5 C
İstanbul
Salı, Mart 2, 2021

Cizre bodrumlarında 177 kişi öldürüldü: Beş yıl geçti, tek bir yargılama yok

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında ilçe giriş-çıkışlara kapatıldı, telefon, internet ve elektrik hatları kesildi. 79 gün boyunca süren yasaklarda 288 kişi yaşamını yitirdi.

177 kişi ise 7 Şubat 2016’da sığındıkları bodrumlarda öldürüldü. Cizre bodrumlarında yaşanan katliamın üzerinden beş yıl geçti ancak ne 14 cenazeye ulaşılabildi ne de ölümlere ilişkin tek bir kişi hakkında soruşturma açıldı.

İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre 177 kişi sığındıkları evlerin bodrum katlarında 7 Şubat 2016 günü katledildi. Hazırlanan raporlarda, bodrumlarda can veren insanların önce ateşli silahlarla öldürüldüğü ardından yakıldığı bilgileri yer aldı.

Bu bodrumlarda hayatını kaybeden 14 kişiye ait cenazelere ulaşılamadı.

Ailelerin cenazelerine ulaşamadığı bu 14 kişinin isimleri şunlar: “Feride Yıldız, Mardin Çelebi, Hacer Aslan, Osman Gökhan, Hüseyin Derviş, Servet Aslan, İdris Susin, Ali Aslan, Cemal Pürlek, Emrah Aşkan, Osman Esmeray, Mustafa Keçanlu, Emrah Aşkın ve Sakine Durmiş.”

HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, 29 Ocak’ta Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın da içinde bulunduğu bir Kriz Koordinasyon Merkezi kurulduğunu söylemiş, o gün yaralıları almaya en yakın gün olunduğu söylemişti. Beştaş, daha sonra yaralılarla yapılan görüşmelere ilişkin ses kayıtlarını paylaşmıştı:

Yaralılar arasında bulunan DBP PM üyesi Mehmet Yavuzer ile Meral Danış Beştaş arasında yapılan görüşmelere ait dört ayrı ses kaydında yer alan ifadeler şöyleydi:

“Beştaş: Şu anda ambulansı takip ediyoruz. Yolda, ulaşsın sizi arayacağız.

Yavuzer: Burada herhangi bir ses yok. Bilginiz olsun hiçbir ses yok.

Beştaş: Tamam.

İkinci görüşmede geçen diyalogda ise Beştaş, telefonun diğer ucundaki yaralıya ‘Şimdi Bakanlık ile görüştük. Her birimiz bir telefonda olacağız. Siz hazırlıklarınızı yapın şu anda oraya geldiler ama biz sizi arayınca çıkacaksınız’ diyor.

Ardından yapılan 3’üncü görüşmede ise Beştaş ve Yavuzer arasında geçen diyalog şöyle:

Beştaş: Polislerin sesi kesildi. Buradadır koridordadır. Hemen sizin çıkacağınız kapının önündeler.

Yavuzer: Evet içerideler. Belki sizin sesinizi de duyuyorlar. İçişleri Bakanı yanınızda mı?

Beştaş: Şu anda o telefonun…

Tam da bu sırada görüşmenin 26’ıncı saniyesinde patlama ve silah sesleri ile çığlıklar telefonun diğer ucundan yoğun bir şekilde geliyor ve konuşma kesiliyor. Bu sırada yaralıların bulunduğu noktaya doğru ateş açıldığına dair sesler de görüşmeye yansıyor.

Paylaşılan son ses kaydında ise geçen diyalog şu şekilde:

Karşıdaki ses: Ben dinliyorum kulaklarım kötü

Beştaş: Sesimi alıyorsunuz

X kişi: Çok az alıyorum.

Beştaş: Oradan çıkabilecek durumda değilseniz başka bir formül bulmamız lazım.

X kişi: Enkaz altındayız. Ben nasıl anlatayım ya

Beştaş: Tamam tamam çıkabilecek durum değilsiniz yani.

X şahıs: Enkaz altındayız enkaz.

Beştaş: Tamam telefon açık kalsın.”

Bu görüşmelerin ardından yaralılarla irtibat kesilmişti.

Bodrum katlarında hayatını kaybedenlerden biri de Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’tu. Cizre’de defnedilmesine izin verilmeyen Tunç’un cenazesi Şırnak’ta toprağa verilmişti.

Mehmet Tunç’un eşi Zeynep Tunç, sokağa çıkma yasağının yedinci gününde su depoları patlatıldığı için evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Yeni Yaşam’a konuşan  Zeynep Tunç, sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Gittiğimiz o mahalle de tanklarla vuruluyordu. Günlerce, haftalarca elektriksiz ve aç kaldık. Artık çocuklarımızın psikolojisi bozulmuştu. Mehmet’in annesi, çocukları alıp Cizre’den çıkmamı istedi. O esnada çıkmak istemiyordum ama çocuklarımdan kaynaklı çıkmak zorunda kaldım. Fakat Mehmet’e Cizre’den çıktığımı söylemedim. Nasıl olduysa hissetti tam çıkacağım gün beni telefonla aradı ve ‘neredesiniz?’ diye sordu. Ben de ona; ‘Çocukları alıp, Şırnak’a geçiyoruz’ dedim. O gün Cizre’den çıktığım için kendimi hiç affetmedim. Mehmet ne zaman televizyona bağlansa, onun yaşadığını öğreniyordum ve mutlu oluyordum. Cizre’deydik ama elimizden hiçbir şey gelmiyordu ve onları kurtaramadık.”

HDP’nin cezaevinde olan eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş daha önce bir mahkeme savunmasında Cizre bodrumlarına yaşanan katliama dikkat çekmiş, “Ne yaptılar biliyor musunuz? Günlerce o gençler orada sıkıştırıldılar. Suları bitti, yiyecekleri bitti. Açlıkla, susuzlukla önce terbiye etmek istediler. Canlı yayınlara bağlandılar, televizyonlardan yardım istediler. 120 kişi. En son hepsini yaktılar orada, yaktılar. Ben gittim gözlerimde sonradan gördüm, küllerini gördüm. DNA’larından bile teşhis edilemediği için kaç kişinin orada katledildiğini bile bilemedik. Geri kalanlar sonra kimsesizler mezarlığına götürüldü, Cizre’de defnedildi. Yakıldılar. Hitler’in gaz odalarından, fırınlarından, 1940’lardan söz etmiyorum. 2015’te Cizre’de oldu” demişti.

“Cizre bodrumlarında yaşananları nereye kadar saklayacak bu ülke?” diye soran Demirtaş, şunları söylemişti:

“Daha onun davaları başlamadı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hakaretten dava açtılar benimle ilgili Cizre meselesinde. Çocuk katilisiniz, sivil insanlar bodrumlarda yakıldığı dediğim için hakaret dosyaları açıldı. Orada daha kapsamlı savunma yapıp Cizre ile ilgili delillerimizi sunacağız. Ama bilin ki aralarında küçük bir grup silahlı kişilerin de olduğu, sayılarını bilemiyorum ama çoğunun silahsız olduğu 120’ye yakın Cizre’de iki ayrı apartmanın bodrumuna sıkıştırılacak şekilde operasyon alanı daraltıla daraltıla getirildiler ve o insanlar oradan bizi aradılar telefonla. Ses kayıtlarının tamamı bizdedir.

O dönem milletvekillerimiz bakanlıkla görüştürdü, Sağlık Bakanlığı ile, İçişleri Bakanlığı ile, müsteşarla.. Bakanın kendisi ile telekonferans yaptırdık. Oradaki gençler diyorlardı ki biz buradan çıkmak istiyoruz, biz silahsızız ama başımızı çıkardığımız anda ateş ediyorlar. Biz de bakanlıkla görüşüyorduk diyorduk ki ateşi durdurun ki çıkabilsinler. Bakanlık saatlerce uğraşıp bize dönüyordu, tamam diyordu, çıkabilirler. Aradan yarım saat geçmiyordu arıyorlardı diyorlardı ki çıkmayı denedik, çok yoğun ateş altına aldılar bizi. Yani oradaki güvenlik bürokrasisi ne bakanlığı takıyordu, ne hükümeti ne devleti. Devlet de hükümet de biziz diyordu. Bunları bizim elimizden canlı olarak almak isteyen varsa onlar da terörist diyordu.

Efkan Ala’nın açıklamaları var. Daha önce Meclis Darbe Komisyonu’na verdiği ifadeleri burada okumuştum. Aynen şunu diyordu; ‘Oralarda bizim kontrolümüz dışında olan güçlerin olduğu anlaşılıyor.’ Ne yaptılar biliyor musunuz? Günlerce o gençler orada sıkıştırıldılar. Suları bitti, yiyecekleri bitti. Açlıkla, susuzlukla önce terbiye etmek istediler. Canlı yayınlara bağlandılar, televizyonlardan yardım istediler. 120 kişi. En son hepsini yaktılar orada, yaktılar. Ben gittim gözlerimde sonradan gördüm, küllerini gördüm. DNA’larından bile teşhis edilemediği için kaç kişinin orada katledildiğini bile bilemedik. Geri kalanlar sonra kimsesizler mezarlığına götürüldü, Cizre’de defnedildi. Yakıldılar.

Hitler’in gaz odalarından, fırınlarından, 1940’lardan söz etmiyorum. 2015’te Cizre’de oldu bu ve siz bizi bu açıklamalardan dolayı terör örgütü yönetmekten dolayı yargılıyorsunuz.”

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında ilçe giriş-çıkışlara kapatıldı, telefon, internet ve elektrik hatları kesildi. 79 gün boyunca süren yasaklarda 288 kişi yaşamını yitirdi.

177 kişi ise 7 Şubat 2016’da sığındıkları bodrumlarda öldürüldü. Cizre bodrumlarında yaşanan katliamın üzerinden beş yıl geçti ancak ne 14 cenazeye ulaşılabildi ne de ölümlere ilişkin tek bir kişi hakkında soruşturma açıldı.

İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre 177 kişi sığındıkları evlerin bodrum katlarında 7 Şubat 2016 günü katledildi. Hazırlanan raporlarda, bodrumlarda can veren insanların önce ateşli silahlarla öldürüldüğü ardından yakıldığı bilgileri yer aldı.

Bu bodrumlarda hayatını kaybeden 14 kişiye ait cenazelere ulaşılamadı.

Ailelerin cenazelerine ulaşamadığı bu 14 kişinin isimleri şunlar: “Feride Yıldız, Mardin Çelebi, Hacer Aslan, Osman Gökhan, Hüseyin Derviş, Servet Aslan, İdris Susin, Ali Aslan, Cemal Pürlek, Emrah Aşkan, Osman Esmeray, Mustafa Keçanlu, Emrah Aşkın ve Sakine Durmiş.”

HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, 29 Ocak’ta Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın da içinde bulunduğu bir Kriz Koordinasyon Merkezi kurulduğunu söylemiş, o gün yaralıları almaya en yakın gün olunduğu söylemişti. Beştaş, daha sonra yaralılarla yapılan görüşmelere ilişkin ses kayıtlarını paylaşmıştı:

Yaralılar arasında bulunan DBP PM üyesi Mehmet Yavuzer ile Meral Danış Beştaş arasında yapılan görüşmelere ait dört ayrı ses kaydında yer alan ifadeler şöyleydi:

“Beştaş: Şu anda ambulansı takip ediyoruz. Yolda, ulaşsın sizi arayacağız.

Yavuzer: Burada herhangi bir ses yok. Bilginiz olsun hiçbir ses yok.

Beştaş: Tamam.

İkinci görüşmede geçen diyalogda ise Beştaş, telefonun diğer ucundaki yaralıya ‘Şimdi Bakanlık ile görüştük. Her birimiz bir telefonda olacağız. Siz hazırlıklarınızı yapın şu anda oraya geldiler ama biz sizi arayınca çıkacaksınız’ diyor.

Ardından yapılan 3’üncü görüşmede ise Beştaş ve Yavuzer arasında geçen diyalog şöyle:

Beştaş: Polislerin sesi kesildi. Buradadır koridordadır. Hemen sizin çıkacağınız kapının önündeler.

Yavuzer: Evet içerideler. Belki sizin sesinizi de duyuyorlar. İçişleri Bakanı yanınızda mı?

Beştaş: Şu anda o telefonun…

Tam da bu sırada görüşmenin 26’ıncı saniyesinde patlama ve silah sesleri ile çığlıklar telefonun diğer ucundan yoğun bir şekilde geliyor ve konuşma kesiliyor. Bu sırada yaralıların bulunduğu noktaya doğru ateş açıldığına dair sesler de görüşmeye yansıyor.

Paylaşılan son ses kaydında ise geçen diyalog şu şekilde:

Karşıdaki ses: Ben dinliyorum kulaklarım kötü

Beştaş: Sesimi alıyorsunuz

X kişi: Çok az alıyorum.

Beştaş: Oradan çıkabilecek durumda değilseniz başka bir formül bulmamız lazım.

X kişi: Enkaz altındayız. Ben nasıl anlatayım ya

Beştaş: Tamam tamam çıkabilecek durum değilsiniz yani.

X şahıs: Enkaz altındayız enkaz.

Beştaş: Tamam telefon açık kalsın.”

Bu görüşmelerin ardından yaralılarla irtibat kesilmişti.

Bodrum katlarında hayatını kaybedenlerden biri de Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’tu. Cizre’de defnedilmesine izin verilmeyen Tunç’un cenazesi Şırnak’ta toprağa verilmişti.

Mehmet Tunç’un eşi Zeynep Tunç, sokağa çıkma yasağının yedinci gününde su depoları patlatıldığı için evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Yeni Yaşam’a konuşan  Zeynep Tunç, sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Gittiğimiz o mahalle de tanklarla vuruluyordu. Günlerce, haftalarca elektriksiz ve aç kaldık. Artık çocuklarımızın psikolojisi bozulmuştu. Mehmet’in annesi, çocukları alıp Cizre’den çıkmamı istedi. O esnada çıkmak istemiyordum ama çocuklarımdan kaynaklı çıkmak zorunda kaldım. Fakat Mehmet’e Cizre’den çıktığımı söylemedim. Nasıl olduysa hissetti tam çıkacağım gün beni telefonla aradı ve ‘neredesiniz?’ diye sordu. Ben de ona; ‘Çocukları alıp, Şırnak’a geçiyoruz’ dedim. O gün Cizre’den çıktığım için kendimi hiç affetmedim. Mehmet ne zaman televizyona bağlansa, onun yaşadığını öğreniyordum ve mutlu oluyordum. Cizre’deydik ama elimizden hiçbir şey gelmiyordu ve onları kurtaramadık.”

HDP’nin cezaevinde olan eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş daha önce bir mahkeme savunmasında Cizre bodrumlarına yaşanan katliama dikkat çekmiş, “Ne yaptılar biliyor musunuz? Günlerce o gençler orada sıkıştırıldılar. Suları bitti, yiyecekleri bitti. Açlıkla, susuzlukla önce terbiye etmek istediler. Canlı yayınlara bağlandılar, televizyonlardan yardım istediler. 120 kişi. En son hepsini yaktılar orada, yaktılar. Ben gittim gözlerimde sonradan gördüm, küllerini gördüm. DNA’larından bile teşhis edilemediği için kaç kişinin orada katledildiğini bile bilemedik. Geri kalanlar sonra kimsesizler mezarlığına götürüldü, Cizre’de defnedildi. Yakıldılar. Hitler’in gaz odalarından, fırınlarından, 1940’lardan söz etmiyorum. 2015’te Cizre’de oldu” demişti.

“Cizre bodrumlarında yaşananları nereye kadar saklayacak bu ülke?” diye soran Demirtaş, şunları söylemişti:

“Daha onun davaları başlamadı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hakaretten dava açtılar benimle ilgili Cizre meselesinde. Çocuk katilisiniz, sivil insanlar bodrumlarda yakıldığı dediğim için hakaret dosyaları açıldı. Orada daha kapsamlı savunma yapıp Cizre ile ilgili delillerimizi sunacağız. Ama bilin ki aralarında küçük bir grup silahlı kişilerin de olduğu, sayılarını bilemiyorum ama çoğunun silahsız olduğu 120’ye yakın Cizre’de iki ayrı apartmanın bodrumuna sıkıştırılacak şekilde operasyon alanı daraltıla daraltıla getirildiler ve o insanlar oradan bizi aradılar telefonla. Ses kayıtlarının tamamı bizdedir.

O dönem milletvekillerimiz bakanlıkla görüştürdü, Sağlık Bakanlığı ile, İçişleri Bakanlığı ile, müsteşarla.. Bakanın kendisi ile telekonferans yaptırdık. Oradaki gençler diyorlardı ki biz buradan çıkmak istiyoruz, biz silahsızız ama başımızı çıkardığımız anda ateş ediyorlar. Biz de bakanlıkla görüşüyorduk diyorduk ki ateşi durdurun ki çıkabilsinler. Bakanlık saatlerce uğraşıp bize dönüyordu, tamam diyordu, çıkabilirler. Aradan yarım saat geçmiyordu arıyorlardı diyorlardı ki çıkmayı denedik, çok yoğun ateş altına aldılar bizi. Yani oradaki güvenlik bürokrasisi ne bakanlığı takıyordu, ne hükümeti ne devleti. Devlet de hükümet de biziz diyordu. Bunları bizim elimizden canlı olarak almak isteyen varsa onlar da terörist diyordu.

Efkan Ala’nın açıklamaları var. Daha önce Meclis Darbe Komisyonu’na verdiği ifadeleri burada okumuştum. Aynen şunu diyordu; ‘Oralarda bizim kontrolümüz dışında olan güçlerin olduğu anlaşılıyor.’ Ne yaptılar biliyor musunuz? Günlerce o gençler orada sıkıştırıldılar. Suları bitti, yiyecekleri bitti. Açlıkla, susuzlukla önce terbiye etmek istediler. Canlı yayınlara bağlandılar, televizyonlardan yardım istediler. 120 kişi. En son hepsini yaktılar orada, yaktılar. Ben gittim gözlerimde sonradan gördüm, küllerini gördüm. DNA’larından bile teşhis edilemediği için kaç kişinin orada katledildiğini bile bilemedik. Geri kalanlar sonra kimsesizler mezarlığına götürüldü, Cizre’de defnedildi. Yakıldılar.

Hitler’in gaz odalarından, fırınlarından, 1940’lardan söz etmiyorum. 2015’te Cizre’de oldu bu ve siz bizi bu açıklamalardan dolayı terör örgütü yönetmekten dolayı yargılıyorsunuz.”

Bugünden