Alper Taş: Beyoğlu’nda demokratik eylemlerin yapılması için mücadele vereceğiz

Yerel yönetimlerin değişimi üzerinde ciddi beklentiler var. Partilerin pilot bölgelerde seçtikleri adaylar oldukça iddialı, aynı zamanda ittifaklar çerçevesinde Türkiye’nin merakı ikiye bölünmüş durumda, hem yurt içinde hem de yurt dışında yaşayanların sonucunu merak ettikleri en önemli ilçelerden biri de Beyoğlu…

CHP’nin Beyoğlu’nda Belediye Başkan Adayı olarak gösterdiği Alper Taş ise daha da merak uyandıran bir profile sahip…

İmam Hatipli ve Sosyalist bir kimliği var. Yıllardır siyasettin içinde.

Alper Taş aynı zaman Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) içerisinde yıllarca aktif faaliyet yürüttü…

Beyoğlu için oldukça zengin bir seçim programına sahip olan Alper Taş, iznews’in Beyoğlu ile ilgili daha spesifik sorularını yanıtladı.

Röportaj: İhsan Kaçar

Taksim’den özellikle Kadıköy’e ve başka bölgelere ciddi bir göç yaşanıyor. Göçü önlemek için sizin bir planlamanız olacak mı? Seçildiğiniz takdirde gidenleri geri getirecek misiniz?

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) yöneticileri ideolojilerini her yerde hâkim kılmak istiyor. Beyoğlu da bu hedeflerinden biri…Beyoğlu hem kültür ve eğlence mekânlarına sahip hem de siyasal, toplumsal mücadelenin kalbi. Özellikle Gezi isyanından sonra adeta Gezi’nin hıncını almak için Beyoğlu’na müdahale etmek istiyorlar.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e eğlencenin ve turizmin mekânı olan Beyoğlu, canlılığını ve ışıltısını kaybetti. İnsanlar başka yerlere taşındılar, başka yerlerde canlılığı, eğlenceyi, kültür ve sanat aktivitelerini aramaya başladılar.

Biz 31 Mart’ta yerel yönetimi kazandığımızda zaten Beyoğlu’na kendiliğinden bir coşku gelecek, bir aidiyet gelişecek. İstanbul ve Türkiye’nin birçok bölgesinden adaylığımızı duyan insanlar, bizim 31 Mart’ta burayı kazanmamızı bekliyor. Yani yeniden ‘yaşasın Beyoğlu’ demek için bizi bekliyorlar…

“Beyoğlu’nu terk edenler, bizim kazanmamız durumunda geri gelecekler”

Göçün nedeni psikolojik bir durum mu?

Evet, psikolojik bir durumu var. Dün de bununla ilgili bir ironi yaşadım. Kadıköy Belediye Başkan Adayı arkadaşımız  “ Alper şu Beyoğlu’nu kazan da Kadıköy’ün yükünü hafiflet” dedi. (Gülümsüyor) Gerçekliği de var elbette. Biz de insanlarımıza öyle anlatıyoruz. Diyoruz ki, Beyoğlu’nu yeniden kıymetli hale getirmemiz lazım. İnsanlar Beyoğlu’nu terk ediyor. Beyoğlu’nu yeniden kıymetli hale getirirsek, kültür sanat ve turizm açısından hakkını verirsek, işsizliğe de bir çözüm bulma şansımız olacak. İşsizlik çoğaldı. Beyoğlu’nun aşağısından, yani Tarlabaşı bölgesinden başlayan kısımda büyük bir yoksulluk var. Gençler iş arıyor. Doğal olarak eğlence sektörünü, turizmi Beyoğlu’nda yeniden hayat buldurursak, gençlere iş alanı açmış olacağız.

Tarihi Beyoğlu’nun yapısı itibarıyla özellikle birinci bölge dediğimiz, Pera, Galata, İstiklal Caddesi, Taksim ve Gümüşsuyu hattı tarih boyunca Türkiye’nin bir vitrini olmuştur.  Şimdilerde ise atıl bir durum yaşıyor. Bunun sebebi mevcut belediyenin yürüttüğü politikalar. Tam tersi politikalar uygulandı. Örneğin sandalye ve masalar yasaklandı, toplatıldı. Esnaf mağdur oldu. Tiyatro ve sanat yalnız bırakıldı, sanatçı ve sinemacıyı düşünen olmadı…

Buradan araya girmek istiyorum.

Beyoğlu’nun Avrupalı turistlerden uzaklaştığına dair bir takım eleştiriler yapılıyor.  Daha çok Ortadoğu ve Asya turistlerini çeken bir merkeze dönüşüyor ve Demografik yapısında da ciddi bir değişim olduğu söyleniyor. Bu değişim iddiası, ‘Beyoğlu’nu kültür sanat kentinden uzaklaştırıyor kaygısını mı’ geliştirdi.

Elbette Beyoğlu’na her kesimden insanın gelmesi gerekiyor. Buna karşı duramayız. Son zamanlarda bir Arap turist yoğunluğu var, farkındayız.  Ancak, bunu gelip geçici bir olgu olarak gözüküyor. Devamlılığı olan bir durum olduğunu sanmıyorum.

“Avrupalı turist şuan Beyoğlu’nu protesto etmiş durumda”

Sosyalist bir adayın belediyeyi kazanması Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından da çok önemli. Yani Avrupalı insanların Beyoğlu’nu tercih etmemelerinin bir diğer nedeni demokrasiden uzaklaşmak olduğu için bu noktada,Avrupalı turistlerin mevcut belediyeye karşı bir protestosu da var, diyebiliriz.

Bizim burada seçilmemizin Avrupa’daki yurttaşlarda bir yansıması olacak, çünkü insanlar açısından “Beyoğlu’nda seçimi sosyalist bir aday kazandı” demenin buraya pozitif bir yansıması olacağını düşünüyoruz.

Tabi başka bir boyutu da var. Merkezi iktidarın büyük bir haksızlığı var, Beyoğlu ülkenin en özgür yeri olması gerekirken, her taraf polis panzerleri, polis barikatları ile örülmüş vaziyette, bu durum bir ülkenin veya kentin imajına büyük zarar verir. Turist geldiğinde burayı, binlerce polis barikatıyla, demokratik yaşam alanları elinden alınmış halde buluyor.

Beyoğlu’ndaki asayiş durumunu da soracaktım siz giriş yaptınız o zaman soru ile birlikte devam edebiliriz.

Şu an Beyoğlu’nda demokratik bir açıklama vb. faaliyetler yasaklanmış durumda. Örneklerinden bir tanesi Cumartesi Anneleri. Yıllardır Galatasaray’da yaptıkları oturma eylemi bile yasaklandı. Beyoğlu’nda ciddi bir asayiş tedbiri uygulanıyor. Seçildiğiniz takdirde buna yönelik bir girişiminiz olacak mı?

Tabi ki bu konuda merkezi iktidara karşı gerekli mücadeleyi vereceğiz. Yani “Beyoğlu’nu özgür bırakın” diyebileceğiz.  Şiddet olmadıktan sonra Beyoğlu’nda basın açıklamasının, barışçıl gösterilerin Türkiye demokrasisine bir katkısı olacağı gibi Beyoğlu’na da katkısı büyük olur.

Beyoğlu’na renk kattığını düşünüyorsunuz…

Evet, tabi Beyoğlu’nda eskiden insanlar yürürdü, konuşurdu. Hiçbir şey olmazdı. Tam tersine orda bir hoşgörü, bir çeşitlilik, bir demokrasi örneği yaşanırdı. Ama şimdi Beyoğlu’nu bir OHAL kafası yönetiyor. Bu durum karşısında doğal olarak ne Türkiye’nin farklı kesimlerinden ne de Avrupa’dan insanlar kalkıp Beyoğlu’na gelmek istiyor. Yerel yönetim olarak gösteri yasasını değiştirmek veya 1 Mayıs gibi etkinliklerin Taksim’de yapılabilmesini sağlamak gibi bir yetkimiz yok, yapılacaksa o merkezi iktidarın işi. Ama biz kazandığımız zaman merkezi iktidara karşı Beyoğlu’nun demokrasi kürsüsü olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Ne yapılabilir? Taksim’i 1 Mayıs alanı olarak açamayız, o yetkimiz yok.  Ama belediye yetkisinde, örneğin 45 mahallede bir hafta önceden bir emek festivali düzenleyebiliriz. 8 Mart yasaklanıyor ama biz Beyoğlu belediyesinin olanakları ile 8 Mart’ı 45 mahallede kadınlarla birlikte kutlayabiliriz. Biz belediye dönemimizde Beyoğlu’nu demokratik bir alan olarak kullanmayı düşünüyoruz.

Yerel bir alternatif oluşturmak istiyorsunuz sanırım.

Evet. İş sadece yol, kanalizasyon yapmakla bitmiyor. Demokratik belediyecilik bir yaşam tarzıdır, bir ahlaktır. Bunları geliştirmek için de, ortak bir kimlik oluşturmak gerekir. Bir Beyoğlu kültürü, bir Beyoğlu demokrasisinin oluşması hukukumuzda olan şeylerdir.

Beyoğlu programınız oldukça zengin. Bir de Beyoğlu’nun kentsel dönüşüm sorunu var. Mağduru olanları veya kazananları var. Kazandığınız takdirde belediye olarak bu durumun bir tarafında durmayı düşünüyorsunuz?

Kentsel dönüşüm bir ihtiyaç. Sonuçta binalarımız çok eski, deprem riski var. Bu haliyle olası bir durum karşısında büyük bir can kaybı oluşacak. Kentsel dönüşüm denilen mahallerin yenilenmesi bir ihtiyaç ve yıllardır bu gerçekleşmiyor. Çünkü mevcut anlayış, ne kadar rant elde edebilirim ve ne kadar emekçiyi kent merkezinden sürebilirim mantığı ile yaklaşıyor. Bir  Sulukule örneği var. İnsanların yaşadıkları yerler artık yaşanmaz hale getirilip, kentin dışına nakledilmek isteniyor. Biz geldiğimizde demokratik bir planlama ile insanların kendi yerlerinde nasıl yaşayacaklarının imarını oluşturacağız. Tapu sahibi olan insanların, muhtarların, bilim insanlarının, üniversitelerin, yöre derneklerinin temsilcilerinin belediyenin içinde yer aldığı, karar kurulu oluşturup mahallemizi kendimiz planlamak istiyoruz. İnsanlar yaşadıkları yerleri planlayabilmelidir. Kentsel dönüşüm bizim için demokratik bir planla yapılmalıdır. Yukarıdan, rantçı bir “ne kadar kar edebilirim” anlayışıyla değil, demokratik halkçı bir düşünceyle planlama yapmamız önemlidir. Bizi engelleyen bir anlayış olabilir. Bizi aşan noktalarda da halkların demokratik haklarının savunucusu olacağız. Halkın avukatı, sözcüsü gibi çalışacağız. Yani “yetkilerimiz şuraya kadar”, “bizi ilgilendirmez” gibi sözler çıkmayacak ağzımızdan. En yetkili kademeden hakların takipçisi olacağız. Kanunların bize verdiği yetkiyi sonuna kadar kullanıp, tapu meselelerini çözüp, imar için demokratik bir karar kurulu oluşturup, mahalleliyle birlikte mahalleyi yenilemek için ya belediye bünyesinde ya  da kooperatif tarzında bir çalışma yürüteceğiz.

Yani mağduriyetlerin yaşanmaması için belediye olarak sürecin içinde olacaksınız.

Vatandaşımızın mağdur olmaması için oluşumun merkezinde olacağız.

‘Gezi’ meselesi var. Beyoğlu için oldukça önemli bir yeşil alan, Gezi olaylarından sonra, neredeyse o alan kullanılmıyor.

Gezi tabi ki bizim tek yeşil alanımızdır. İstanbul’a tepeden baktığınızda en belirgin yeşil alan olarak Gezi Parkı’nı görürsünüz. Mevcut iktidarın amacı orayı da AVM yapmak, topçu kışlası yapmak ve insanlar buna karşı çıktığı için de yargılanıyorlar.  Aslında Gezi süreci kamusal alanı korumak ve kollamak amacıyla yapılmış bir eylemdi. “Gezi’den” sonra Gezi Parkı’nın hali ortada, Taksim’in hali ortada…

Gezi Parkı şu anda asayiş güçlerinin mekanı haline gelmiş, bariyerlerle örülmüş vaziyette. Orası büyükşehir belediyesinin denetiminde. Biz de kendi alanlarımıza hapis olmadan Beyoğlu’na ait değerlerin korunması konusunda çalışacağız. Büyükşehir belediyesini Sayın Ekrem İmamoğlu alırsa daha rahat bir çalışma içerisinde olacağız. Gezi’yi ve diğer kamusal alanları halkın daha rahat gezip dolaştığı, sohbet ettiği canlı bir kamusal alana dönüştürmek için elimizden geleni yaparız.

Geçmişiniz ve günümüzle ilgili…

 İmam hatiple başlayan bir süreciniz var ve sonradan sosyalist bir kimliğe dönüşüyor. İki kimliğin sizde oluşturduğu karşılığı…

Sosyalizmin Türkiye’de nasıl algılatıldığını sorgulamak lazım. AKP ve çevresi öcü gibi göstermeye çalışıyor. Sanki biz bu toprağın çocukları değilmişiz gibi, sanki bu ülkenin evladı değilmişiz gibi… Ki sosyalizmin amaçları çok önemli değerlerdir. Kolektif dayanışma ile bireyci sistemi ortadan kaldıran değerlerdir. Rekabetin insan ve insanla kurduğu ilişkisi ile bizlerin yaşadığı bu yabancılaşmanın nedenlerinden biri de budur. Biz bu fikre sahibiz. Bu fikre sahip olmamız halkın özelliklerinden habersiz, sosyo-kültürel yaşamının dışında olduğumuz manasına gelmesin. Bu yüzden ben Rize’nin Pazar ilçesinde doğan bir insan olarak halkımızın bu geleneksel kültürel sosyal hayatının yaşamının bir parçası oldum. O yüzden babam bir çay fabrikasında işçi, annem çay üreticisi. Babam beş vakit namazını kılan, köyde beş vakit ezanı okuyan bir insandı. Rahmetli oldu. O zamanlar beni imam hatibe verdiler. Zaten ben kültürel olarak bu iklimden beslendim, doğal olarak bu özelliklerim benim halkla, özellikle AKP’nin egemen olduğu, sosyalistleri öcü gösterildiği yerlerde halkla buluşmamı rahatlıkla sağlıyor. Çünkü insanlar beni bilip kendilerinden biri olarak görüyorlar. Tavrımla, davranışımla geldiğim kültürel ortam itibarıyla halkın bir parçası olduğumu onlar görüyorlar. Beni yadırgamıyorlar, ben de bir sosyalist olarak onlara bir zenginlik gözüyle bakıyorum. Halkımızın inançlarına değerlerine hiçbir zaman saygısızlığımız olmadı. Biz insanların inançlarıyla hiçbir zaman uğraşmadık. İnançlarına karşı mücadele etmedik.  Siyasal İslamcılarla mücadele ettik. Dinin siyasi ve ticari istismarını yapanlara karşıyız. Bizim devrimci arkadaşlarımız 1980 öncesi halkın dini ihtiyaçları konusunda yardımcı oluyorlardı. Kendi olanaklarıyla cami yaptılar. Şimdi bizimle ilgili bir şey bulamıyorlar, halkı bizden soğutmak ve kucaklaşmayı ortadan kaldırmak için  “Alper Taş camilere karşı, camileri yıkacak” gibi abuk sabuk gülünç şeyler söylüyorlar. Ama halkımız bunları görüyor. Bu çocuk neden böyle bir şey yapsın ki, cami kültürü, cami adabı bilen bir insanız sonuç olarak. Halkımızın inanç merkezlerine mi saldıracağız?

Tam tersine biz halkımızın dinini temiz yaşamasını, inancını temiz yaşamasını istiyoruz. Din ve vicdan özgürlüğü biz devrimcilerin en çok önem verdikleri noktalardandır. Devrimciler bu konularda her zaman temiz olmuşlardır. Bakın işte 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yürüyüşü… Topluma bir şey anlatamadıkları için ‘ezan protestosu’ yalanı attılar ortaya. Hiç alakası yok. Kadınları ve o eylemi ezana karşı bir protesto olarak gösterip, onun etrafında insanları yeniden konsolide etmeye çalışıyorlar. Biz onlara şunu söylüyoruz: “Allah’ın ve Muhammed’in kitabını bu işin (siyasetin) dışına koyun, onlar üzerinden konuşmayın. Gelin Beyoğlu’nu konuşalım, rekabetimizi Beyoğlulaştıralım, buralardan yürüyelim. Çünkü buralardan yürüyemiyorlar, 25 yıldır bu kenti yönetiyorlar. Doğal olarak söylemedikleri hiçbir şeyleri kalmadı. Söylediklerinin de karşılığı olmadığı için yine “Allah, Kitap, Peygamber” diyerek, bunun üzerinden siyaset yapmaya ve dini istismar etmeye devam ediyorlar.

İstanbul ve Beyoğlu’nda ne durumdasınız?

Bize karşı Beyoğlu’nda, Türkiye’de, Avrupa’da bir ilgi var. Dayanışma toplantıları yapılıyor. Yani adaylığımız bizi, Beyoğlu’nu aşan bir sürece dönüştü.İlgi iyi, bizim umduğumuzun ötesinde, çok güzel karşılanıyoruz. Seçimi alırız. Ayrıca Erdoğan’ın da doğduğu yer. Bizim AKP adayı ile bir sıkıntımız yok. Biz bu seçimde Cumhurbaşkanı ile yarışıyoruz. Cumhurbaşkanı olaya el koymuş durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Beyoğlu’nu önemsiyor, birçok toplantı yaptı.

Doğrudur, biz Beyoğlu’nda etkili olduğumuz için Cumhurbaşkanı AKP adına bizzat çalışma yürütüyor. Bir de medyaları var tabi. Bizi karalamak için vaziyet almış, bizim etkimizi kırmak için yalan yanlış haber yapıyorlar. Çünkü biz onların yerel yönetim anlayışlarından farklı bir anlayış oluşturacağız. Biz tüm bu karalamalara karşı mücadelemizi veriyoruz ve Beyoğlu’nda kazanmayı düşünüyoruz.

ÖDP’de siyaset yapıyordunuz, adaylığınız isminiz üzerinden mi yoksa, bir ittifak çerçevesinde mi gelişti?

Bir ittifak çerçevesinde gelişti. Teklif CHP‘den geldi. Süreç çok hızlı gelişti ve teklifi sadece kendi içimizde değil, demokratik çevrelerle de değerlendirip istişaresini yaptık. Herkesin yaklaşımı olumlu oldu, basit bir belediye başkan adaylığı olarak karşılanmadı. Sonuç olarak bir ittifak yaptık. Biz kendimizi her zaman sosyalistlerin ve sosyal demokratların ittifakının bir adayı olarak tanımladık. Yani Beyoğlu’nda o çerçevede yürüyoruz. Topluma bu şekilde kendimizi anlatıyoruz, tabi CHP’nin de hassasiyetlerini gözetiyoruz. Ama sonuç itibarıyla bu kampanyayı kendi özgünlüğümüzde yürütüyoruz. Etkili bir seçim kampanyası oluyor. Son zamanlara girdik. Bundan sonra çıtayı daha da yükselteceğiz. Beyoğlu’nda bir iz bırakacağız. Her noktada…

@iznewsagency