6.7 C
İstanbul
Salı, Mart 2, 2021

Biden, dış politika önceliklerini belirlemeye hazırlanıyor

ABD ve uluslararası alanda yapılan değerlendirmeler, Joe Biden’ın Beyaz Saray’a çıkar çıkmaz dış politika gündemini hızla uygulamaya koyabileceği yönünde. Ancak ABD’nin Çin’in başını çektiği yükselen uluslararası güçlerle hummalı bir rekabete kilitlendiği bir zamanda Pekin meselesine öncelik verebileceği belirtiliyor.

Bazı kesimler dış politikanın öncelik olacağına ilişkin öngörüleri İran’a ilişkin tavır, Rusya ile süreç ve Çin ile ilişkilere bağlıyor olarak özetliyor. Rusya ile yürürlükteki tek nükleer anlaşma olan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) 5 yıl süreyle uzatmak için imzalaması beklenirken ABD’nin NATO’ya olan taahhütlerini teyit eden açıklamalar yapılabileceği kaydediliyor. Zira Başkan Donald Trump’ın seçimleri tekrar kazanması halinde söz konusu anlaşmayı terk etme olasılığına ilişkin şüpheler mevcuttu.

Yapılan bazı değerlendirmelerde Biden’ın Trump’ın ortaya koyduğu ‘Önce Amerika’ sloganını hızla feshedeceği ve dış ilişkileri yeniden temellendireceği öne sürülüyor. Diğer değerlendirmeler ise Biden’ın ister Çin ister Rusya isterse İran karşısında olsun daha geniş ve bağlayıcı sonuçlar elde etme amaçlı uluslararası bir fikir birliği oluşturmak için müttefiklerle açıklığı ve iş birliğini artırmaya dayalı farklı bir politika izleyeceği yönünde. Örneğin New York Times’ın Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Anthony Blinken’dan aktardığına göre Trump’ın anlaşmadan çekilmesine rağmen Biden’ın İran ile nükleer anlaşmaya dönüşü, başta topu ABD’den daha fazla sahaya atan Tahran’ın tavrı olmak üzere meydana gelen çok sayıda değişiklik ışığında, bazı kesimler tarafından mümkün görülmüyor. Bu ifadeler, anlaşmanın ‘hızlı ve kendiliğinden dönüşü’ beklentisinin geçerliliği hakkında soru işaretlerine neden oluyor.

Blinken, yaptığı açıklamada, “İran, anlaşmanın şartlarına uymama kararı alırsa müttefiklerden ve ortaklardan destek almak için çok daha güçlü bir konumda oluruz” dedi. Blinken’in ifadeleri, Trump yönetiminin anlaşmadan çekilmesinden sonra nükleer anlaşmayı uygulamaya geri dönmek için ABD’nin bir bedel ödemesi gerektiğini söyleyen Tahran’a yanıt olarak geldi.

Aynı şekilde Trump yönetiminin dayattığı baskılar, ayrıca Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin iradesi ve Tahran’ın desteklediği birçok grubu ve milisleri cezalandırma yönündeki ortak istekleri doğrultusundaki yaptırımlar ancak iki partinin uzlaşı sağladığı şartlar uyarınca uygulanabiliyor.

Biden’ın Rusya ile olan ilişkisine bakışı açısından büyük bir değişiklik mevcut. Söz konusu değişiklik, özellikle 2016 yılından bu yana ABD seçimlerine müdahalede bulunduğu iddiası doğrultusunda Rusya’nın yüksek bir bedel ödemeye zorlanacağına dair yapılan güçlü açıklamaların ardından ve ABD’nin istihbarat topluluğunun Rusya’nın Trump’ı tercih etmesine ilişkin değerlendirmesinden sonra görüldü.

Biden’ın Rusya’ya yönelik tavrı henüz belli olmasa da Blinken, konuya dair şunları söyledi:

“ABD, bir dizi meseleye sırtını döndüğünde ve başka bir ülke onu onun yerini değiştiğinde hatalardan ders almış olmalıydı. Her seferinde sonuç daha kötü oluyor. Daha fazla boşluk daha kötü olaylarla sonuçlanıyor.”

Rusya müdahalelerinden bağımsız olarak Obama yönetiminin ve ardından Trump’ın suçlamaları ortasında Kremlin’in Suriye, Libya ve Venezuela’ya, Türkiye ve İran ile ilişkilerinden Ukrayna’ya kadar birçok bölgesel dosyaya adının karıştığı malum. Çin meselesi ise Pekin’in uluslararası stratejisini yeniden gözden geçirmeye yönelttiği için Biden’ın gündemindeki en önemli konu olabilir. New York Times’ın Biden’ın ekibindeki yetkililerden aktardığına göre Obama yönetiminden bu yana Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in içerideki muhalefete darbe indirme hızı, 5G iletişim teknolojisini ve Bir Kuşak, Bir Yol girişimini kullanması ile ABD’nin etkisine meydan okumadaki hızı başlıklarında yetersizlik mevcuttu.

Asya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanı Yardımcısı Kurt M. Campbell ve Biden’ın ulusal güvenlik danışman yardımcısı Ely Ratner, 2018 yılında ‘Foreign Affairs’ dergisinde yayımlanan bir makalede “Çin ile diplomatik ve ticari ilişkiler, siyasi ve ekonomik açıklık getirmedi” ifadelerini kullandılar. ABD askeri gücü ve bölgesel denge, Pekin’in Washington önderliğindeki düzenin temel bileşenlerini ortadan kaldırmaya çalışmasına engel olamadı. Bu durum, bazılarının ‘Çin’i uluslararası hukuka uymaya zorlamak, bölgesel veya uluslararası düzeyde hegemonik hırslarını durdurmak, onu küresel ticaret yasalarına bağlamak, fikri mülkiyet hırsızlığını ve para biriminin manipülasyonunu durdurmak için’ uluslararası bir fikir birliği oluşturma girişimine dayandığını belirttiği yeni yaklaşımlar ortaya koyabilir.

Diğer yandan bazı kesimler ise bu hataların, eski Başkan Barack Obam’nın siyasal İslam hareketleriyle ilgili tavrının yanı sıra İran ve Rusya ile ilişkilerini değerlendirirken yürüttüğü diğer politikalar için de geçerli olduğu görüşünde.

ABD ve uluslararası alanda yapılan değerlendirmeler, Joe Biden’ın Beyaz Saray’a çıkar çıkmaz dış politika gündemini hızla uygulamaya koyabileceği yönünde. Ancak ABD’nin Çin’in başını çektiği yükselen uluslararası güçlerle hummalı bir rekabete kilitlendiği bir zamanda Pekin meselesine öncelik verebileceği belirtiliyor.

Bazı kesimler dış politikanın öncelik olacağına ilişkin öngörüleri İran’a ilişkin tavır, Rusya ile süreç ve Çin ile ilişkilere bağlıyor olarak özetliyor. Rusya ile yürürlükteki tek nükleer anlaşma olan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) 5 yıl süreyle uzatmak için imzalaması beklenirken ABD’nin NATO’ya olan taahhütlerini teyit eden açıklamalar yapılabileceği kaydediliyor. Zira Başkan Donald Trump’ın seçimleri tekrar kazanması halinde söz konusu anlaşmayı terk etme olasılığına ilişkin şüpheler mevcuttu.

Yapılan bazı değerlendirmelerde Biden’ın Trump’ın ortaya koyduğu ‘Önce Amerika’ sloganını hızla feshedeceği ve dış ilişkileri yeniden temellendireceği öne sürülüyor. Diğer değerlendirmeler ise Biden’ın ister Çin ister Rusya isterse İran karşısında olsun daha geniş ve bağlayıcı sonuçlar elde etme amaçlı uluslararası bir fikir birliği oluşturmak için müttefiklerle açıklığı ve iş birliğini artırmaya dayalı farklı bir politika izleyeceği yönünde. Örneğin New York Times’ın Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Anthony Blinken’dan aktardığına göre Trump’ın anlaşmadan çekilmesine rağmen Biden’ın İran ile nükleer anlaşmaya dönüşü, başta topu ABD’den daha fazla sahaya atan Tahran’ın tavrı olmak üzere meydana gelen çok sayıda değişiklik ışığında, bazı kesimler tarafından mümkün görülmüyor. Bu ifadeler, anlaşmanın ‘hızlı ve kendiliğinden dönüşü’ beklentisinin geçerliliği hakkında soru işaretlerine neden oluyor.

Blinken, yaptığı açıklamada, “İran, anlaşmanın şartlarına uymama kararı alırsa müttefiklerden ve ortaklardan destek almak için çok daha güçlü bir konumda oluruz” dedi. Blinken’in ifadeleri, Trump yönetiminin anlaşmadan çekilmesinden sonra nükleer anlaşmayı uygulamaya geri dönmek için ABD’nin bir bedel ödemesi gerektiğini söyleyen Tahran’a yanıt olarak geldi.

Aynı şekilde Trump yönetiminin dayattığı baskılar, ayrıca Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin iradesi ve Tahran’ın desteklediği birçok grubu ve milisleri cezalandırma yönündeki ortak istekleri doğrultusundaki yaptırımlar ancak iki partinin uzlaşı sağladığı şartlar uyarınca uygulanabiliyor.

Biden’ın Rusya ile olan ilişkisine bakışı açısından büyük bir değişiklik mevcut. Söz konusu değişiklik, özellikle 2016 yılından bu yana ABD seçimlerine müdahalede bulunduğu iddiası doğrultusunda Rusya’nın yüksek bir bedel ödemeye zorlanacağına dair yapılan güçlü açıklamaların ardından ve ABD’nin istihbarat topluluğunun Rusya’nın Trump’ı tercih etmesine ilişkin değerlendirmesinden sonra görüldü.

Biden’ın Rusya’ya yönelik tavrı henüz belli olmasa da Blinken, konuya dair şunları söyledi:

“ABD, bir dizi meseleye sırtını döndüğünde ve başka bir ülke onu onun yerini değiştiğinde hatalardan ders almış olmalıydı. Her seferinde sonuç daha kötü oluyor. Daha fazla boşluk daha kötü olaylarla sonuçlanıyor.”

Rusya müdahalelerinden bağımsız olarak Obama yönetiminin ve ardından Trump’ın suçlamaları ortasında Kremlin’in Suriye, Libya ve Venezuela’ya, Türkiye ve İran ile ilişkilerinden Ukrayna’ya kadar birçok bölgesel dosyaya adının karıştığı malum. Çin meselesi ise Pekin’in uluslararası stratejisini yeniden gözden geçirmeye yönelttiği için Biden’ın gündemindeki en önemli konu olabilir. New York Times’ın Biden’ın ekibindeki yetkililerden aktardığına göre Obama yönetiminden bu yana Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in içerideki muhalefete darbe indirme hızı, 5G iletişim teknolojisini ve Bir Kuşak, Bir Yol girişimini kullanması ile ABD’nin etkisine meydan okumadaki hızı başlıklarında yetersizlik mevcuttu.

Asya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanı Yardımcısı Kurt M. Campbell ve Biden’ın ulusal güvenlik danışman yardımcısı Ely Ratner, 2018 yılında ‘Foreign Affairs’ dergisinde yayımlanan bir makalede “Çin ile diplomatik ve ticari ilişkiler, siyasi ve ekonomik açıklık getirmedi” ifadelerini kullandılar. ABD askeri gücü ve bölgesel denge, Pekin’in Washington önderliğindeki düzenin temel bileşenlerini ortadan kaldırmaya çalışmasına engel olamadı. Bu durum, bazılarının ‘Çin’i uluslararası hukuka uymaya zorlamak, bölgesel veya uluslararası düzeyde hegemonik hırslarını durdurmak, onu küresel ticaret yasalarına bağlamak, fikri mülkiyet hırsızlığını ve para biriminin manipülasyonunu durdurmak için’ uluslararası bir fikir birliği oluşturma girişimine dayandığını belirttiği yeni yaklaşımlar ortaya koyabilir.

Diğer yandan bazı kesimler ise bu hataların, eski Başkan Barack Obam’nın siyasal İslam hareketleriyle ilgili tavrının yanı sıra İran ve Rusya ile ilişkilerini değerlendirirken yürüttüğü diğer politikalar için de geçerli olduğu görüşünde.

Bugünden