Diyarbakır’da halk kayyumlar hakkında ne düşünüyor?

Yerel seçimden 20 ay sonra, HDP’nin ilk defa kazandığı Kars Belediyesi’ne kayyum atandı, Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen tutuklandı, Belediye Meclisi de feshedildi.

Kars, HDP’nin elindeki son il belediyesiydi. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde 65 belediyeyi kazanmış olan Halkların Demokratik Partisi’nin elinde halihazırda dördü ilçe olmak üzere sadece beş belediye kaldı.

4 Kasım 2016 ve 19 Ağustos 2019’da büyükşehir belediyelerine iki defa kayyum atanan Diyarbakırlılarla kayyum sonrası oluşan hissiyatı konuştuk.

Kent sakinlerinin en çok şikayetçi olduğu konuların başında işsizlik ve koronavirüsün daha da belirsizleştirdiği gelecek kaygısı öne çıkıyor.

Siyaset ile ilgili görüş beyan etmeme konusundaki çekinceler daha da artmış görünse kayyum atamalarına karşı rahatsız olduklarını ifade ediyorlar ve bu politikanın yanlış olduğunu savunuyorlar.

Diyarbakır’ın tarihi Çift Kapı surlarına Türk Bayrağı’nın yanına asılmış Azerbaycan’ın bayrağı yoldan geçenlerin dikkatini çekiyor. İki gün önce bayrağın asıldığını söyleyen Ali adındaki esnaf “Destek için asıldı ama doğrusunu söylemek gerekirse savaşın her türlüsü kötüdür” yorumunu yapıyor.

Halka tatlı satan bir esnaf da korona nedeniyle Diyarbakır’da artan işsizlikten ve gelirlerinin çok düştüğünden şikayetçi.

Seçimlerde HDP’ye oy verdiğini söyleyen genç adam, ismini vermeden konuşuyor:

“İki defadır kayyum atanıyor ben çok yanlış buluyorum, ama insanlar sesini çıkaramıyor, alışmak zorunda kalıyorlar. Halk iradesiyle seçtiyse, bırak kalsın, sabıkalıysa YSK’da çıkıyor zaten, varsa bir sıkıntısı aday yapmayın ama eğer seçime girebiliyorsa yönetebilir demektir. Yasal sorun yok madem neden kayyum atıyorsun. Bana göre çok çok yanlış bir politika.”

Trafik çay ocağı önünde oturan iki kardeşin yanına oturuyorum, Mehmet, İstanbul’da güvenlik görevlisi ve koronavirüs nedeniyle ücretsiz izne çıkarmışlar. Seçimlerde o HDP’ye, Diyarbakır’da yaşayan abisi Sinan ise son seçim haricinde AKP’ye oy vermiş.

Sinan
Fotoğraf altı yazısı,Sinan

Mehmet “Biz de isteriz lüks kafe ve restoranlarda yiyip içelim, ama çayı bir lira veriyor diye bu kahveye talim ediyoruz” diyor ve ekliyor:

“AKP döneminde toplumda sınıflar arasında uçurumlar oluştu. Ben ayda 2 bin 800 liraya İstanbul’da aile geçindirmeye çalışıyordum ama olmadı, köyüme döndüm. İktidardakiler insanların ne kadar perişan olduğunu görmek istemiyor, madem güçlü bir ülkeyiz ve yedi düveli karşımıza almışız insanlar neden aç, ben ve benim gibiler neden işsiz…”

Abisi Sinan da, görevden alınıp tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Selçuk Mızraklı’nın hemşerisi olduğunu söyleyerek “Bu dönemde onun gibi temiz, dürüst bir insanı da görevden alıyorlarsa diyecek bir şey yok” diyor.

Sinan, kayyum politikasına karşı olduğunu söylüyor ve kayyumlar döneminde şehrin hizmet görmediğine inanıyor, rüşvetin bu dönemlerde çok yaygınlaştığını iddia ediyor:

“HDP döneminde köyümüze otobüs seferleri başlatıldı ama kayyumlar o seferleri iptal etti. İnsanların cebinde maske alacak parası yok, maske takmıyor diye binlerce lira ceza kesiyor, cebinde bir simit parası olmayan insanlar var, ne yapacak, çoluğuna, çocuğuna nasıl bakacak, düşünen yok. Zengin daha zengin, fakir daha fakirleşti, kayyum atamayla ülkenin bu sorunları çözülmez.”

park

Dağkapı Meydanı’nda özel bir hastanenin karşısındaki parkta oturan bir grubun yanına gidiyorum bu sefer, Ankara’dan gelen misafirleri ile koronavirüs ile ilgili sohbet ediyorlar. Ankaralı, koronavirüs yok, insanların vadesi dolduğu için ölüyorlar diyor; geçen hafta amcasını kaybeden arkadaşı da başa gelmeyinceye kadar hastalığın ciddiye alınmadığını ifade ederek “Allah kimsenin başına getirmesin” sözleriyle onu virüsün varlığına ikna etmeye çalışıyor.

Azad adındaki arkadaşları da “Valla, virüs insanlardan daha tehlikeli değil” diyerek tartışmaya noktayı koyuyor.

Kayyum meselesini soruyorum, AKP’li olduğunu söyleyen misafir, “siyasetten anlamam” diyerek yorum yapmak istemiyor ama devreye arkadaşı Azad giriyor ve kayyum konusunu anlayabileceği bir örnekle açıklamaya çalışıyor:

“Mesela Galatasaray taraftarısın diyelim, onu tutuyorsun sorun yok ama kırmızı kart gören oyuncu oyundan çıkarılacağına, takım ligden düşürülüyor. Yani sevgili abim, ben HDP’ye oyumu verdim, ama seçimden sonra kayyum atandı ve bu politika ile beni de insan yerine koymamış, irademi tanımamış oldular. 2023’de yine seçim var, yine HDP diyeceğiz, onlar da yine kayyum atayacaklar, e bu sıkıntı daha nereye kadar böyle devam edecek?”

Masadaki dört kişi, ülkede kutuplaşmanın yegane sebebinin medya ve siyaset olduğu sonucunda uzlaşıyor ve aralarında iki memur olduğunu belirterek fotoğraf çekmemi istemiyorlar.

Diyarbakır’ın sembolü olan ve 1971’de inşa edildiğinde şehrin en yüksek binası olduğu için “Gökdelen” olarak tanınan eski Orduevi’nin yıkım çalışmalarının başladığı Dağkapı Meydanı’na gidiyorum bu sefer. Yıkımı izleyen bir adamın yanına oturuyorum. Adı Mehmet ve Bağ-Kur emeklisi. Arada bana yıkım ile ilgili malumat da veriyor. On bir katlı binanın tepesine kepçeyi çıkaracak olan vinç geliyor, biz izlemeye devam ediyoruz.

Gökdelen

“Kat azaltarak bir ay içinde yıkacaklarmış ama Atatürk kabartmasını nasıl çıkaracaklar, onu merak ediyorum” diyor.

Doğup büyüdüğü Sur Dabanoğlu Mahallesi’nden çocukken buraya su satmaya geliyormuş.

“Büyüdüğüm sokaklar gibi gökdeleni de yıkılıyor. Yıllardır boş ama yıkılacak olmasına üzüldüm, birçok anım var burada, sanki onlar da silinecek gibi hissediyorum..”

Kayyumlar hakkındaki soruya da “HDP’nin de yanlışları var ama çözüm kayyum değil” yanıtını veriyor.

“Hendek olaylarını da, kayyumları da tasvip etmiyorum, seçimde yine HDP’ye oy vereceğim, 40 yıldır değişen bir şey yok. Artık yorulduk gerçekten” diyerek yıkım çalışmalarını izlemeye devam ediyor.

Park

Diclekent’te bir parkta tek başına oturup sigara içen bir kadının yanına gidiyorum. Adı Necla, emekli bir sağlık çalışanıymış.

“İyi ki bu dönemde hastanede çalışmıyorum, çok zor, Allah yardımcıları olsun” diyor.

HDP belediyelerine kayyum atanmasını nasıl değerlendirdiğini sorusuna “Kayyumlardan da bıktık, koronadan da” diye yanıt veriyor.

HDP’nin siyasetini çok beğenmediğini ama Kürtleri temsil eden bir başka parti olmadığı için seçimlerde HDP’ye oy verdiğini belirtiyor. Namazında, niyazında inançlı bir Kürt olduğunu söyleyen Necla’ya göre kayyum atamaları kul hakkı yemekle eşdeğer:

“Kars’ın belediye başkanı Ayhan Bilgen de beş vakit namazında, inançlı biri ama kayyum gelir gelmez binaya girmeden namaz kılmış. Sanırsın İslam orduları fethe gelmiş! Bir kere yaptığınız kul hakkı yemek, hepimiz o namazı Allah için kılmadığını biliyoruz. Bu görüntülerden ve uygulamalardan gına geldi gerçekten.”

Vahap Coşkun: Kayyumlar postmodern bir kapatma süreci

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevli Doçent Doktor Vahap Coşkun HDP’ye karşı ciddi bir baskılama siyaseti olduğunu söyleyerek belediyelere kayyım atanmasını “postmodern bir kapatma süreci” olarak tanımlıyor:

“Parti fiilen çalışamaz hale geldi ve kitlesiyle bir araya gelecek tüm araçlar elinden alındı bu araçların en önemlisi de belediyeler. Kayyumlar için hukuki gerekçe aramak doğru değil çünkü bu siyasi bir hamle, bu ciddi bir siyasi operasyon ve siyaseten okumak gerekir, bu yüzden de bunu postmodern bir kapatma süreci olarak değerlendiriyorum.”

Vahap Coşkun

Vahap Coşkun, bu süreçten sonra halkın siyasete küseceği yönündeki yorumlara da katılmadığını söyleyerek şu sözlerle devam ediyor:

“Son seçimlerde de gördük, seçmen siyaseten yanlış bulduğu, hukuken herhangi bir yere oturtamadığı eylemlere karşı cevabı sandıkta verme eğiliminde, yarın seçim olsa iradesini tekrara sandıkta ortaya koyacağını düşünüyorum çünkü burada bir irade gaspı söz konusu.”

Cumhuriyetin kuruluşundan beri belediye meclislerinin varlığını koruduğunu, seçmen iradesine saygı gösterildiğini hatırlatan Coşkun şöyle devam ediyor:

“Ama bu sefer belediye meclisi de lağvediliyor ve halkın seçtiği aktörler devre dışı bırakılıyor. Ak Parti iktidarı açısından ironik çünkü en büyük argümanı milli idareye saygıydı ve bu iradenin karşısında kimsenin durmayacağını söylüyordu. Ama bir şekilde hukuki ayak oyunlarıyla millet iradesini boşa çıkarma var. Kayyum atamaları demokratik tecrübeyi ve akışı ciddi manada sekteye uğratan bir şey ve bu süreçteki en önemli kayıp da bu oldu bence.”

Ekonomik refahı sağlayan parti olma imajını kaybeden bir iktidar durumu da söz konusu

Vahap Coşkun’a göre AKP’nin muhafazakar Kürt seçmenden oy almasını sağlayan dinamiklerin başında ekonomik ve sosyal hayata getirdiği yenilikler ve Kürt sorununun demokratik yollarla çözmek için atılan adımlar geliyordu.

“Seçmene verilen mesaj demokratik siyaset içinde Kürt sorununu çözmekti ve daha fazla insan hakları, demokrasi, hukuk diyen bir bakış egemendi. Ayrıca Kürt seçmenlerinin çok büyük kısmı dindar ve cumhuriyetin kuruluş sürecindeki tarihsel perspektifte bu kesim çeşitli mağduriyetler yaşadı ve bu son bulacak diye AK Parti’yi desteklediler.”

Vahap Coşkun, örselenen bu üç faktörün yanında, ekonomik refahı sağlayan parti olma imajını kaybeden bir iktidar durumunun söz konusu olduğunu iddia ediyor.

2015’den itibaren AKP’nin “dağda ölü ele geçirilen terörist bakışıyla” güvenlikçi politikaya bel bağladığını ve bu bakışla Kürt sorununa yaklaştığını, bu yüzden demokratik çözümü paranteze aldığını öne sürüyor.

MHP ile ittifakın çok sert bir şekilde milli kimlik vurgusunu öne çıkardığını söyleyen Coşkun, bu söylem ve politikaların Kürt muhafazakar seçmende ciddi bir rahatsızlığa neden olduğunu savunuyor. Gelecek ve DEVA partilerinin de bu eleştiriler üzerinden hareket ettiğini söyleyen Coşkun şöyle devam ediyor:

“AK Parti’nin muhafazakar, dindar seçmeninde de ciddi bir rahatsızlık var, açıkça ifade etmeseler de özel sohbetlerde bunu dillendiriyorlar. Yeni kurulan partilerin eleştirilerinin odağında da ekonominin çok kötüye gittiği ve Türkiye’nin demokrasi standartlarından gerilediği vurgusu ön planda. Önümüzdeki dönemlerde bu siyasetin mutlak manada bir faturası Ak Parti’ye çıkacaktır.”

Reha Ruhavi: Kürtlerin seçme ve seçilme hakkını devlet eliyle alındığı düşüncesi öne çıktı

Rawest Araştırma Şirketi’nin yöneticilerinden olan Reha Ruhavi de bölgede yaptıkları kamuoyu araştırmalarına göre kayyum atamalarının ardından Diyarbakır, Van, Mardin’de Ak Parti’ye oy veren seçmenin yaklaşık yarısının bu atamalardan rahatsız olduğunu ifade ediyor:

“İlk tepki rahatsızlıktı ve kayyum politikası olumlanmadı. HDP’nin tüm belediyelerine kayyum atanınca o günden bugüne oluşan hissiyat, Kürtlerin seçme ve seçilme hakkını devlet eliyle alındığı yönüne.”

Kürtlerin kendilerini bu ülkenin eşit, ortak vatandaşı gibi hissetmediğini, bu politikaların duygusal ve aidiyet bağlarını zayıflattığını savunan Ruhavi, politik muhalefetin canlı olmadığına ve HDP’nin sokakta aktif siyaset yapamadığına da dikkat çekiyor.

Reha Ruhavi

Alternatif siyaset üretilemediği için tabanda da öğrenilmiş çaresizlik durumunun hakim olduğunu gözlemlediklerini söyleyen Ruhavi “İnsanlar seçimi artık mesaj verme fırsatı olarak görüyor” diyor.

Yarın bir seçim olsa hem seçime katılımın hem de HDP’nin oylarının yükseleceğini de savunuyor.

Bölgede AKP’nin asayiş meselesiyle Kürt sorununu ele aldığını belirten Ruhavi, bölgedeki Kürt seçmenin küseceği kaygısının da artık güdülmediği görüşünde:

“Güvenlik eksenli politikalar AK Parti’ye oy veren kesimi de rahatsız ediyor ama yine de blok blok AK Partiden kayma yok. Oy veren Kürtler 2007’de 2010’da, 13’deki bir motivasyonla oy vermiyor, o zaman seve seve oyunu veren Kürt seçmen şimdi rahatsız ve AK Parti’nin yerine güçlü bir alternatif görmediği için yine ona oy vermek durumunda kalıyor.”

Devletin sokakta zora dayalı bir kontrolü olduğunu söyleyen Ruhavi “siyasi partinin sokağa çıkamadığı yerde seçmenin sokağa çıkması da gerçekçi değil” yorumunu yapıyor.

Kars’a belediye başkanı Ayhan Bilgen’in tutuklanıp yerine kayyum atanmasını da bu olayların son halkası olduğunu söyleyen Ruhavi, Bilgen’in aynı suçtan ikinci defa yargılandığını ve bu hukuksuzluğun Kars halkı tarafından da görüldüğünü ifade ediyor.

Kars’ın dini ve etnik kozmopolit yapısına dikkati çeken Ruhavi, Ayhan Bilgen’in kentte her kesimin takdirini kazandığını vurguluyor:

“Herkesin ezberini bozacak şekilde belediye meclisinde MHP, HDP ve diğer parti meclis üyeleriyle birlikte ortak kararlar aldı, Karslılar belediyenin çalışabileceğini bu sayede gördü çünkü öncesinde Kars’a çöpler bile toplanmıyordu.

“Ak Parti rasyonalitesini kaybetmediği için kayyum atamaz ve Kars’ta kendi geleceğini kendi eliyle yok etmez diye düşünüyordum ama haksız bir yargılama ile hem de siyaseten sonunu getirecek bir hamle yaparak rasyonel olmayan bir karar verdi ve AK Parti bu hamlenin etkilerini seçimde yaşayacak.”

AKP İl Başkanı Budak: Teröre destek verenlerin o makamlarda yeri yok

AKP Diyarbakır il Başkanı Serdar Budak ise partisine yapılan eleştirilere katılmadı ve kayyum atamasının siyasi bir karar olduğu görüşüne de karşı çıkıyor:

”2017’de başladı bu süreç, o zaman da çok tartışılı, çok konuştuk, hiç kimsenin, hiçbir belediye başkanının suç işleme özgürlüğü yok. Eğer teröre, teröriste, terörizme destek veriyorsa, böyle bir özgürlük yok, bu sadece Türkiye’de değil, tüm ülkelerde böyledir, yani görevden alınırlar.”

AKP Diyarbakır İl Başkanı Budak

Kars Belediyesi’ne yapılan düzenlemeyi yakından takip etmediğini söyleyen Budak, bu konu hakkında yorum yapmak istemiyor ama kayyumların Kürtçe’ye karşı uygulamaları olduğu eleştirilerini kasıtlı öne çıkarıldığını savunuyor:

“Hiç kimsenin ne din ne dille bir sorunu yoktur, AK Parti yöneticilerinin ne dille ne dinle bir problemi olamaz. Hatta Kürtçe ile ilgili düzenlemeler, Kürtçe konuşma özgürlüğü AK Parti döneminde gerçekleşti.

“Bunu hiç kimse kısıtlayamaz, dilin kısıtlaması söz konusu değil, çok sayıda spekülasyonlar yapıldı yok efendim tabelalar indirildi, Kürtçe’ye tepki var, yok öyle bir şey bunlar o kesimin yalan yanlış söylentileri.”

Kayyum atamalarıyla milli iradenin de yok sayıldığı eleştirilerine de “teröre destek verenlerin o makamlarda yeri yok” sözleriyle yanıt veriyor.

Partisinin milliyetçi politikaya kaydığı yönündeki eleştirilere ise ”Ak Parti, kuruluş ilkeleri ile muhafazakar demokrat bir parti ve bölgenin de en büyük partisi, Kürtlerin de Türklerin de, Türkiye’nin de en büyük partisidir” diyerek böyle olmaya devam edeceğini savunuyor.