Bozan Aksoy yazdı: “Ya Melek-i Tavus, sen bizleri bu yangını çıkaran vahşilerden uzak tut”

Haberi Paylaş

Aralık 2010 senesinde, Tunus’ta seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin güvenlik güçlerinden gördüğü kötü muameleyi protesto etmek için bedenini ateşe vermesi ile Mağripten Levant’a kadar bütün bölgeye protestolar yayıldı. Başta batı basını olmak üzere demokrat, liberal aydınlar bu protestolara Arap baharı ismini verdiler.

Bozan Aksoy

İş bulamadığı için seyyar satıcılık yapan bir işçinin bedenini ateşe vermesi yıllardır baskıcı rejimlerin hüküm sürdüğü Arap coğrafyasını ateş topuna çevirdi. Tunus, Libya, Mısır sonrasında Suriye de sokak gösterileri ile birlikte silah sesleri yükselmeye başladı. Arap coğrafyasında bahar beklenirken dünyanın farklı çatışma alanlarında bulunan radikal İslamcılara gün doğuyordu. Afganistan’dan Kafkaslara Irak’tan Çin’e kadar radikal İslamcı örgütler ve El kaide benzeri örgütlerin yeni adresi protestoların yaşandığı ülkeler oldu. Bir anda çok geniş bir coğrafyada hayal edemedikleri silah ve paraya ulaşmayı başardılar.

Suriye Kürtleri çatışmaların başlaması ile yaşadıkları şehirlerde ilk başlarda uzak dursa da, radikal İslamcı örgütlerin bölgelerine girmesi ile kısa sürede çatışmanın tarafı oldu.İç savaşla birlikte zeytin cenneti Afrin’den IKBY’nin (Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi) başkenti Erbil’e kadar bütün bölge ateş çemberine düştü.

Uzun yıllar süren kuraklık bitmek bilmeyen baskıcı rejimler yetmiyormuş gibi iç savaşla birlikte yerlerinden yurtlarından göç etmek zorunda kalan milyonlarca insan açlık ve susuzlukla mücadele ediyordu.İslamcı örgütler ile Beşar Esad rejimi arasında süren iç savaşın üçüncü yılında Kürtlerin yaşadığı şehirleri de aldılar. Eylül 2013’te Halk Savunma Birlikleri (YPG) öncülüğünde Kürtlerin yaşadığı Kuzey Suriye-Rojava’nın Serekaniye ilçesi radikal İslamcı IŞİD örgütünden temizlendi. Kürt bölgesi için milat sayılan Serekaniye savaşı sonrası, IŞİD ve benzeri radikal İslamcı örgütler bölgedeki Hristiyan ve Ezidi dinine inanan Kürtleri hedef almaya başladı.

Serekaniye ilçesine bağlı Ezidi köyleri, Tileliye ve Temade mezrasına yapılan saldırıda 7’si çocuk, 4’ü kadın 15 kişinin katledilmesi ile çatışmalar korkunç boyutlara ulaştı.

Batı basının Arap baharı dediği süreç büyük umutlarla başlamış baskı ve yoksulluk içindeki halkın uyanış, özgürlük mucizesine ilk adım, olamayacak gibi duran bir şeyin oluşu gibi heyecan yaratan ne varsa kanlı sürecin içinde kaybolup gidiyordu, bahar demek Rojava ’da kurak geçen yılların ardından gelen kuş sesidir. Düzlüklerde papatya, gelincik, çayır, baskı ile yasaklanan anadile vurulan zincirlerin kırılmasıdır. Oysa özgür Suriye sloganı ile yola çıkanlar muktedirleri devirmeden korkunç silahlarını mazlumların üzerine doğrultmuş her şeyi cehenneme çevirmişti.

Bu katliam ne ilk olacaktı nede son olacaktı. Yaşanan vahşet her geçen gün daha da arttı. Gayrimüslim halk arasında panik ve göç başladı. Serekaniye’den yaklaşık 10 ay sonra IŞİD Musul şehir merkezine girdi.  Bir ay sonra 2014’ün 3 Ağustos gecesi Ezidi Kürtlerin yaşadığı Sincar (Şengal) bölgesindeki köylere saldırdılar. Arap baharı bir yaz gecesi Şengal çevresindeki köyleri ateşe vererek cehennemin adı oluyordu. On binlerce insanı uykuda yakalamışlardı sorgusuz sualsiz yakaladıkları bütün erkekleri öldürdüler, kadın ve çocukları esir aldılar.

Ezidi Kürtlerin 74 ferman dedikleri kanlı katliamdan kaçan yüz binlerce insan kurtuluşu Şengal Dağı’na kaçmakta buldu. Ezidi Kürtlerin tarihinde kurtulmanın adı olan Şengal dağında su ve ekmek yoktu, can pazarı başlamıştı. Dağda saklandıkları 7’nci gününü sonunda kurtarma birlikleri sayesinde güvenli koridor oluşturularak Rojava’daki kamplara yerleştirildiler. IŞİD acımasız saldırılarını sürdürüyordu. Rakka’dan Musul şehir merkezine kadar, çok büyük bir alanı hâkimiyeti altına alan ve yöneten örgüt, Ezidi kadınlarını şehir meydanlarında kurduğu esir pazarlarında satıyordu. 11 yaşından küçük erkek çocuklarını denetimindeki kamplarda selefi İslami eğitim eşliğinde intihar bombacısı olarak yetiştiriyordu.

Kobani savaşından sonra psikolojik olarak gerilemeye başlayan IŞİD 4 yıl sürecek uzun bir savaşın sonucunda hâkim olduğu bütün topraklardan sökülüp atıldı. Kurtarılan her toprak parçasında Ezidi çocuklar ve kadınlar özgürlüğe kavuşuyordu.

Rakka’daki bir köyden kurtarılan 4 çocuğun amcalarından başka kimsesi kalmamıştı. Çocuklar amcalarına teslim edildi. Birlikte kaldıkları ilk gece çocuklar amcalarını Müslüman olmadığı için kesmeye kalkışmış, amca canını zor kurtarmış. O günlerde olayı duyan Ezidi Şeyhi Hasan çocuklarla görüşmeye gider, çocuklarla konuştuğunda acı gerçeği de öğrenir. IŞİD çocukları sıkı İslami eğitimden geçirip adeta beyinlerini yıkanmıştır, bu çocuklar potansiyel tehlike haline gelmiştir. O günlerde Şeyh Hasan ve Ezidi dini önde gelenleri, kimsesiz kalmış bu çocukları daha güvenli bir eğitimden geçirmek için “Kütüphaxana Kaniya Sipî”(Beyaz Çeşme Kütüphanesi) okulunu kurmaya karar verir. Şeyh hasan Ezidi dininde önemli bir aileye mensuptur, kurduğu okulda çok kısa sürede IŞİD örgütünün kimsesiz bıraktığı kız ve erkek çocuklarının sayısı 700’ü bulur. Çocuklarla geceli gündüzlü uğraşırken, fırsat buldukça erkeklerin topluca katledilip gömüldüğü mezarları arar. 2018 sonbaharında buğday ekimi yapan bir köylü traktörle sürdüğü tarlada insan kemiklerine rastlar. Şeyh Hasan ve arkadaşları bölgeyi taradıklarında topluca katledilen insanların gömüldüğü büyük bir mezar keşfederler, toprak altında onlarca insanın kemikleri vardır. Yağışların olması ve kışın sert geçmesinden dolayı, toplu mezarın etrafını çitle çevirip bırakırlar. 7 yıldır süren kuraklık bu kış yerini yağışlı bir mevsime bırakmıştır, öyle ki yedi yıldır ekilemeyen birçok arazi ekilmeye başlanır. Yağışlar tüm kış ve bahar aylarında da devam eder. Yaşlı Ezidiler yedinci yılın sonunda gelen bu bereketi “Ezidi dininde kutsal Melek-i Tavus bereketi” olarak insanlara mükâfat olduğunu söylediler.

Şeyh Hasan kurduğu okulda IŞİD örgütünün kimsesiz bıraktığı yetim çocukları eğitirken, diğer yandan yıllar sonra gelen yağışlarla bereketli toprakların bölgede yaşayan halka getireceği refaha seviniyordu. Şeyh Hasan ve arkadaşlarının okulunda “Ezidi” dininin öğretileri dışında temel insan hakları konusunda da eğitim veriliyordu. Yaşanan onca vahşete rağmen Şeyh Hasan yetim çocukların doğayı, insanı ve hayvanları sevip korumaları için elinden gelen her şeyi yapıyordu. IŞİD’in yıllarca insanlıktan uzaklaştırdığı çocukların “Kütüpxana Kaniya Sipi” okulunda yeniden hayata tutunmaları, şiddet sarmalından kurtulup birey olarak ayakta durmalarına büyük önem veriyordu. Aradan geçen üç yılda çok yol aldılar. Selefi düşünce ile ruhları kirletilmiş çocuklar, baharla birlikte kendilerine daha bir güven duyuyorlardı.

Newrozla birlikte Rojava’dan Şengal’e kadar her yer yemyeşil olmuştu. Yaşları küçük çocuklar böyle yeşil bir baharı ilk defa görüyordu. Buğday tarlaları bereketli başaklarını Şengal’den esen serin esintiye bırakırken insanların içi sevinçle dolmuştu. Herkes bereketli buğday hasadını beklemekteydi. Şeyh Hasan mezarda yapılacak kazı çalışmasını ekinlere zarar vermesin diye hasat sonrasına bırakmıştı.

Nisan ayının ilk çarşambası Kadim Ezidi inancının “Çarşema Sor, (Kızıl Çarşamba Bayramı) diğer adıyla Çarşema Sere Nisane, Ezidi halkının kültürel-toplumsal hafızasında, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul ettiği ve yeni yılın ilk günü Çarşema Sor, hem evrenin hem de dünyamızın maya tuttuğu gün olarak kutlanır. Evrenin maya tutmasıyla oluşan kutsal toprağın bereketle buluştuğu gün olarak da kabul edilir. Çarşema Sor, her yıl tekrarlanan bu kutsal doğumla beraber yeryüzünde mutlak iyinin egemen olduğunu, Tanrı’nın bütün kötülükleri bitirip yerine güzelliği inşa ettiği güne denk gelmektedir. Bu karakterinden dolayı, IŞİD saldırılarının başladığı 73. Ferman denilen vahşet sonrasında kutlanan Çarşema Sor Bayramlarında, IŞİD’in elinde halen esir tutulan kadınlar ve çocukların özgürleşmesi, insanlık düşmanı Selefist barbarların yaptıkları vahşet anılır, acılar tazelenirdi.

Bu sene bereketli bir yıl, yıllar sonra rengârenk boyalarla süslenen yumurtaların içi yendikten sonra kabukları bereketli buğday tarlalarına sevinçle bırakılmıştı. Geride kalan yetimler kimsesiz yaşlılar bu sene daha bir umutluydu. Şeyh Hasan ve arkadaşları buğday hasadının başlayacağı haziran başında, sadece hayırseverlerin göndereceği yardım malzemelerinin teslim alınması için okulu açık bırakmışlardı. Yedi yüz yetim çocuğa üç öğün yemek vermek kolay değildi. Bereketli hasat mevsimi umudun yeniden yeşermesi, doğa ananın yeniden canlanması Ezidilerin kutsal “Ezidxan” dedikleri kadim topraklarda köklere yeniden sarılmanın adı olmuştu. Yaşlılar ovadaki buğday tarlalarına bakıp Melek-i Tavus’a dualarını kabul etiği için şükrediyorlardı.

Yıllardır vahşetten uzaklaşmak için ana vatanından uzaklaştırılarak göç yollarına düşürülen, çadır kentlerde insanlık dışı koşullarda yaşayan binlerce Ezidi bu sene topraklarına geri dönebileceği inancını yaşıyordu. Bu seneki bolluk bereket insanların daha umutlu olmasına vesile olmuştu. Birçok çiftçi ilk hasadını kutsal “Laleş” tapınağına göndermek için sabırsızlanıyordu. Mülteci kamplarında akrabaları olanlar geri dönüş için hazırlık yapıyordu. Baharda yağan yağmurlar Ezidilerin hayatına adeta sihirli bir dokunuş oldu. Haziran başında kutsal Şengal Dağı yem yeşildi, otlar taşlar altında kalan insan kemikleri üzerine yükselse de umutla bakmaktan başka çare yoktu.

Şeyh Hasan okuldaki işleri arkadaşlarına bırakmış, toplu mezarın olduğu tarla sahibi ile görüşmeye gitmişti. Görüşmenin amacı buğday ekili olan tarlanın hasadından hemen sonra toplu mezarda çalışmalara başlamaktı. Bir kere daha buğday tarlasının yanında arabasını durdurdu. Buğulu gözlerle buğday başaklarına baktı, derinden bir acı bütün bedenini kapladı. Ezidi pirlerinin şu sözünü hatırladı “Derler ki insanların barış içinde yaşadığı her yıl bereketli bir yıl olacaktır.” Buğday hasadının başlayacağı hafta, haber ajanslarından Afrin’de ekili alanlarda yangın çıktığını haber veriliyordu. İlk günün ardından Kobani den aynı haberler gelmeye başladı. Üçüncü gün neredeyse tüm Rojava bölgesinde bulunan ekili alanlar ateşler içinde kalmıştı.  Çiftçiler korku ile Şengal’de hasat gününü beklerken, gündüz vakti dumanlar yükselmeye başladı. Rojava’dan Şengal’e, Şengal’den Xaneqin’e kadar bütün bölgelerdeki ekili alanlarda başlayan yangınları söndürmek için canla başla çabalıyorlardı. Bölgede yaşayan Kürtler bereketli hasat mevsimini sevinçle beklerken, her şeyin gündüz vakti çıkan yangınlarla kül olması herkes gibi Şeyh Hasan’ı da derinden üzmüştü.

Daha da üzücü olan, toplu mezarın olduğu tarlada yangının başlaması oldu. Yangını söndürmeyi başaramadılar, yorgun bir halde arkadaşları ile tarlanın başına çömeldi. Yangın her şeyi kül etmişti. Yanmış buğday başakları arasında kavrulmuş kuş yavrusunu avucuna alan Şeyh Hasan batan güneşe bakarak,

“Ya Melek-i Tavus, sen bizleri bu yangını çıkaran vahşilerden uzak tut”.

İnsanlıktan nasibini alamayanlar, bereketli buğday tarlalarını ateşe vererek bölgede yaşayan insanları cezalandırmıştı. Şeyh Hasan bütün bu olup bitenlere karşı okuldaki Ezidi yetimlere şöyle dedi.

“Biz insan olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz”

@iznews agency

Haberi Paylaş