5 C
İstanbul
Salı, Mart 2, 2021

Başak Demirtaş: Erdoğan miting yapıyor, biz açık görüş yapamıyoruz

HDP’nin yaklaşık 5 yıldır tutuklu eski EŞ Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş cezaevlerinde uygulanan salgın yasaklarının uygulanış şeklini eleştirdi: “Pandemiden önce haftada bir kapalı, ayda bir de açık görüş yapabiliyorduk. Ama şimdi ayda sadece iki defa kapalı görüş. Kızlarımız da babalarıyla ayda bir defa görüşebiliyor, dönüşümlü olarak. Bir taraftan Erdoğan mitingler yapıyor, Sarayda yemekler veriyor ama biz doğal hakkımız olan görüş hakkımızdan yararlanamıyoruz.”

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Halk TV’de Şirin Payzın’ın sunduğu Sözüm Var programında soruları yanıtladı. Pandemi yasakları nedeniyle eşiyle görüşmelerinin de sınırlandırılmasını eleştiren Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı mitingleri hatırlattı. Başak Demirtaş özetle şunları söyledi:

ÇOK BÜYÜK YALANLAR VAR: Biz yıllardır sadece hukuken mücadele etmiyoruz. Çok büyük bir algı kampanyasıyla karşı karşıyayız. Ortada çok büyük yalanlar var. Tabii ki bunlarla baş etmek çok da kolay değil. Ama biz haklı olduğunuz için kendimizi çok güçlü hissediyoruz. O nedenle yaklaşık beş yıldır yol arkadaşım, yoldaşım Selahattin ile birlikte mücadele etmeye devam ediyoruz.

SORUMLULUKLARIM ARTTI: Selahattin bizlerden yaklaşık 1.700 kilometre uzaklıkta bir cezaevinde tutuluyor. Tabii ki bunun birçok zorluğu var, değişen birçok şey var. Mesela ben artık öğretmenlik yapamıyorum, öğretmenliği bırakmak zorunda kaldım. Çünkü görev ve sorumluluklarım arttı. Beş yıl önceki Başak’ın bu kadar sorumluluğu yoktu; bir anneydi, bir öğretmendi. Evet bir siyasetçi eşiydi ama bu şekilde bir siyasi mücadele yürütmek zorunda değildi.

TELEVİZYON PROGRAMLARINDA, MİTİNGLERDE YARGILANIYOR: Eskiye göre daha görünür olmak durumunda kaldım. Çünkü Selahattin’in yargılanması şu anda mahkemelerde yapılmıyor. Meydanlarda, mitinglerde, televizyon programlarında yapılıyor ve bunların birçoğuna Selahattin cevap veremiyor, konuşamıyor. İnsanlar yıllardır televizyonlarda onu konuşuyor; yok Selahattin şöyle dedi, böyle dedi, davası böyle oldu. Ama Selahattin bunların hiçbirine cevap veremiyor. Dolayısıyla bana bu konuda çok görev düşüyor. Ben eskiye göre kendimi çok daha güçlü hissediyorum. Evet, belki zorluklar çok daha arttı, haksızlıklar gün ve gün daha da artıyor ama güçlü olmak zorundayım. Çünkü büyük bir mücadele yürütüyoruz birlikte.

KIZLARIMIZ BÜYÜ DESTEK VERİYOR: Selahattin tutuklandığında kızlarımız çocuktu. Şimdi büyüdüler, iki genç kız oldular. İkisi de ilk önce durumu çok idrak edemiyorlardı. Babalarının haksız bir durumla karşı karşıya olduğunu biliyorlardı ama hani, durumu tam olarak bilmiyorlardı. Şimdi artık durumun çok farkındalar. Babalarının neden cezaevinde olduğunu çok iyi biliyorlar. Onlar da bana yoldaşlık yapıyorlar, arkadaşlık yapıyorlar. Büyük destek veriyorlar bana. Selahattin’in de katkısı çok oluyor. O da kızlara çok moral veriyor. Pazartesi günü Selahattin’i görmeye gittik. Selahattin’e biz moral vermeye gittik ama ondan moral alıp döndük, her seferinde de böyle oluyor.

ERDOĞAN MİTİNG YAPIYOR BİZ AÇIK GÖRÜŞ HAKKIMIZI KULLANAMIYORUZ: Selahattin yaklaşık beş yıldır tutuklu. Pandemiden sonra bizim görüşmelerimizde sınır oldu. Biz pandemiden önce haftada bir defa kapalı görüş, ayda bir defa da açık görüş yapabiliyorduk. Ama bu pandemi sonrasında ayda sadece iki defa görüşebiliyoruz. Kızlarımız da babalarıyla ayda bir defa görüşebiliyorlar, dönüşümlü olarak. Yaklaşık bir yıldır kızlarımız babalarıyla açık görüş yapamadılar. Biz Selahattin ile bu pandemi nedeniyle açık görüş yapamıyoruz.

Kapalı görüşte iki tarafta cam var, demir parmaklıklar var. Çıplak sesimizi dahi birbirimize duyuramıyoruz. Ancak telefonla konuşabiliyoruz. Geçen hafta Erdoğan bir ilin kongresinde salondakilere ‘Pandemiye rağmen, salgına rağmen salonu tıklım tıklım dolduran herkese çok teşekkür ediyorum’ dedi. Bir taraftan Erdoğan mitingler yapıyor, Sarayda yemekler veriyor ama biz doğal hakkımız olan görüş hakkımızdan yararlanamıyoruz. Bunun gerekçesi olarak da bizlere pandemi sunuluyor. Tabii bunun akılla, mantıkla açıklanacak bir tarafı yok. Ama bu durum sadece ben ve kızlarımla da ilgili bir şey değil. Şu anda cezaevinde olan herkes bizim de aynı durumda. Özellikle pandemi dönemde mahpuslar adeta tecrit içinde tecrit koşullarında yaşıyorlar.

Toplumda çok büyük bir adaletsizlik var. Bir taraftan kongreler yapılıyor ama diğer taraftan milyonlarca esnaf dükkanlarını açamıyor. Restoranların açılmasına izin verilmiyor ama aynı yiyecekleri, içecekleri veren oteller açık, AVM’ler açık. Yani toplumun her alanında büyük bir adaletsizlik var. Ama tabii ki ben çok umutluyum. Bir gün adaletli bir ülkede yaşamak mümkün olacak ve hak yerini bulacak. Buna inanıyorum.

TÜM DÜNYA BİLİYOR: AHİM kararı ile ilgili Selahattin şöyle demişti; ‘bu karar en az beni ilgilendiriyor’. Selahattin’i ilgilendiren kısmı derhal serbest bırakılması kısmı. Geri kalanı, diğer ihlal maddeleri toplumun tümünü ilgilendiriyor. Yani Türkiye demokrasiyle ilgili bir durum. Düşünce özgürlüğü, özgürlük ve güvenlik hakkı, siyasete katılım hakkı, seçme ve seçilme hakkı. Bunlar sadece Selahattin’i ilgilendiren bir durum değil. Şu anda Türkiye’de toplumun yarısından fazlasını ilgilendiren bir durum. Selahattin durumu böyle değerlendiriyor.

Biliyorsunuz, yaklaşık beş yıldır Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, İdris Baluken ve daha adlarını sayamadığım birçok HDP’liye karşı büyük bir kara propaganda yapılıyor. Propaganda yapılır, anlaşılır. Bir siyasi partinin politikalarını beğenmeyebilir, onu eleştirebilirsiniz. Bunların hepsi anlaşılır. Ama ortada çok büyük yalanlar var. Çok büyük bir algı kampanyası yürütülüyor. Bu algı kampanyasını biz niye yaptıklarını biliyoruz. Aslında artık sadece biz de bilmiyoruz, artık AHİM kararıyla bütün Avrupa, bütün dünya biliyor.

HDP SEÇMENİNİN SANDIĞA GİTMEMESİNİ AMAÇLIYORLAR: Aslında bunu daha önce yaptılar, referandum döneminde yaptılar. AİHM 18. madde ihlali kararı verdi ve kararda, Cumhurbaşkanının ismi verilerek, “Recep Tayyip Erdoğan kendine üstünlük sağlamak amacıyla en etkili rakibini, siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için tasfiye etmek amacıyla tutuklanmıştır” denildi. Referandum için bunu söyledi AİHM. Biliyorsunuz, önümüzde seçimler var. Yine aynı şeyi deneyecekler. Selahattin ile ve HDP’’liler ile siyaseten baş edemediler, hukuken de baş edemediler. AİHM kararı bütün hukuksuzluğu ortaya çıkardı. Ne yapacaklar? Büyük bir algı çalışması yapacaklar, algıyla içeride tutmaya çalışacaklar. Bunu niye yapacaklar? Önümüzdeki seçimler için HDP’nin yaklaşık 7 milyon oyunun muhalefet bloğunda yer almasını istemiyorlar. Belki seçmeni küstürerek, sandığa gitmemelerini sağlamayı amaçlıyorlar. Tamamen seçim kaygısı ve oy kaygısıyla bunları yapıyorlar.

SELAHATTİN ÇOK UMUTLU: Selahattin ile bir saatlik görüşme bile o kadar iyi geliyor ki. Selahattin ilk günden bu yana Türkiye’nin geleceğine dair hep çok umutluydu ve bunun için mücadele etti ve o sadece kendisi umutlu değildi. İlk günden bu yana umudu bütün topluma vermeye çalıştı. Dik durdu, direndi. Orada çalışmalar yürüttü, üretken oldu. Kitaplar yazdı, resimler yazdı. Üreterek direniyor ve bu, herkese büyük bir cesaret veriyor. Tabii ki öncelikle bana cesaret veriyor. Biliyorsunuz Selahattin’in çok güzel bir sözü var; “Cesaret bulaşıcıdır” diyor. Biz Selahattin’den, ilk elden bu cesareti alıyoruz.

Biz Selahattin ile hiçbir zaman ne zaman çıkacağını konuşmadık O ne zaman çıkacağı dair bir tahminde dahi bulunmadı. Ben de ona ne zaman çıkacağını hiç sormadım. Son AHİM kararı dahil olmak üzere. Selahattin hep şunu söylüyor; ‘Başak, biz bir bedel ödeyeceğiz. Bu, Türkiye’nin demokrasisi açısından önemli bir şeye dönüşmeli. Ben buraya hukuki değil siyasi nedenlerle girdim. Dolayısıyla çıkışım da siyasi nedenlerle olacak ve çıktığımda demokrasi adına güzel şeyler olmuş olacak.’

YENİ ROMAN GELİYOR: Selahattin yeni bir roman yazıyor, bize el yazısı ile gönderiyor. Biz de kızlarla birlikte bilgisayara geçiriyoruz, yazıyoruz. Biz yazımı bitirdik şimdi. Söz sevgili yazarımızda. Bazı düzeltmeler yapacak, belki bazı değişiklikler yapacak. Çünkü bizim önerilerimizi özellikle kızlarımızın önerilerini çok dikkate alıyor. Biraz da gençlere hitap eden bir roman sanırım, hem konusu hem de dili itibarıyla. Kızlar bu görüşte önerilerini aktardılar, Selahattin de dikkatle dinledi.

BOĞAZİÇİ ÖĞRENCİLERİ ÇOK HAKLI: AKP’nin yanlışını söyleyen, AKP’nin eksiğini söyleyen herkes ‘terörist’. Boğaziçi öğrencileri haftalardır sadece ve sadece barışçıl protesto haklarını kullanıyorlar. Herhangi bir şiddet eylemi yapmıyorlar. Ama daha gözaltındayken bu ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından, bakanlar tarafından terörist ilan edildiler. Gazeteciler, barolar , Selahattin Demirtaş , HDP , bağımsız gazeteciler , herkes ‘terörist’. Türkiye toplumundan yarısından fazlası ‘terörist’. Tabii ki hiçbirimiz terörist değiliz.

Aslında en güzel cevabı Boğaziçi öğrencileri verdi. Kimliklerini gösterdiler, ‘Biz bu üniversitenin öğrencileriyiz, terörist değiliz’ dediler. Barışçıl protesto haklarını kullanıyorlar. Bunda da çok haklılar. Özgür bir üniversite istiyorlar. Özgür bir üniversitenin topluma ülkemize hiçbir zararı olmaz, aksine çok büyük bir faydası olur.”

HDP’nin yaklaşık 5 yıldır tutuklu eski EŞ Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş cezaevlerinde uygulanan salgın yasaklarının uygulanış şeklini eleştirdi: “Pandemiden önce haftada bir kapalı, ayda bir de açık görüş yapabiliyorduk. Ama şimdi ayda sadece iki defa kapalı görüş. Kızlarımız da babalarıyla ayda bir defa görüşebiliyor, dönüşümlü olarak. Bir taraftan Erdoğan mitingler yapıyor, Sarayda yemekler veriyor ama biz doğal hakkımız olan görüş hakkımızdan yararlanamıyoruz.”

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Halk TV’de Şirin Payzın’ın sunduğu Sözüm Var programında soruları yanıtladı. Pandemi yasakları nedeniyle eşiyle görüşmelerinin de sınırlandırılmasını eleştiren Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı mitingleri hatırlattı. Başak Demirtaş özetle şunları söyledi:

ÇOK BÜYÜK YALANLAR VAR: Biz yıllardır sadece hukuken mücadele etmiyoruz. Çok büyük bir algı kampanyasıyla karşı karşıyayız. Ortada çok büyük yalanlar var. Tabii ki bunlarla baş etmek çok da kolay değil. Ama biz haklı olduğunuz için kendimizi çok güçlü hissediyoruz. O nedenle yaklaşık beş yıldır yol arkadaşım, yoldaşım Selahattin ile birlikte mücadele etmeye devam ediyoruz.

SORUMLULUKLARIM ARTTI: Selahattin bizlerden yaklaşık 1.700 kilometre uzaklıkta bir cezaevinde tutuluyor. Tabii ki bunun birçok zorluğu var, değişen birçok şey var. Mesela ben artık öğretmenlik yapamıyorum, öğretmenliği bırakmak zorunda kaldım. Çünkü görev ve sorumluluklarım arttı. Beş yıl önceki Başak’ın bu kadar sorumluluğu yoktu; bir anneydi, bir öğretmendi. Evet bir siyasetçi eşiydi ama bu şekilde bir siyasi mücadele yürütmek zorunda değildi.

TELEVİZYON PROGRAMLARINDA, MİTİNGLERDE YARGILANIYOR: Eskiye göre daha görünür olmak durumunda kaldım. Çünkü Selahattin’in yargılanması şu anda mahkemelerde yapılmıyor. Meydanlarda, mitinglerde, televizyon programlarında yapılıyor ve bunların birçoğuna Selahattin cevap veremiyor, konuşamıyor. İnsanlar yıllardır televizyonlarda onu konuşuyor; yok Selahattin şöyle dedi, böyle dedi, davası böyle oldu. Ama Selahattin bunların hiçbirine cevap veremiyor. Dolayısıyla bana bu konuda çok görev düşüyor. Ben eskiye göre kendimi çok daha güçlü hissediyorum. Evet, belki zorluklar çok daha arttı, haksızlıklar gün ve gün daha da artıyor ama güçlü olmak zorundayım. Çünkü büyük bir mücadele yürütüyoruz birlikte.

KIZLARIMIZ BÜYÜ DESTEK VERİYOR: Selahattin tutuklandığında kızlarımız çocuktu. Şimdi büyüdüler, iki genç kız oldular. İkisi de ilk önce durumu çok idrak edemiyorlardı. Babalarının haksız bir durumla karşı karşıya olduğunu biliyorlardı ama hani, durumu tam olarak bilmiyorlardı. Şimdi artık durumun çok farkındalar. Babalarının neden cezaevinde olduğunu çok iyi biliyorlar. Onlar da bana yoldaşlık yapıyorlar, arkadaşlık yapıyorlar. Büyük destek veriyorlar bana. Selahattin’in de katkısı çok oluyor. O da kızlara çok moral veriyor. Pazartesi günü Selahattin’i görmeye gittik. Selahattin’e biz moral vermeye gittik ama ondan moral alıp döndük, her seferinde de böyle oluyor.

ERDOĞAN MİTİNG YAPIYOR BİZ AÇIK GÖRÜŞ HAKKIMIZI KULLANAMIYORUZ: Selahattin yaklaşık beş yıldır tutuklu. Pandemiden sonra bizim görüşmelerimizde sınır oldu. Biz pandemiden önce haftada bir defa kapalı görüş, ayda bir defa da açık görüş yapabiliyorduk. Ama bu pandemi sonrasında ayda sadece iki defa görüşebiliyoruz. Kızlarımız da babalarıyla ayda bir defa görüşebiliyorlar, dönüşümlü olarak. Yaklaşık bir yıldır kızlarımız babalarıyla açık görüş yapamadılar. Biz Selahattin ile bu pandemi nedeniyle açık görüş yapamıyoruz.

Kapalı görüşte iki tarafta cam var, demir parmaklıklar var. Çıplak sesimizi dahi birbirimize duyuramıyoruz. Ancak telefonla konuşabiliyoruz. Geçen hafta Erdoğan bir ilin kongresinde salondakilere ‘Pandemiye rağmen, salgına rağmen salonu tıklım tıklım dolduran herkese çok teşekkür ediyorum’ dedi. Bir taraftan Erdoğan mitingler yapıyor, Sarayda yemekler veriyor ama biz doğal hakkımız olan görüş hakkımızdan yararlanamıyoruz. Bunun gerekçesi olarak da bizlere pandemi sunuluyor. Tabii bunun akılla, mantıkla açıklanacak bir tarafı yok. Ama bu durum sadece ben ve kızlarımla da ilgili bir şey değil. Şu anda cezaevinde olan herkes bizim de aynı durumda. Özellikle pandemi dönemde mahpuslar adeta tecrit içinde tecrit koşullarında yaşıyorlar.

Toplumda çok büyük bir adaletsizlik var. Bir taraftan kongreler yapılıyor ama diğer taraftan milyonlarca esnaf dükkanlarını açamıyor. Restoranların açılmasına izin verilmiyor ama aynı yiyecekleri, içecekleri veren oteller açık, AVM’ler açık. Yani toplumun her alanında büyük bir adaletsizlik var. Ama tabii ki ben çok umutluyum. Bir gün adaletli bir ülkede yaşamak mümkün olacak ve hak yerini bulacak. Buna inanıyorum.

TÜM DÜNYA BİLİYOR: AHİM kararı ile ilgili Selahattin şöyle demişti; ‘bu karar en az beni ilgilendiriyor’. Selahattin’i ilgilendiren kısmı derhal serbest bırakılması kısmı. Geri kalanı, diğer ihlal maddeleri toplumun tümünü ilgilendiriyor. Yani Türkiye demokrasiyle ilgili bir durum. Düşünce özgürlüğü, özgürlük ve güvenlik hakkı, siyasete katılım hakkı, seçme ve seçilme hakkı. Bunlar sadece Selahattin’i ilgilendiren bir durum değil. Şu anda Türkiye’de toplumun yarısından fazlasını ilgilendiren bir durum. Selahattin durumu böyle değerlendiriyor.

Biliyorsunuz, yaklaşık beş yıldır Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, İdris Baluken ve daha adlarını sayamadığım birçok HDP’liye karşı büyük bir kara propaganda yapılıyor. Propaganda yapılır, anlaşılır. Bir siyasi partinin politikalarını beğenmeyebilir, onu eleştirebilirsiniz. Bunların hepsi anlaşılır. Ama ortada çok büyük yalanlar var. Çok büyük bir algı kampanyası yürütülüyor. Bu algı kampanyasını biz niye yaptıklarını biliyoruz. Aslında artık sadece biz de bilmiyoruz, artık AHİM kararıyla bütün Avrupa, bütün dünya biliyor.

HDP SEÇMENİNİN SANDIĞA GİTMEMESİNİ AMAÇLIYORLAR: Aslında bunu daha önce yaptılar, referandum döneminde yaptılar. AİHM 18. madde ihlali kararı verdi ve kararda, Cumhurbaşkanının ismi verilerek, “Recep Tayyip Erdoğan kendine üstünlük sağlamak amacıyla en etkili rakibini, siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için tasfiye etmek amacıyla tutuklanmıştır” denildi. Referandum için bunu söyledi AİHM. Biliyorsunuz, önümüzde seçimler var. Yine aynı şeyi deneyecekler. Selahattin ile ve HDP’’liler ile siyaseten baş edemediler, hukuken de baş edemediler. AİHM kararı bütün hukuksuzluğu ortaya çıkardı. Ne yapacaklar? Büyük bir algı çalışması yapacaklar, algıyla içeride tutmaya çalışacaklar. Bunu niye yapacaklar? Önümüzdeki seçimler için HDP’nin yaklaşık 7 milyon oyunun muhalefet bloğunda yer almasını istemiyorlar. Belki seçmeni küstürerek, sandığa gitmemelerini sağlamayı amaçlıyorlar. Tamamen seçim kaygısı ve oy kaygısıyla bunları yapıyorlar.

SELAHATTİN ÇOK UMUTLU: Selahattin ile bir saatlik görüşme bile o kadar iyi geliyor ki. Selahattin ilk günden bu yana Türkiye’nin geleceğine dair hep çok umutluydu ve bunun için mücadele etti ve o sadece kendisi umutlu değildi. İlk günden bu yana umudu bütün topluma vermeye çalıştı. Dik durdu, direndi. Orada çalışmalar yürüttü, üretken oldu. Kitaplar yazdı, resimler yazdı. Üreterek direniyor ve bu, herkese büyük bir cesaret veriyor. Tabii ki öncelikle bana cesaret veriyor. Biliyorsunuz Selahattin’in çok güzel bir sözü var; “Cesaret bulaşıcıdır” diyor. Biz Selahattin’den, ilk elden bu cesareti alıyoruz.

Biz Selahattin ile hiçbir zaman ne zaman çıkacağını konuşmadık O ne zaman çıkacağı dair bir tahminde dahi bulunmadı. Ben de ona ne zaman çıkacağını hiç sormadım. Son AHİM kararı dahil olmak üzere. Selahattin hep şunu söylüyor; ‘Başak, biz bir bedel ödeyeceğiz. Bu, Türkiye’nin demokrasisi açısından önemli bir şeye dönüşmeli. Ben buraya hukuki değil siyasi nedenlerle girdim. Dolayısıyla çıkışım da siyasi nedenlerle olacak ve çıktığımda demokrasi adına güzel şeyler olmuş olacak.’

YENİ ROMAN GELİYOR: Selahattin yeni bir roman yazıyor, bize el yazısı ile gönderiyor. Biz de kızlarla birlikte bilgisayara geçiriyoruz, yazıyoruz. Biz yazımı bitirdik şimdi. Söz sevgili yazarımızda. Bazı düzeltmeler yapacak, belki bazı değişiklikler yapacak. Çünkü bizim önerilerimizi özellikle kızlarımızın önerilerini çok dikkate alıyor. Biraz da gençlere hitap eden bir roman sanırım, hem konusu hem de dili itibarıyla. Kızlar bu görüşte önerilerini aktardılar, Selahattin de dikkatle dinledi.

BOĞAZİÇİ ÖĞRENCİLERİ ÇOK HAKLI: AKP’nin yanlışını söyleyen, AKP’nin eksiğini söyleyen herkes ‘terörist’. Boğaziçi öğrencileri haftalardır sadece ve sadece barışçıl protesto haklarını kullanıyorlar. Herhangi bir şiddet eylemi yapmıyorlar. Ama daha gözaltındayken bu ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından, bakanlar tarafından terörist ilan edildiler. Gazeteciler, barolar , Selahattin Demirtaş , HDP , bağımsız gazeteciler , herkes ‘terörist’. Türkiye toplumundan yarısından fazlası ‘terörist’. Tabii ki hiçbirimiz terörist değiliz.

Aslında en güzel cevabı Boğaziçi öğrencileri verdi. Kimliklerini gösterdiler, ‘Biz bu üniversitenin öğrencileriyiz, terörist değiliz’ dediler. Barışçıl protesto haklarını kullanıyorlar. Bunda da çok haklılar. Özgür bir üniversite istiyorlar. Özgür bir üniversitenin topluma ülkemize hiçbir zararı olmaz, aksine çok büyük bir faydası olur.”

Bugünden