Bozan Aksoy yazdı | Sincar (Şengal) 21.Yüzyılın en ağır trajedisi

Ezidi dininin merkezi Laleş vadisinde, hummalı bir çalışma vardı. Altı ay önce vefat eden Ezidi Miri Tahsin Beyin yerine vekâlet eden oğlu, Ezidilerin “Cejna Çile Havinê” dedikleri bayramın arifesinde Mir Hazım için düzenlenen tören başlamak üzeredir. Mir Hazım diğer din adamları ile birlikte 40 günlük yaz orucunu tutuyor. 40 günlük orucun sonunda bayram var. Bu bayram Ezidiler için herzamankinden biraz daha heyecanlı olacak. Yeni ruhani lider tapınakta yemin edecek, resmi anlamda seçilmiş Mir olarak ilk açıklamasını “Lalêş’a Nurani’nin” kapısında yapacak. Törende Barzan bölgesinden gelenler arasında 36 yıl önce babası katledilen Bırindar da var. Kendisi İslam dinine inanıyor. Bugün Ezidi kardeşleriyle dayanışma için burada. Törenden sonra Şeyhan’da İşid vahşetinden kurtarılan ezidi yetimlerin bulunduğu “Qutupxa Kaniya Sipi” okulunu ziyaret edecek.

Sincar (Şengal) katliamının beşinci yılında, yüzlerce kadın ve çocuk İŞİD’in esaretinden kurtarılmayı bekliyor. Yeni seçilecek Mir Hazım, babası Mir Tahsin’in 1944 yılında 11 yaşında iken, üstlendiği görevi resmi anlamda devralacak.

Mir Tahsin, 75 yıl boyunca Ezidi dininin dünyadaki ruhani lideri olarak çalıştı. Şimdi 1963 doğumlu oğlu Mir Hazım yoğun eleştiriler içinde babasının yerine seçilecek.

Sincar (Şengal) katliamı Ezidiler arasında birçok tartışmayı gün yüzüne çıkardı. Bölgedeki her devlet, her örgüt, kendi istekleri doğrultusunda bir Mir seçilmesini istiyor. Vadinin içinde sessiz bekleyiş sürerken, Kutsal Laleş tapınağının kapısından ilk çıkan yeni Mir oluyor. Tapınağın avlusunda bulunan insanlar heyecanla ayağa kalkıyor.

 Yeni Mir Konuşmasına

Şengal’de Ezidi Kürtlere yardım eden herkese teşekkür ederek başlıyor.

“Irak Kürdistan bölgesel hükümeti Ezidiler için elinden geleni yaptı. Fakat Irak hükümeti hiçbir şey yapmadı. Ezidiler arasında ayrımcılık yapmayacağım, halkıma hizmet edeceğime ve vatanıma bağlı kalacağıma dair ettiğim yemini her zaman hatırlayacağım. Ezidi Yüksek Meclisi kuracağız, Ezidi toplumunun sorunlarını çözmek için Kürdistan Bölgesi hükümeti ve Irak hükümetleri ile var gücüm ile çalışacağım. Ezdi toplumunun işleri sadece Mir ve Ruhani Meclisi üzerinden yürütülemez. 120 kişiden oluşan bir meclis olmalı, bir parlamento gibi çalışmalıdır. Bu meclisin üyeleri dünyanın her tarafında yaşayan Ezdilerden olmalı. Ezdilerin yüzde 80’i Güney Kürdistan’da. Bununla birlikte Türkiye, Suriye, Ermenistan ve diğer ülkelerdeki Ezdilerin de 5-6 temsilcisi olmalı” dedi.

“Irak Kürdistan Bölgesi hükümeti ve halkı bizim için ellerinden geleni yaptı. Teşekkür ediyoruz. Irak hükümeti ise bir şey yapmadı. Biz Şengal konusunda Bağdat’ın Hewler’e anlayış göstermesini bekliyoruz. Şengal Vilayet olursa bir daha felaket yaşamayız. Bu doğrultuda Irak Anayasası’nın 140’ıncı Maddesi’nin uygulanmasını talep ediyoruz”.

Kutsal Laleş tapınağının kapısında Ezidi kadınların çektiği tilililer vadide yankılanırken aykırı sesler de yok değildi. Mir Hazım ilk açıklaması ile Ezidi toplumunu Kürt bölgesel yönetiminden uzaklaştırmak isteyenlere karşı net bir mesaj veriyordu. Bırindar bu konuşmayı heyecanla dinledi yanındaki arkadaşına şöyle dedi.

“Mir Hazım babasının izinde, umarım eski Mirin ilerisine geçmeyi başarır.”

Kalabalığın içinde çalan cep telefonuna kısık bir sesle” yola çıkıyorum” dedi. Arkadaşının şaşkın bakışları arasında üzgün bir ifade ile “ daha sonra Qutupxana Kaniya Sipi okulunu mutlaka ziyarete geleceğim” izin isteyip tapınak merkezinin çıkışına yöneldi.

Kutsal vadinin içinde ayakkabı ile dolaşılmadığı için, vadinin girişinde bıraktığı ayakkabılarını görevlinin yardımı ile bulup arabasına bindi. Erbil şehir girişinde birlikte Bağdat’a gideceği yol arkadaşları kendisini bekliyordu. Arabasını güvenli bir yere park edip minibüse bindi.

Akşama Bağdat’a varmaları gerek. Bağdat’a doğru ilerledikçe güneşte kavrulan otlar sıcak rüzgârda savruluyordu. Uzaklardan yükselen toz bulutu aniden kayboldu.

Yaşlı annesini düşündü. Siyahlar içinde günden güne çökmüş gözlerini anımsadı. Kapalı arabada içi geçti, camı açtığında kavurucu rüzgâr yüzünü yaktı. Annesi diğer Barzan kadınları gibi 36 yıldır yas tutuyordu. Dile kolay 36 yıl!  Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar uzun süre yas tutan başka kadınlar var mıydı ki? Arkadaşının uyarısı ile usulca camı kapattı. Arabanın kliması olmasa sıcaktan pişebilirlerdi. Bağdat’a vardıklarında karanlık çökmek üzereydi. Geceyi devlet konuk evi yerine bir akrabasının evinde geçirdi. Sabaha kadar gözlerine uyku girmedi.

Sabah erkenden yola çıktılar.  Güneş Kerbela yakınlarında doğdu. Gözlerini kapattı. 36 yıl önce 8 bin Berzan erkeği bu yoldan çöle getirilmişti, kim bilir nasıl katledilmişlerdi?   1400 yıl önce İslam’ın ilk zamanlarına gitti. Katledilen 70 Müslüman 1400 yıldır unutulmayan, unutturulmayan Kerbela şehitleri…

 Son yıllarda Barzan kadınlarına yası bırakmalarını söyleyen insanları öfkesi kabardı.  Sonsuz gökyüzüne baktı. Arkadaşı kendisine su şişesini uzatmasa, susadığının farkında olmayacaktı.

Kum tepeleri göründüğünde kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Temmuz sıcağında 10 ila 70 yaş arasındaki erkeklerin asker zoru ile kamyonlara bindirilip götürülmesini hayal meyal anımsadı.

Çöl kumları üzerinde patinaj yaparak ilerleyen arabada Kur’an –ı kerim’in Enfal süresini hatırladı. 1983-1989 yılları arasında 182 bin Kürt’ün katledildiği operasyona isim olmuştu “Enfal” suresi.

Müslümanların neden sessiz kaldığını, neden tepki göstermediğini düşünürken araba durdu. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi, bacaklarında derman kalmamıştı, arabadan inmek istemedi, annesine verdiği söz aklına geldi…

 “Anne, babamı mutlaka bulacağım”

Bir süre arabadan inenleri izledi. Kimseden ses çıkmıyordu. Çölün kavurucu sıcağını hissetmiyordu. 36 yıl önce Barzan erkekleri sıcak bir yaz gününde silah zoruyla kamyonlara bindirilip buralara getirilmişlerdi. Kumların arasında görünen elbise ve insan kemiklerine baktı. Çöl kumları arasında 36 yıl…

Gözyaşlarını içine akıttı. 36 yılda bitmeyen yas, 36 yıl sonra Barzan erkeklerinin canlı gömüldüğü çöl toprağı. Elleriyle kumları kenara çekti. Birbirine sarılmış kemiklere daha fazla bakamadı.

“Görün işte… Ben utancımla bugüne kadar saklayabildim, beni bu günahtan kurtarın” diye yalvarıyordu çöl kumları.

Kumların içinde elbiseler ilk günkü gibi duruyordu.

2019 Temmuz, günlerden Çarşamba, annesi her hafta yaptığı gibi yine Barzan şehitler mezarlığında babası ve diğer şehitler için dua okuyordur. Bir an eli cep telefonuna gitti, annesini aramak istedi. Kumların içindeki elbiselere baktı annesinin odasında asılı duran babasının fotoğrafını hatırladı…

Bugüne kadar yüzlerce toplu mezar bulunmuştu kayıp binlerce toplu mezarı aramaya devam edeceklerdi. Ta ki Enfal soykırımında katledilen insanları kendi topraklarına götürene kadar.

Kızgın kumların arasında 12-13 yaşında bir çocuğun elbiselerine baktı.  Sarıldığı babası mı, amcası mı? Belki de, korkusuzca nefesini tutmuştu, kumlar üzerine atılırken.

Sonra Ezidi çocukları düşündü. Şeyh Hasan Ali ve 6 arkadaşının bin bir zorlukla kurduğu okulu. Okula yardım etmeyen Kürt hükümetini… Usulca kumların üzerine çöktü.

Barzan kadınlarının çektiği zorluklar, Şengal’de katledilen erkekler. Saddam Hüseyin 10 yaşın altındaki erkek çocuklarını ve kadınlarla birlikte toplama kamplarına hapsetmişti. İŞİD ise 10 yaşın üstündeki bütün erkekleri vahşice katletmiş cesetlerini ulu orta bırakmıştı. 10 yaşın altındaki erkek çocukları İŞİD kamplarında Müslümanlaştırılıp intihar bombacısı olarak yetiştirilirken, Ezidi kadınlar şehirlerde kurulan esir pazarlarında seks kölesi olarak satılmıştı.

Bütün bunları yapanlar kuran-ı kerimden ayetler okuyor İslam dinine uygun hareket ettiğini söylüyorlardı. Dünyanın geri kalan Müslümanları sessizce kimi yerde destekleyerek izliyordu.

Irak Şam İslam devletinin de (IŞİD) Saddam gibi başvurduğu Kur-an ayetleri vardı.

“Vemen yebteği gayra-l- İslami dinen felen yukbele minhu vehuve fil-ahirati mine-l hasirin”

31 Temmuz 1983 senesinde Barzan’ı yakıp yıkanlar “Enfal” suresi ile operasyon yaparken 03.08.2014 senesinde Şengal’e saldıranlar Ali İmran 85. Ayetle saldırmıştı.

Arap çölünde, Barzan şehitlerine ait toplu mezarın başında babasını düşünürken, dünyada yaşanan katliamları Bosnalı Müslümanlara dair yazılanları anımsadı…

“Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Aliya Izzetbegoviç bu sözleri Srebrenitsa katliamından sonra söylemişti. Srebrenitsa katliamın üzerine söylenen bu sözler katliamlar bir daha olmasın demekti. Müslümanlar yıllardır bu sözleri dillerinden düşürmüyordu. Kim bilir kaç milyon kere cami minberlerinde okunmuştu. Srebrenitsa katliamını yapanlar sonraki yıllarda uluslararası savaş mahkemelerinde yargılandı.  Birçoğu ceza aldı. Her yıl temmuz ayında hayatlarını kaybedenler için anma toplantıları yapılır.

İslam coğrafyasında Müslümanlara yapılan zulümlere karşı büyük bir duyarlılık vardır.

Oysa Srebrenitsa katliamından 12 yıl önce Müslüman Kürtlere karşı “Enfal” suresi ile soykırım yapıldı. 19 yıl sonra İslam coğrafyasının tam ortasında kendisine Irak Şam İslam devleti diyen cani örgüt Êzîdî dinine inanan Kürtlere karşı 03.08.2014 tarihinde yine Kuran-ı kerimin Ali İmran süresinin 85. Ayeti kullanılarak soykırım yaptı. Kadınlar esir pazarlarında satılırken küçük çocuklar katı Selefist İslami eğitimden geçirilerek zorla Müslüman yapıldı. Erkek çocuklarının çok azı kurtarılırken birçoğu örgüt tarafından intihar bombacı olarak kullanıldı.

Ezidi halkı üç gün, din adamları 40 gün yaz orucu tutuyor.  Orucun bitiminde “Cejna Çile Havînê” bayramını kutlanacak. 03.08.2014 günü İŞİD Şengal’e saldırarak büyük bir soykırım yaptı. Bugün soykırımın beşinci yıl dönümü… | iznews agency – Bozan Aksoy