Aşkın Mesafesi ( Uzaktan Aşk/ Amin Maalouf)

“Çünkü siz, kontes, acı çekmiyorsunuz öyle mi?

Acı vermiyor mu size, sevgilinizden bunca uzak olmak?

Sizi hala arzuluyor mu, bakışlarından okuyamamak bunu?

Bakışının neye benzediğini bile bilmemek acı vermiyor mu?

Acı vermiyor mu, size sarılan ve göğsüne bastırılan kollarını duyumsayıp gözlerinizi kapatamamak?

Ve soluğunu, teninizin üstünde hiçbir zaman duymamak?”

Her çağda ölen ve dirilen aşk, mesafesi bilinen hiçbir ölçeğe sığmayan aşk, santimlerle, metrelerle, kilometrelerle; dakikalarla, saatlerle, günlerle, yıllarla, on yıllarla değer kazanmayan ya da yitirmeyen aşk…

Kilometrelerce öteden şiirle sevişmek, bir şarkıyı paylaşmak, dinledikçe söyleyip aşka kavuşmak, onun niyetine koynuna şarkıları yatırmak, şiirleri dudaklarından duyumsamak…

Doğru heceyi şarkılarına pelesenk eden soylu bir ozan, günün birinde Akitanya’da gezginin birinin kulağına sürünür.

Bir kadın var, uzakta, Müslüman topraklarda, bir prenses, hem zarif, hem alçakgönüllü, hem erdemli, hem tatlı, yürekli ve utangaç, kırılgan ve dayanıklı bir prenses. Soylu ozan Jaufre, uzaktaki aşkını, hiç görmediği, bilmediği, tanımadığı, dokunmadığı aşkını anlatırken, Gezgin ona Clemence’yi anlatır. O ne soylu bir kadındır öyle, şarkılarındaki uzaktan aşkındır ki denizler aşırı ülkede yaşar.

Jaufre şarkılarını, şiirlerini doldurur heybesine, bir tek hece örter üstünü, gerisi çırılçıplak, yalın ve temiz, bir geminin güvertesinde bulur kendini, tek nefeslik aşkına doğru, göğün denizin aynası, denizin göğün aynası olduğu bir günde, çivit mavisi bir yolculukta haykırır şarkılarını.

“İkinci kez dünyaya gelişim,

Vaftizin suyu derin ve soğuk olacak,

Yolculuğun sonunda yaşamım başlayacak.”

Jaufre, geminin güvertesinde bu dizeleri fısıldarken bilmezdi ki başlangıçlara doğru değil de, anlık bir yaşayış ve bitişe yol aldığını.

Bazen kısa bir an yaşarsın, bir çocuğun gülüşüne ömür dersin, bir kadının dudaklarına, bir babanın saran kollarına, ama işte bir an, kısa bir an da, bir ömür yaşadım dersin. Jaufre, Clemence’nin kollarında, uzaktan aşkına vardığı anda yaşadım der,

“Daha ne isteyebilirim ki Tanrı’dan? Nasıl daha eksiksiz bir sevinç tadabilirim, yüz yıl daha yaşasam?”

Düşünün, düşünün ki size yaşadım dedirten bir an… Mesafeler, fersahlar, gök ve ay, denizler ve dağlar engel mi sevgilinin yüreğine? Aşkın mesafesi ne?

“Meczuba sormuşlar

Huşu içinde bir düş söyle demiş:

‘Son nefesi içimde’

 

Âlime sormuşlar

Yalnızlık ne diye? Demiş:

‘Bir hayasız düş içimde’

 

Seydaya sormuşlar

Nerden gelir ne eylersin? Demiş:

‘İlim eyleşir içimde’

 

Dılgeşe sormuşlar

Düğün yeri nere? Demiş:

‘Şenlikte harmanda içimde’

 

Şimdi Mader’e soruyorlar

Sevdanın ederi ne diye? Der ki:

‘Bir güvercin uçtu gözleri doldu.’”

 

Amin Maalouf’un “Uzaktan Aşk” librettosu, ilk bakışta “Romeo ve Juliet”’ i anımsatsa da, derininde benzer bir hikayenin, yokumsanmayacak bir duygunun paralelinde yazılmış, biri opera diğeri tiyatro metini olan bu iki eser de çok farklı iki başlık altında özümsenmelidir. Amin Maalouf’un librettosunda uzak kelimesi yeni anlamlar kazanır ve Kendini yeniden bulur.

 

İnceleme: Büşra Abacı

Kitabın Adı: Uzaktan Aşk

Kitabın Yazarı: Amin Maalouf

Çeviren: Samih Rifat

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

Basım Yılı: 25. Baskı Ocak 2018

Sayfa Sayısı: 76

Isbn: 9789750803598

 

İlgili Haberler