Ah O Tatlı Anlar, Artık Benim Olmayan (Aşk ve Öbür Cinler/ Gabriel Garcia Marquez)

Gabriel Garcia Marquez, yarım asırdır büyülü gerçekçilik rüyasında, kelimelerini canlı birer organizmaymışçasına yaratmıştır. Öyle ki doğalında, gündelik sıradan bir yaşantının içinde akıl almaz olaylara ev sahipliği yapan, muazzam karakterlerle karşılaşırız. Hep bir şüphe, bir fikir yürütme ardından mutlak bir yanılgı kucaklar bizi. Kestirilemiyor, öngörülemiyor olmak en belirgin özelliği olabilir romanlarının, özellikle “Aşk ve Öbür Cinler” romanında, bir güneş tutulmasına çıplak gözle dakikalarca bakmışçasına, yol bilmez, iz görmez bir halde olursunuz. Ne var ki Gabo, sayfalar bir biri ardına yetişme telaşında çevrilirken, ışık olur. Güneşin önüne gölge olan, günün tüm aydınlığına siper olan, gece yarısı karanlığına ait, Ay’ı, tüm duyuları kör eden karanlığın önünden çekip alır.

Kimi sayfalarda inancın bir enerji olduğunu keşfedeceksiniz. Kimi zaman taşkın ve umursamaz, yanlışsız, doğrusuz, kanalize olmuş bir inanç, kimi zaman uyuyan bir göl sessizliğinde, unutulmuş, sessiz bir inanç. Ancak ufacık bir kıvılcımın uyandırabildiği, insan aklının düşleyemediği hiçbir şeyin Tanrı’dan gelemeyeceği yanılgısına ulaşabilecek kadar katı, akıl dışı bir inanç. Tam da bu noktada, kuduzun tedavisinin mümkün olmadığı bir devirde, bilimin yetersiz kaldığı noktada, ağzından salyalar akıtan bir köpek tarafından ısırılmış ufak bir kız çocuğu anlatılagelir.

Doğduğu anda altın sarısı saçlarının, kutsal Meryem’e adanarak ancak evlendiği zaman kesilmesi yemini edilen bir kız çocuğu. Afrikalı, sahibesi olduğu evinde kölelerle dans eden, yemek yiyen zamanının hoş karşılanmayacak özgürlüğüne sahip bir çocuk.  Saçları takriben dört karış, ve bacağında halka şeklinde bir köpek ısırığı, kuduz belirtisi göstermeden yaşanan doksan üç gün, inançsızlığı ile tanınan ancak yeniden yeşeren inancı ile bir baba, geceleri evinde hayalet hiçliğinde gezen bir anne ve aşkın teslim aldığı, hayatı kitaplardan öğrenmiş bir rahip. Olağan üstü gerçek ve olağan üstü büyülü bir öykü.

Aklın ve inancın sınırlarında gezeceksiniz. Şu 174 sayfayı okurken gündelik aşlarınızı bir tarafa koyun, kendinizi Tanrıya, Tanrı yolunda çalışmaya sunduğunuzu düşünün ya da en basiti bir yemine bağlı olduğunuzu. Öyle bir yemin ki ömür boyu süreklilik göstermeli. Hiç tatmadığınız bir duyguya yasaklı olduğunuzu düşünün, uzun gecelerinizin Leibniz okuyarak geçtiğini, savaşmayan birinin savaşı anlattığını düşünün, düşünün ki Rahip Delaura olabilesiniz, onu içinizde hissedebilirsiniz.

Kim suçlaya bilir ki rahibi, yasak meyveye elini uzattığı için, onu kalbinin en derininde saklayıp sevdiği için. Kim suçlaya bilir hiç görmediği bir kız çocuğunu rüyasında gördüğü için.

Bahtsız Sierva Maria, ayak bileğinden ısırılmış olan, içine iblis kaçtığı düşünülen, şeytan çıkarma ayinlerine, işkencelere maruz kalan çocuk. Düşünsenize içine iblis kaçmadığını dahi iddia etmemiş. Kötücül, korkak ya da sarsılmaya müsait inancı olan insanlar ancak gerçeği inkar eder ve kabullenemezler tıpkı Sierva Maria’nın çevresinde dolanan diğer herkes gibi.

Ancak şiire tutunmuş sevdalara hayranlık beslerim. Delaura belki de büyük büyük dedesine ait olan şiirlerle Sierva Maria’nın ruhuna erişebilmiştir. Ve karşılaştığı ruh karşısında şaşkınlığa düşmüş kendini aşkın pençesinden kurtaramamıştır. Kim ne derse desin aşk bir sarılma sandalyesidir. Zülfü Livaneli’nin “Kardeşimin Hikayesi” romanında anlattığı üzere bu sandalyeyi son güce getirirseniz ölürsünüz. Önce tatlı bir huzur ve heyecanla sarar sizi, dolu ve doygun hissedersiniz, o huşu içinde sizi nefessiz bıraktığını, kemiklerinizi kırdığını anlamazsınız bile. Ancak değer, her zerrenizde yaşamı tadabiliyorken, bir rahip küçük bir kızın acılarını, iç tutarsızlıklarını şiir ile dindirebiliyorsa aşka değer.

Değinmeden geçemeyeceğim iki nokta var. Birincisi, gerçek olduğu ileri sürülen bir hikayeden yola çıkmıştır Gabo, bilhassa muhabirlik yaptığı zamanlarda bir kazı çalışmasında haber peşinde koşarken, kazılan bir mezardan yirmi iki metre on bir santim saçın etrafa yayıldığına bizzat şahit olmuştur. İkincisi de, Sierva Maria kuduz muydu,  gerçekten iblisler zihnine hücum mu etmişti yoksa bir çeşit deliliğin kıyısında mı yaşıyordu? Hala düşüne dururum.

İnceleme:Büşra Abacı

Kitabın ad: Aşk Ve Öbür Cinler

Kitabın Yazarı: Gabriel Garcia Marquez

Çeviren: İnci Kut

Yayın Evi: Can

Basım Tarihi: 27. Basım Ocak 2018

Isbn: 9789755105949

İlgili Haberler