“Ben Kendimin ve Çevremin Toplamıyım”(Zülfü Livaneli/ Arafat’ta Bir Çocuk)

 

“Arafat’ta Bir Çocuk”. Araf, inançlı günahkarların nihai ahiret mekanı. Arafat ise bilme, tanıma, anlama. Livaneli’nin Arafat’ının yer, mekan, zaman ile bir ilişiği yok. Livaneli ayrı ayrı Araf ve Arafat kelimelerinin özünü kullanarak, öykülerini kaleme almış. Her öyküde değişen karakterler, olgular, yolculuklar, azınlıklar ve çoğunluklar hep aynı kelimenin etrafında bir çember oluştururlar. “Arafat’ta Bir Çocuk” ister çocuk ister yetişkin bir adam olsun, sarsıcı, şüpheci ve istemsiz keşiflerle mücadele eden insanların hikayelerini anlatır.

Bir an, bir tren kompartımanında iyi giyimli, aristokrat bir banka müdürü ve buram buram Anadolu kokan bir terzi ile üç günlük yemeğini paylaşırken, aklında sadece, sol göğsünün üstüne dayanmış sahte pasaportunun ağırlığı ve tedirginliği vardır. Ardından bir an gelir, tek kelime dil bilmediği bir şehirde, bir okulda, bir yemekhane masasında, diğer herkes gibi cam gözlü, sarı saçlı olan öğretmenin iyi niyetinden şüphe duyar, domuz eti yediğini düşünür, korku ve bir an önce olsun bitsin isteği ile gelmeyecek olan, domuzlaşacağı dakikaları beklemeye koyulur.

Livaneli’ bir çocuğun nasıl merhametsiz olabileceğini tüm çıplaklığıyla soframıza serer. Ürkeriz, içimizde çocuk kalmış her zerremizden ürkeriz. Aynı çocuğun bir nenenin, merhametli ellerine, sıcak, sımsıcak kucaklamasına karşı olan ihtiyacının derinliği ise yürek burkar. Nenesini kaybetmiş bütün çocuklar bilir ki, “Mor bir yazma asrınca nenem kokar.”.  İçimizdeki hasret, tamamlanmamışlık, var olduğumuz ve süre geldiğimiz toplumun dışına çıkmak, çoğunluk olduğumuz topraklardan, azınlık olduğumuz topraklara göç etmek, bir başka toplumun insanları ile aramızda belirgin fiziksel farklılıkların olması, yeni olan her şeye, mensup olunan din ve ahlak kurallarının esnetilebildiği ölçüde uyum sağlama çabası ve bu çabanın ait olunan toprakların özümüze kazıdığı, hücrelerimize kodladığı doğu geleneği nedeniyle uyumsuzlukla sonuçlanması, asla geçerli bir sebep olmamakla birlikte, kimi merhametsiz anlarımızın nedenlerinden bir kaçı olarak nitelendirilebilir.

Neden ‘bizden olmayan’ diye bir kelimemiz var, neden ‘farklı’ diye bir kelam dilimizde, neden ‘gurbetçi’? Neden beylik cümleler kurarken ‘insanlık’ der ve kendimizi insanlığın dışına çeker, kötü olan tüm özelliklerin ulaşamayacağı bir mertebeye çıkarır, insanlığı aşağılarız. ‘Biz’ kelimesi çok mu korkutucu, yoksa biz diyerek kötücül olan tüm yanlarımızın, merhametsizliğimizin, acımızın, herkesin acısının, yükünün altına omuz mu veriyoruz? Bize ağır gelen bu mu? Biz olmak mı?

Bizim bir farkımız yok ‘Gavur’ diyerek çoğunluk olduğumuz Anadolu’da biz aşağı çekmeye çalışıyoruz aslında Adem ve Havva’dan olma diğer bizleri, azınlık olduğumuz kıyılarda ise diğer bizler alaşağı etmek istiyor bizi.

Sınır aşma ve sınırı aşanların öyküleri kulağımıza sürünüyor. Arafat’ı bir sınır olarak düşünebiliriz, bilmenin, anlamanın ve tanımanın sınırı. Kendinin dışına çıkanların sınırı. Bir ülke sınırı, bazen dinin sınırı, bazen öfkenin sınırı, bir şehrin sınırı. Bir sınırın özgürlüğü nasıl hediye ettiğini göreceksiniz. Dünyanın bir ucunda yabancı bir çocuğun ‘Amca!’ diye bağırmasının nasıl hayat kurtardığına şahitlik edeceksiniz.

Zülfü Livaneli, her romanında her öyküsünde bizi bize anlatır, her bir satırında dönüp kendinize bir daha bakarsınız. Yaşamınıza ve yaşantınıza.

“Arafat’ta Bir Çocuk”, başlangıç cümlesi ‘ Bu öykülerdeki kişiler gerçek yaşamdan alınmamıştır’. Peki neden okurken “Nenem” dedim. Neden tren ile sınırı geçmeye çalışan genç adam kanımdan, neden bir köy tiyatrosunun peşinde gezinen adam bana bir dost, neden Almanya’da bir kasetçinin arka odasında küflü, köhne bir yatakta yatarken kemikleri sızlayan adam benim. Biziz.

Zülfü Livaneli bizi bize anlatacak cesarete sahip olan, korkusuz kalemlerdendir.

inceleme: Büşra Abacı

Kitabın Adı: Arafat’ta Bir Çocuk

Yazar: Zülfü Livaneli

Yayın Evi: Doğan kitap

Basım Yılı: 52. Basım 2018

Sayfa Sayısı: 150

Isbn: 9786050905434

 

İlgili Haberler