yine güvenli mi? Bunu söyleyen sadece Danimarka. Diğer tüm Avrupa ülkeleri bunu söylemiyor. Yalnızca Danimarka söylüyor. ” diyerek kararı eleştirdi.

Danimarka’da “göçmen karşıtı” politikaya geçiş

Danimarka’da bu politikanın arkasında, göçmenlik tutumu aşırı sağ partilere benzeyen sol kanat Sosyal Demokrat liderliğindeki hükümet var. Ülkedeki sığınmacıların sayısı, özellikle salgın sırasında o zamandan beri düşmüş olsa da Başbakan Mette Frederiksen ocak ayında “sıfır sığınmacıya” sahip olma vizyonunu yineledi.

Sosyal Demokrat milletvekili ve Parlamentonun Göçmenlik ve Entegrasyon Komitesi üyesi olan Rasmus Storklund, “Geçici korumaya sahip oluyorsunuz ve artık korumaya ihtiyacınız kalmazsa, Danimarka’yı terk etmeniz gerekecek,” diyerek politikalarını savunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, yayınladıkları ortak bir bildiride, “Suriye’nin hiçbir yerinde güvenli geri dönüş için şartların mevcut olmadığı” uyarısında bulunarak Kopenhag yönetimini kınadı.

Danimarka’nın sıkılaştırıcı göç mevzuatının, mültecilerin İsveç ve Almanya gibi ülkelere kaçabileceği anlamına geldiğini belirtiliyor.

Satouf’un avukatı Hansen, “Bu aynı zamanda Avrupa’nın geri kalanıyla dayanışma eksikliği. Bu mülteciler için oturma izinlerini geri almaya başlayan ilk ülke olarak, aslında insanları diğer Avrupa ülkelerine gitmeye zorluyoruz.” dedi.

Bir ulusun dramatik dönüşümü

Danimarka’nın yaklaşımı, 1951 BM Mülteci Sözleşmesini ilk imzalayan ve uzun süredir açıklık ve hoşgörünün bir örneği olarak görülen “bir ulusun dramatik bir dönüşümüne” işaret ediyor.

Sivil toplum örgütü “Mülteciler Danimarka’ya Hoş Geldiniz” başkanı Michala Bendixen, “Eskiden özgürlük ve insan haklarına büyük saygı ile Avrupa’nın en iyi insani yardım ülkelerinden biri olarak biliniyorduk.” diyor.

Nihai hedefin “mülteciler ve yabancıların Danimarka’ya gelmesini daha az çekici hale getirmek” olduğunun altını çizen Bendixen, Danimarka’nın politikalarının Macaristan gibi katı göç politikalarına sahip ülkelere çok benzediğini belirtiyor.

Bugünden