15.7 C
İstanbul
Salı, Mayıs 18, 2021

Ulla Jelpke: AB, mülteci çocukların çektiği sıkıntıdan ana sorumludur!

Almanya Sol Parti Federal Meclis (Bundestag) Milletvekili Ulla Jelpke mülteci çocukların dramıyla ilgili sorumluluğun AB politikalarında olduğunu söylüyor: “Midilli’de kamplardaki mülteci çocukların düzenli olarak fare ısırıklarıyla yaralandıkları haberleri geliyor. Çocukların intihar girişimlerini duyuyoruz. Türkiye’de ise birçok Suriyeli mülteci çocuk, çocuk işçiliğine maruz bırakılıyor. Avrupa Birliği, bu çocukların ve elbette ailelerinin çektiği acılarda çok merkezi bir sorumluluk taşıyor.”

Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü (UNHCR) verilerine göre 2020 yılının ortası itibariyle dünya çapında yaklaşık 80 milyon insan evlerinden, ülkelerinden kaçmak zorunda kaldı. Mültecilerin yüzde 90’ı kaçtıkları ülkeye komşu olan ülkeler tarafından alınıyor ve orada kalıyor. Sadece yüzde 10’u Avrupa’ya gidebiliyor. Almanya’ya 2020 yılında ilk defa erkeklerden daha çok kadın ve çocuk geldi. 2019 Aralık ayına kıyasla 2020 yılının yazında mülteci çocukların ve ergenlerin oranı üç katına çıktı.

Toplamda dünya çapında 18 yaşın altında 30 milyondan fazla insan mülteci konumunda. Dünyanın her yerinden insanlar başta savaş olmak üzere, kriz ve yoksulluk gibi nedenlerle ülkelerinden kaçıyorlar. Kaçışlarının nedeni kendi ülkelerindeki siyasi ve ekonomik duruma bağlı olarak farklılık gösteriyor.

Geçtiğimiz hafta Almanya Federal Kriminal Polis Bürosu (BKA) verilerine göre ülkede refakatçisiz ve reşit olmayan 1579 mülteci çocuğun kayıp olduğunu yazmıştım. Almanya’da gençlerin, gençlik refah hizmetlerinden yararlanmaları, profesyonel olarak desteklenmeleri ve resmi olarak kaydedilmeleri açıkça düzenlenmiş olsa da kayıp olarak bildirilen çocukların nereye gittikleri konusunda ancak spekülasyon yapılabiliyor. 

Dünyanın her yerinde mülteciler ağır sorunlarla boğuşuyor. Almanya’da kayboluyorlar, Türkiye’de çadır kentlerde ağır koşullar altında kalıyorlar. Tecavüze, şiddete, emek sömürüsüne, ırkçı saldırılara maruz kalıyorlar. AB üyesi olan Yunanistan’da mülteci kamplarında yaşananlar Türkiye’de yaşananlarla aynı veya bazen daha da ağır.

Almanya Sol Parti Federal Meclis (Bundestag) Milletvekili Ulla Jelpke, Almanya’da kaybolduğu açıklanan çocuklarla ilgili Almanya federal hükümetine 2020 yılının Nisan ayında soru önergesi verdi. Sol Parti’nin İçişleri Sözcüsü olan Ulla Jelpke ile Almanya’da kaybolan mülteci çocukları ve AB’nin mülteci politikasını Gazete Duvar’dan Ayşegül Karakülhancı’ya anlattı:

Almanya’da yanında bir refakatçi olmadan gelen mülteci çocukların kaybolduğuna dair sayıları BKA kamuoyuyla paylaşıyor. Bu sayılar bazen artıyor bazen azalıyor ama hep kaybolan çocuklar var. Bu problem sizce nereden kaynaklanıyor?

Öncelikle, federal hükümetin açıkladığı bu sayıların sadece kayıp olarak bildirilen kişileri kapsadığını gerçekte bildirilmeyen ama kayıp olan şahıslarla ilgili olmadığını vurgulamak gerekiyor. Bu sayılara göre, ailelerinden bağımsız seyahat eden bir kısım refakatsiz mülteci çocuk kayıp olarak bildirilmiş. Ancak eğer bu çocuklar tek başlarına kendi ailelerinin yanlarına gitmiş olsalardı, aileler çocuklardan haberdar olmuş olurlardı. Ama çoğunlukla kayıp olarak bildirilen çocukların ailelerinden, çocukların yanlarında olduğuna dair bir geri bildirim olmuyor. Bu çocuklar daha sonra kalıcı olarak kayıp kabul ediliyor ama illaki bir suçun kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya da değiller. Gerçi reşit olmayan mültecileri destekleyen danışma merkezleri ve kuruluşlar, bu durumun bir fenomen olduğunu kabul ediyorlar. Ve gerçekten de refakatsiz ergenlerin suç ağlarının şiddetine maruz kalmaları riski olduğuna dikkat çekiyorlar. Örneğin bu çocuklar, kaçakçılara borç ödemek için fuhuşa, hırsızlığa zorlanıyorlar. Benim açımdan bu kaybolmalara karşı koymanın en önemli olan kısmı insanların öncelikli ihtiyaçlarını karşılamaktır. Örneğin nerede kalacaklarına karar verirken gençlerin kendi tercihlerini daha fazla hesaba katmak gibi. Ayrıca, güvenli, yasal bir oturum edinme perspektifine sahip olmaları da merkezi bir önem de duruyor. Böylece gençler sınır dışı edilme korkusuyla saklanmaları ortadan kalkacak ve suç örgütleri gibi yapılanmalara bağımlı hale gelmeleri de engellenmiş olacak.

BKA’ya göre çocuklar ailelerini veya akrabalarını ziyaret etmek için bulundukları yerlerden başka şehirlere hatta ülkelere gidiyorlar. Başlarına kötü bir şey gelmiyor. Sizce bu açıklama gerçekçi mi?

Bu açıklama oldukça gerçekçi görünüyor. Ancak muhtemelen tüm kayıpları açıklamıyor.

Hükümet sizce bu problemle yeterince ilgileniyor mu?

En azından çocukların suç örgütlerine bağımlı hale geldiğine dair bireysel vakaların raporlar var. Ama kaybolanların ne kadarının böyle bir ağın içine girdiği bildiğim kadarıyla açık değil. Bunun daha fazla araştırılması kesinlikle faydalı olacaktır.

Federal hükümetin bu konudaki tavrında beni rahatsız eden şey, hükümetin konuya dair sadece kontrol etmeye dayalı yaklaşımı. Ancak hükümet geçen yıl benim verdiğim bir soru önergesi üzerine mülteci çocukların ve ergenlerin ortadan kaybolmasına karşı önlem olarak, çocukların ilk kabul merkezlerinde ve ilk yerleştirildikleri tesislerde erken kayıt altına alındıklarını söyledi. Fakat söylemem gerekiyor ki bahsi geçen merkezlerde de genellikle küçük yaştakilerle uygun şekilde ilgilenecek bu alanda profesyonel eğitim almış nitelikte ve pedagojik donanımda personel eksikliği mevcut.

Gençleri bu tür yerlerde kalmaya zorlamak sorunu daha da kötüleştirebilir. Bunun yerine, bu çocukların yaralanmışlıklarını, kırılganlıklarını, hassasiyetlerini hesaba katan, bu duruma uygun davranabilecek iyi bir pedagojik destek sağlanmalıdır.

AB ve Türkiye arasında yapılan mülteci anlaşması Avrupa’ya gelen mülteci sayısını durdurdu. Ama Türkiye’de kamplarda kalan binlerce çocuk var. Yunanistan’da da durum oldukça kötü. AB bu çocukların güvenliği için adım atmayarak çocukların maruz kaldığı şiddet ve tecavüz olaylarında suç ortağı olmuyor mu?

Midilli’den, kamplardaki mülteci çocukların düzenli olarak fare ısırıklarıyla yaralandıkları haberleri geliyor. Bu duruma gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum. Ege Adaları’ndaki sözde hotspot kamplarda çocuklar -yemek, temiz su, tıbbi bakım, eğitime erişim- her şeyden yoksunlar. Durum elbette özellikle çocuklar için kötü. Tekrar tekrar çocukların intihar girişimlerini veya ağır travma geçirdiklerini duyuyoruz. Türkiye’de ise birçok Suriyeli mülteci çocuk, çocuk işçiliğine maruz bırakılıyor. Avrupa Birliği, bu çocukların ve elbette ailelerinin çektiği acılarda çok merkezi bir sorumluluk taşıyor. AB, içerisinde sefaletin ve korkunun yaşandığı ürkütücü kamplar kurarak veya mültecilerin korunması sorumluluğunu tamamen Erdoğan gibi otoriter yöneticilere devrederek insan ve mülteci hakları yükümlülüklerini gözle görülür bir şekilde ihlal ediyor.

Gerek savaşlar gerek yoksulluk gibi nedenlerle Avrupa 3. Dünya ülkelerinden göç almaya devam edecek. AB mülteciler konusunda daha çok insan haklarını temel alan ortak bir mülteci politikası geliştirebilir mi? Almanya AB’nin en güçlü ülkesi olarak böyle bir süreci başlatabilir mi?

İhtiyaç duyulan şey, insan ve mülteci haklarına dayalı bir politikaya 180 derecelik bir dönüş olacaktır. Artık güvenli ve yasal kaçış yolları yaratılmalıdır. Ayrıca mülteciler için bulundukları ülkelerde güvenli bir şekilde kalmaları için perspektif oluşturulmalı. AB içerisinde mültecilerin sorumluluklarının adil bir şekilde paylaşılmasına ihtiyaç vardır. Maalesef şu anda bu hedeflere ulaşmak için herhangi bir başlangıç ​​noktası göremiyorum. Alman hükümeti, AB Konseyi Başkanlığı sırasında Avrupa iltica politikasında bir reform süreci başlatamadı. Buna gerçekten sevinilmeli, çünkü komisyonun (büyük ölçüde Almanya Federal hükümetinin fikirlerine dayanan) reform önerileri daha fazla mülteci korumasına değil, tam tersine dış sınırlarda dahil olmak üzere daha fazla izolasyon, daha fazla sefalet ve şiddet anlamına gelecektir.

Kendilerini güvenli sığınaklar ilan eden, daha fazla mülteci kabul etmeye hazır olan ve dayanışma sergileyen şehirlerin, eyaletlerin girişimleri, daha insancıl bir mülteci politikası için umut veriyor. Ne yazık ki bu dayanışma da şu anda ulusal hükümetler tarafından engelleniyor. Gelecekte, Alman İçişleri Bakanı Seehofer gibi sert ablukalar uygulamak isteyen politikacılara engel olmak için tabandan daha fazla baskı oluşturulması gerekiyor.

Almanya Sol Parti Federal Meclis (Bundestag) Milletvekili Ulla Jelpke mülteci çocukların dramıyla ilgili sorumluluğun AB politikalarında olduğunu söylüyor: “Midilli’de kamplardaki mülteci çocukların düzenli olarak fare ısırıklarıyla yaralandıkları haberleri geliyor. Çocukların intihar girişimlerini duyuyoruz. Türkiye’de ise birçok Suriyeli mülteci çocuk, çocuk işçiliğine maruz bırakılıyor. Avrupa Birliği, bu çocukların ve elbette ailelerinin çektiği acılarda çok merkezi bir sorumluluk taşıyor.”

Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü (UNHCR) verilerine göre 2020 yılının ortası itibariyle dünya çapında yaklaşık 80 milyon insan evlerinden, ülkelerinden kaçmak zorunda kaldı. Mültecilerin yüzde 90’ı kaçtıkları ülkeye komşu olan ülkeler tarafından alınıyor ve orada kalıyor. Sadece yüzde 10’u Avrupa’ya gidebiliyor. Almanya’ya 2020 yılında ilk defa erkeklerden daha çok kadın ve çocuk geldi. 2019 Aralık ayına kıyasla 2020 yılının yazında mülteci çocukların ve ergenlerin oranı üç katına çıktı.

Toplamda dünya çapında 18 yaşın altında 30 milyondan fazla insan mülteci konumunda. Dünyanın her yerinden insanlar başta savaş olmak üzere, kriz ve yoksulluk gibi nedenlerle ülkelerinden kaçıyorlar. Kaçışlarının nedeni kendi ülkelerindeki siyasi ve ekonomik duruma bağlı olarak farklılık gösteriyor.

Geçtiğimiz hafta Almanya Federal Kriminal Polis Bürosu (BKA) verilerine göre ülkede refakatçisiz ve reşit olmayan 1579 mülteci çocuğun kayıp olduğunu yazmıştım. Almanya’da gençlerin, gençlik refah hizmetlerinden yararlanmaları, profesyonel olarak desteklenmeleri ve resmi olarak kaydedilmeleri açıkça düzenlenmiş olsa da kayıp olarak bildirilen çocukların nereye gittikleri konusunda ancak spekülasyon yapılabiliyor. 

Dünyanın her yerinde mülteciler ağır sorunlarla boğuşuyor. Almanya’da kayboluyorlar, Türkiye’de çadır kentlerde ağır koşullar altında kalıyorlar. Tecavüze, şiddete, emek sömürüsüne, ırkçı saldırılara maruz kalıyorlar. AB üyesi olan Yunanistan’da mülteci kamplarında yaşananlar Türkiye’de yaşananlarla aynı veya bazen daha da ağır.

Almanya Sol Parti Federal Meclis (Bundestag) Milletvekili Ulla Jelpke, Almanya’da kaybolduğu açıklanan çocuklarla ilgili Almanya federal hükümetine 2020 yılının Nisan ayında soru önergesi verdi. Sol Parti’nin İçişleri Sözcüsü olan Ulla Jelpke ile Almanya’da kaybolan mülteci çocukları ve AB’nin mülteci politikasını Gazete Duvar’dan Ayşegül Karakülhancı’ya anlattı:

Almanya’da yanında bir refakatçi olmadan gelen mülteci çocukların kaybolduğuna dair sayıları BKA kamuoyuyla paylaşıyor. Bu sayılar bazen artıyor bazen azalıyor ama hep kaybolan çocuklar var. Bu problem sizce nereden kaynaklanıyor?

Öncelikle, federal hükümetin açıkladığı bu sayıların sadece kayıp olarak bildirilen kişileri kapsadığını gerçekte bildirilmeyen ama kayıp olan şahıslarla ilgili olmadığını vurgulamak gerekiyor. Bu sayılara göre, ailelerinden bağımsız seyahat eden bir kısım refakatsiz mülteci çocuk kayıp olarak bildirilmiş. Ancak eğer bu çocuklar tek başlarına kendi ailelerinin yanlarına gitmiş olsalardı, aileler çocuklardan haberdar olmuş olurlardı. Ama çoğunlukla kayıp olarak bildirilen çocukların ailelerinden, çocukların yanlarında olduğuna dair bir geri bildirim olmuyor. Bu çocuklar daha sonra kalıcı olarak kayıp kabul ediliyor ama illaki bir suçun kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya da değiller. Gerçi reşit olmayan mültecileri destekleyen danışma merkezleri ve kuruluşlar, bu durumun bir fenomen olduğunu kabul ediyorlar. Ve gerçekten de refakatsiz ergenlerin suç ağlarının şiddetine maruz kalmaları riski olduğuna dikkat çekiyorlar. Örneğin bu çocuklar, kaçakçılara borç ödemek için fuhuşa, hırsızlığa zorlanıyorlar. Benim açımdan bu kaybolmalara karşı koymanın en önemli olan kısmı insanların öncelikli ihtiyaçlarını karşılamaktır. Örneğin nerede kalacaklarına karar verirken gençlerin kendi tercihlerini daha fazla hesaba katmak gibi. Ayrıca, güvenli, yasal bir oturum edinme perspektifine sahip olmaları da merkezi bir önem de duruyor. Böylece gençler sınır dışı edilme korkusuyla saklanmaları ortadan kalkacak ve suç örgütleri gibi yapılanmalara bağımlı hale gelmeleri de engellenmiş olacak.

BKA’ya göre çocuklar ailelerini veya akrabalarını ziyaret etmek için bulundukları yerlerden başka şehirlere hatta ülkelere gidiyorlar. Başlarına kötü bir şey gelmiyor. Sizce bu açıklama gerçekçi mi?

Bu açıklama oldukça gerçekçi görünüyor. Ancak muhtemelen tüm kayıpları açıklamıyor.

Hükümet sizce bu problemle yeterince ilgileniyor mu?

En azından çocukların suç örgütlerine bağımlı hale geldiğine dair bireysel vakaların raporlar var. Ama kaybolanların ne kadarının böyle bir ağın içine girdiği bildiğim kadarıyla açık değil. Bunun daha fazla araştırılması kesinlikle faydalı olacaktır.

Federal hükümetin bu konudaki tavrında beni rahatsız eden şey, hükümetin konuya dair sadece kontrol etmeye dayalı yaklaşımı. Ancak hükümet geçen yıl benim verdiğim bir soru önergesi üzerine mülteci çocukların ve ergenlerin ortadan kaybolmasına karşı önlem olarak, çocukların ilk kabul merkezlerinde ve ilk yerleştirildikleri tesislerde erken kayıt altına alındıklarını söyledi. Fakat söylemem gerekiyor ki bahsi geçen merkezlerde de genellikle küçük yaştakilerle uygun şekilde ilgilenecek bu alanda profesyonel eğitim almış nitelikte ve pedagojik donanımda personel eksikliği mevcut.

Gençleri bu tür yerlerde kalmaya zorlamak sorunu daha da kötüleştirebilir. Bunun yerine, bu çocukların yaralanmışlıklarını, kırılganlıklarını, hassasiyetlerini hesaba katan, bu duruma uygun davranabilecek iyi bir pedagojik destek sağlanmalıdır.

AB ve Türkiye arasında yapılan mülteci anlaşması Avrupa’ya gelen mülteci sayısını durdurdu. Ama Türkiye’de kamplarda kalan binlerce çocuk var. Yunanistan’da da durum oldukça kötü. AB bu çocukların güvenliği için adım atmayarak çocukların maruz kaldığı şiddet ve tecavüz olaylarında suç ortağı olmuyor mu?

Midilli’den, kamplardaki mülteci çocukların düzenli olarak fare ısırıklarıyla yaralandıkları haberleri geliyor. Bu duruma gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum. Ege Adaları’ndaki sözde hotspot kamplarda çocuklar -yemek, temiz su, tıbbi bakım, eğitime erişim- her şeyden yoksunlar. Durum elbette özellikle çocuklar için kötü. Tekrar tekrar çocukların intihar girişimlerini veya ağır travma geçirdiklerini duyuyoruz. Türkiye’de ise birçok Suriyeli mülteci çocuk, çocuk işçiliğine maruz bırakılıyor. Avrupa Birliği, bu çocukların ve elbette ailelerinin çektiği acılarda çok merkezi bir sorumluluk taşıyor. AB, içerisinde sefaletin ve korkunun yaşandığı ürkütücü kamplar kurarak veya mültecilerin korunması sorumluluğunu tamamen Erdoğan gibi otoriter yöneticilere devrederek insan ve mülteci hakları yükümlülüklerini gözle görülür bir şekilde ihlal ediyor.

Gerek savaşlar gerek yoksulluk gibi nedenlerle Avrupa 3. Dünya ülkelerinden göç almaya devam edecek. AB mülteciler konusunda daha çok insan haklarını temel alan ortak bir mülteci politikası geliştirebilir mi? Almanya AB’nin en güçlü ülkesi olarak böyle bir süreci başlatabilir mi?

İhtiyaç duyulan şey, insan ve mülteci haklarına dayalı bir politikaya 180 derecelik bir dönüş olacaktır. Artık güvenli ve yasal kaçış yolları yaratılmalıdır. Ayrıca mülteciler için bulundukları ülkelerde güvenli bir şekilde kalmaları için perspektif oluşturulmalı. AB içerisinde mültecilerin sorumluluklarının adil bir şekilde paylaşılmasına ihtiyaç vardır. Maalesef şu anda bu hedeflere ulaşmak için herhangi bir başlangıç ​​noktası göremiyorum. Alman hükümeti, AB Konseyi Başkanlığı sırasında Avrupa iltica politikasında bir reform süreci başlatamadı. Buna gerçekten sevinilmeli, çünkü komisyonun (büyük ölçüde Almanya Federal hükümetinin fikirlerine dayanan) reform önerileri daha fazla mülteci korumasına değil, tam tersine dış sınırlarda dahil olmak üzere daha fazla izolasyon, daha fazla sefalet ve şiddet anlamına gelecektir.

Kendilerini güvenli sığınaklar ilan eden, daha fazla mülteci kabul etmeye hazır olan ve dayanışma sergileyen şehirlerin, eyaletlerin girişimleri, daha insancıl bir mülteci politikası için umut veriyor. Ne yazık ki bu dayanışma da şu anda ulusal hükümetler tarafından engelleniyor. Gelecekte, Alman İçişleri Bakanı Seehofer gibi sert ablukalar uygulamak isteyen politikacılara engel olmak için tabandan daha fazla baskı oluşturulması gerekiyor.

Bugünden